Görmeyi öğrenmek

Bir IWC Mark XVIII’e ilk kez bakan birçok insanın verdiği tepki benzerdir: “Güzel ama fazla sade.” Siyah kadran, beyaz rakamlar, akrep, yelkovan, saniye ve bir tarih penceresi... İlk bakışta şaşırtıcı hiçbir şey yoktur.
Biraz zaman geçince küçük ayrıntılar görünmeye başlar. Saat 12 yönündeki üçgen ve iki nokta, bakışı bir pusula gibi yönlendirir. Dakika çizgileri ile ibreler birbirini tamamlar, zamanı okumak için gözün gereksiz yere dolaşmasına izin vermez. Tarih penceresi, önceki Mark modellerine göre küçültülmüş ve sessizleştirilmiştir: Dikkati dağıtmaz, gerektiğinde kendini gösterir. Kadrandaki yazılar da aynı anlayışla azaltılmıştır. Tasarım, gösterişli olmaya değil, okunabilir olmaya çalışır.
Rakamların yerleşimi değişmemiştir. Akrep ve yelkovan aynı yerdedir. Kasa aynı kasadır. Saat değişmemiştir, değişen sizsiniz. Belki de bu yüzden aynı tabloya, aynı binaya ya da aynı saate her baktığımızda aslında aynı şeyi görmeyiz. İlk bakış yalnızca bir başlangıçtır. Görmek, zaman isteyen bir öğrenme sürecidir. Nesne yerinde durur. Onu her bakışta yeniden kuran zihindir. Üstelik aynı insanın bakışı da zaman içinde değişebilir.
Gözün hafızası
Sanat tarihçisi Ernst Gombrich, Sanat ve Yanılsama adlı klasik eserinde görmenin pasif bir eylem olmadığını söyler. İnsan, daha önce öğrendikleriyle bir ilk izlenim oluşturur. Her yeni ayrıntı ilk izlenimi biraz daha düzeltir. Gombrich’in “schema and correction” dediği süreç işte bu düzeltme hareketidir.
Pilot saatlerinin yalınlığı bir tasarım modasının ürünü değildir. Kokpitte zamanı saniyeler içinde okuyabilme zorunluluğu, bu dili yıllar içinde biçimlendirdi. Estetik de işlevin doğal uzantısı olarak gelişti.
Gestalt psikologları ise gözün ilk bakışta nasıl çalıştığını açıklar. Göz önce parçaları değil, bütünü algılar; ayrıntılar daha sonra anlam kazanmaya başlar. IWC Mark XVIII’in başarısı da tek tek ayrıntılarında değil, bu ayrıntıların birlikte oluşturduğu düzendedir. Bu yüzden bazı saatler ilk anda etkiler sonra susar. Bazıları ise sessiz başlar ama her bakışta biraz daha açılır.
Biçimin dili
James Gibson’a göre nesnelerin biçimi, kullanım amacını da görünür kılar. İyi tasarlanmış bir pilot saati okunabilirliğini açıklamaz, hissettirir. İyi tasarım, açıklamaya ihtiyaç duymaz.
Saatçilik, mekanizmayla sınırlı bir uğraş değil. Bazen en önemli başarı, mekanizmayı unutturan tasarımda bazen de kadrandaki bir boşlukta saklıdır. Büyük tasarım kararları çoğu zaman en az fark edilen ayrıntılarda gizlenir.
İnsan aynı saate tekrar tekrar baktığı için değişmez. Her bakışta başka bir şey görmeye başladığı için değişir.
Peki bir saatin yüzünü okumayı da öğrenebilir miyiz?
Sende Yorum yap