Direniş öyküsü
Fransa’da inanılmaz bir gece yaşadık. Bir başkaldırı izledik. Ama sürpriz değil planlanmış bir başkaldırı...
Yani dün Fenerbahçe adına devasa bir direniş öyküsü izledik. Ve Fenerbahçe, Devler Ligini olağanüstü futbolu ile sonuna kadar hak etti.
İlk yarıdaki Fenerbahçe, uzun yıllar izlemediğim bir takım görüntüsündeydi. Muazzam oynadılar. Muazzamın yerine başka ne kelime kullanılır bilmiyorum.
Takımın yayılması, baskısı, savunmadaki anlayış, mücadele hepsi vardı. Lyon’u öyle aciz durumlarda bıraktılar ki, adamlar ne oynayacaklarını, nasıl oynayacaklarını şaşırdılar.
Ama tabii sahada öyle bir futbolcu var ki, bu adam bu ülkeye nasıl geldi akıl alır gibi değil: Greenwood... İlk golden önce Oğuz’a ters taraftan öyle bir pas attı ki bu pas ne fizik ne kimya ne geometri ile açıklanabilir. İnanılmaz bir pas. Bu pasın sonrasının hakkı gol olmalıydı ve oldu.
Maçın 2. yarısında korkunç bir mücadele vardı. Fenerbahçe yine iyi başladı. Ama çok gol kaçırdık.
Hele Oğuz’un kaçırdığı bir gol var ki inanılır gibi değil. Neresiyle vursa gol olacak bir top. Üstelik topa da iyi vuran adam ama o dışarı attı.
Bu kaçan golden sonra Lyon’un gereksiz golü geldi. İşte o dakikadan sonra Fenerbahçe için bir ölüm-kalım mücadelesi başladı. Herkes 3-4 kişilik oynadı. Herkes neredeyse son nefesini veriyordu.
Savunma, başta Ederson ile buram buram tecrübe Skriniar ile Ake, kanat bekleri ve tabii ki Guendouzi ile Kante. Arkadaş bu adamlar nedir? Böyle bir ciğer nasıl olabilir? Bir tecrübe sahaya nasıl bu kadar yansıtılabilir? Gerçekten bu ikili olağanüstü bir gün geçirdi.
Sonuç olarak maçın hakkı Fenerbahçe’nindi. Böyle bir mücadelenin ödülü Şampiyonlar Ligi olmalıydı. Oldu. Tebrikler Fenerbahçe.
Ama tabii İsmail hocanın hakkını da vermeliyiz. Maça iyi hazırlanmış ve rakibi iyi çözmüştü. Yine ben dahil herkesi mat etti. O yüzden koskocaman tebrikler hocam. Hep böyle kal.
Sende Yorum yap