Savunma sanayinde Apollo 13 stratejisi

Bir pazar yazısı olarak başlık oldukça alakasız gelebilir. Kabul ederim. Savunma sanayii ile 1970 yılında Ay’a gidecek olan ve başarısız olan Apollo 13 NASA görevi arasında nasıl bir ilinti bulunabildiğinin sorgulanması doğaldır; hemen açıklayayım. Malum, Soğuk Savaş’ın sona ermesinin ardından Batı Avrupa ülkelerinde refah devleti politikaları uygulandı. Soğuk Savaş’ın sona ermesinin meyvelerinden istifade eden Batı Avrupa ülkeleri, savaşın bir daha çıkmayacağı düşüncesine kapılarak hem ordularını küçülttüler hem de savunma sanayine yönelik üretim kapasitelerini çok ciddi ölçüde düşürdüler.
Rusya’nın 2014 yılında Kırım’ı ilhak etmesi Batı Avrupa ülkeleri için bir alarm çanı olarak kulaklarında çınlamasa bile, Moskova’nın sekiz yıl sonra Ukrayna’yı işgal etme çabası Avrupalılar üzerinde bir alarm değil, bir balyoz etkisi yarattı. Seferberlik ilan eden Avrupa ülkeleri, kendilerini savunabilecek imkân ve yetenek geliştirme peşine düştüler. Ukrayna’yı silahlandırma sözü veren Avrupalıların bu alandaki imkân ve yetenekleri kısıtlı. Her zaman söylerim: Avrupa’nın savunma sanayii, teknolojik açıdan ABD’nin çok da gerisinde değil. Ancak üretim hacmi konusunda maalesef çok gerideler.
Dolayısıyla Ukrayna’yı silahlandırmak için ABD’den mühimmat tedarik etmeye çalışan Avrupa ülkeleri, üretim hacimlerindeki sıkıntılar ve teknolojinin son derece pahalı olmasından dolayı maliyet sıkıntısıyla da karşı karşıyalar. Ukrayna devleti, Avrupa veya ABD’nin kendi ülkelerine mühimmat yardımı yapmasını beklemeden, kendi imkânlarıyla kısıtlı teknolojiyle etkili silahlar üretme çabasına girdiler. Danimarka ve İngiltere de Ukrayna’ya sadece silah tedarik etmekle yetinmediler; aynı zamanda Ukrayna’nın savunma sanayini geliştirme konusunda da Kiev yönetimine önemli imkânlar sağladılar. Savunma sanayinde Apollo 13 modeli de işte buradan kaynaklanıyor.
Bilindiği üzere Apollo 13, 11 Nisan 1970’te Ay’a gitmek üzere fırlatılan ama yolda büyük bir arıza yaşayan NASA göreviydi. Uçuş sırasında bir oksijen tankının patlaması sonucu Ay’a iniş iptal edildi; mekiğin dünyaya dönebilmesi için, mekikte bulunan üç astronot da Ay modülünü ellerindeki imkânlarla bir cankurtarana dönüştürerek Dünya’ya geri dönebildiler. Aslında bir felaketin içinden kurtuluş hikâyesi olarak da özetlenebilir.
Savunma sanayinde “Apollo 13 modeli”, aslında eldeki sınırlı imkânlarla dayanıklı sistemler, kriz yönetimi ve aşırı arıza koşulları altında doğaçlama çözüm üretme; kısmi arızalara rağmen ayakta kalabilen ve yine de toparlanabilen tasarımları veya organizasyonları tanımlamak için sıklıkla kullanılmaya başladı. Bu sayede hem maliyet düşüyor, hem teknolojik bağımlılık azalıyor, hem de “hacimsel satürasyon” savaşında üstünlük sağlanarak zamana karşı yarış kazanılıyor.
Japonya’nın “yeni” dış istihbarat ajansı
Japonya, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana sürdürdüğü parçalı istihbarat düzenini geride bırakarak, yeniden bir dış istihbarat teşkilatı kuracak. Halen 700 kişinin çalıştığı Japon istihbarat teşkilatı CIRO, yalnızca iç istihbarata yönelik bir merkeziydi. Yeni yapılanmada, istihbarat toplama ve analiz faaliyetlerini tek merkezde toplayacak bir Ulusal İstihbarat Bürosu ve üzerinde bir Ulusal İstihbarat Konseyi kurulması kararlaştırıldı. Doğrudan Başbakan Sanae Takaichi’ye bağlı çalışacak bu yeni birim, Çin, Kuzey Kore ve Rusya kaynaklı güvenlik kaygılarının arttığıbir dönemde Japonya’nın bu eksikliğini gidermeyi ve dağınık istihbarat modeline son vermeyi amaçlıyor.
Öte yandan Fransız L’Express dergisi, bu haftaki sayısında Avrupa’nın önde gelen istihbarat teşkilatlarını sıraladı. 21 ülkelik listede Türkiye, muhtemelen Avrupa’lı olarak görülmediği için yer almadı. İlk sırada Birleşik Krallık’ın MI6’sı, ikinci sırada Fransız DGSE, üçüncü sırada ise Hollandalı AIVD bulunuyor. Ukrayna 4., Alman BND 5., İsveç 6., Estonya 8., İspanya 12. ve Belçika 15. sırada yer alıyor.Bu sıralamada en isabetli görünen nokta, Avrupa’da 1. sırada gösterilen İngiltere. İspanya 12. sıradaysa, en azından komşusu Fas’tan gelen 60 bin düzensiz göçmen konusunda önceden bilgi sahibi olur, önlem alırdı. NATO ve AB’ye ev sahipliği yapan Belçika da, son yıllardaki yatırımları ve operasyonları sayesinde Avrupa’nın ilk 8’i arasında yer almalı. Türkiye değerlendirmeye alınsaydı, ilk 5’te olurdu.
Categories: Savunma sanayinde Apollo 13 stratejisi
Sende Yorum yap