s

Film gibi bir hayat

Bazı insanlarla sohbet etmek hayat hakkında birkaç ciltlik bir kitap okumaya benziyor. Yaşadığı şeyleri dinlerken sizin kalbiniz sıkışıyor mesela, o nasıl geçti buralardan, nasıl atlattı bu badireleri, tahmin bile edemiyorsunuz.

Milliyet Sanat dergisinin eylül sayısında ayın söyleşisi için bir araya geldiğimiz Suna Selen ile böyle oldu. 26 Eylül’de başlayacak 33. Adana Altın Koza Film Festivali’nden (Macit Koper ve Aydın Sayman ile beraber) alacağı Emek Ödülü idi vesilemiz. Konuştukça konuştukça bunun en hak edilmiş emek ödüllerinden biri olduğunu gördüm, neden kendisini sanat emekçisi diye tanımladığını da anladım.

Suna Selen için sinema 1960 yılında Metin Erksan’ın yönettiği “Gecelerin Ötesi” ile başlamış. Cahit Irgat’ın Oda Tiyatrosu’nda oynarken gelen teklifi kayınvalidesinin teşvik etmesiyle kabul etmiş. Daha sonra Metin Erksan ona “Susuz Yaz”ı da önermiş ama tiyatro turnesi nedeniyle kabul edememiş, belki kayınvalidesi olsa onda da oynamasını sağlardı. O kayınvalide - ki kendisi meşhur Şakir Paşa’nın gelini Remzet Hanım - 18 yaşındayken evlenmesinin de sebebi. Kendi anne babası izin vermediği için kayınvalidesiyle pazarlık etmiş baştan; “Oğlunuzla evlenirsem beni Akademi’ye yollayacak mısınız?” O yaşta bir mantık evliliği yapmış yani, hayattaki en büyük tutkusu olan resim uğruna.

Ama hayat ona çok da şefkatli davranmadığı için bu tutkunun peşinden sonuna kadar gidememiş, ressam değil oyuncu olmuş, mesleğe ne kadar âşık olduğundan emin değilim ama çok yetenekli olduğu ve çok çalıştığı kesin. Hep çok çalışmış, şimdi 87 yaşında daha da çok çalışıyor. Üç kere evlenmiş, bir kere âşık olmuş ki o da sonuncu kocası Güner Sümer’e. Onu genç yaşta kanserden kaybedince gönül defterini kapatmış. Her evliliğinden birer çocuk sahibi olmuş, hayatı hep bir mücadeleyle geçmiş. Ama ben böyle bir zorlu hayattan sanki peri masalı anlatır gibi bahsedebilen insan hiç görmedim. Ve bu kadar dik durup her zorlukta kendine bir yol açabilen. 18 yaşında okuyabilmek için evlenen bir kadından söz ediyoruz neticede.

Güner Sümer kanser tedavisi görüyor yurt dışında, oğulları bebek, kendisinin üzüntüden sütü kesilmiş. Para istediği babası “Kocanın ailesinden iste” dediği için gidip ilk ödülü olan İlhan İskender Armağanı’nı satıyor mesela. Ya da ikinci kocası Münir Özkul onu kızlarını doğurması için hastaneye bırakıp kendi Sadık Şendil ile masaya dönüyor, kendi kendine doğum yapıyor, ertesi gün hemşire “Adını ne koyacaksınız?” diye sorduğunda hâlâ baba orada değil ki ortak karar verilsin.

Aldatılma konusu apayrı bir cilt olur, yakın zamanda katıldığı İzzet Çapa’nın programından sonra magazinde de çok konu oldu; ilk kocası onu 20 ila 30 defa aldatmış ve bu Suna Selen’in umrunda değil. Kavgada karşı duvara tabla fırlatana kadar kocası Cem Kabaağaç’tan ayrılmak için ya da adamakıllı bir kavga çıkartmak bir sebep görmüyor. Beraber bastığı kadın ona “Sütyenimi ilikler misin?” diyebilmiş düşünün. “Ne yaptınız?” diyorum, “Ne yapacağım, ilikledim” diyor. Münir bana “Sen benim için fazla ciddisin, bana taze kan lazım dedi” diye anlatıyor. “Ne yaptınız?” diyorum, “Ne yapacağım, boşandım” diyor. Dayanamayıp birkaç kez “Kızmadınız mı, öfkelenmediniz mi?” diye soruyorum, “Öfkenin kime ne faydası var Allah aşkına?” diyor gülerek.

İnsana hayatta neyin önemli, neyin önemsiz olduğunu düşündüren, zamanında belki öfkeden delirdiğimiz şeylerin izinin bile kalmayacağını öğreten bir söyleşi oldu özetle. Elli liralık banknotların üzerinde yüzünü gördüğümüz, Türk edebiyatının ilk kadın yazarı Fatma Aliye Topuz’un torunu Suna Selen’in film gibi hayatı umarım gerçekten film olarak çıkar karşımıza.

Categories: Film gibi bir hayat

Haber Yorumları

Henüz Yorum Yapılmamış.

Sende Yorum yap

Son dakika haberler

En güncel ve en doğru, tarafsız haberin merkezi.