Nefret söylemi onurlandırılır mı?
Dünyanın en saygın kültür-sanat kurumlarından biri, New York’taki The Metropolitan Museum of Arts.

Her yıl MET Gala ile Kostüm Enstitüsü için büyük bir bağış gecesi yapılıyor, MET Gala’nın temasıyla Kostüm Enstitüsü’nün teması da bir oluyor.
Aynı konu ya da kişi onurlandırılıyor.
Malum, bu yılki gala ve serginin konusunun John Galliano olduğu açıklandı.
Evet, John Galliano modayı değiştiren, Dior’da unutulmaz koleksiyonlara imza atan, podyumu tiyatro sahnesine çeviren olağanüstü bir yetenek, ama aynı zamanda unutmak istesek de unutulmayacak bir nefret söylemiyle de özdeşleşmiş bir isim.
2011’de Paris’te bir kafede sarhoş hâlde söylediği antisemitik ve ırkçı sözler, Adolf Hitler’i öven ifadeleri ve ardından gelen büyük çöküşü biliyoruz.
John Galliano, Dior’dan gönderildi, moda dünyasından uzaklaştı.
Sonra ne oldu?
Özür diledi, bağımlılığıyla yüzleşti ve tedavi gördü.
Uzun süre ortalarda görünmedi.
Yıllar sonra yeniden moda dünyasına döndü.
Bir insanın yaptığı büyük bir hatadan sonra hayatını yeniden kurabilmesine inanmak gerekiyor.
Galliano gibi olağanüstü bir yeteneğin yeniden üretmesi, yeniden çalışması ve kariyerine devam etmesi elbette mümkün olmalı.
Çünkü insanı sonsuza kadar yaptığı bir hataya hapsederek kaybetmek yerine ona ikinci bir şans vermeye değer.
Peki ama, ikinci şans vermek başka, onurlandırmak başka değil mi?
The Metropolitan Museum of Art’ın 2027’de John Galliano’ya adadığı sergi tam da bu nedenle düşündürücü.
Şimdi bunun üzerine bir de tarih meselesi ekleniyor.
2027 MET Gala’nın planlanan 3 Mayıs tarihi Yom HaShoah’a, Holokost’u Anma Günü’ne denk geliyor.
İnsan ister istemez soruyor, gerçekten kimse bunu önceden düşünmedi mi?
Anna Wintour gibi moda ve medya dünyasının en deneyimli isimlerinden biri bunu nasıl görmedi?
Hadi o görmedi, The MET’in yönetimi, küratörleri, sergiyi hazırlayan ekip bunu nasıl hesaplamadı?
John Galliano’nun geçmişi ortadayken, Yahudi toplumunun böyle bir tarihte yapılacak gösterişli bir etkinliğe nasıl tepki verebileceği gerçekten tahmin edilemez miydi?
Şimdi etkinliğin tarihinin değiştirilmesi gündemde.
Ama açıkçası sorun yalnızca tarihten ibaret değil.
Nefret söylemi kimi hedef alırsa alsın kabul edilemez.
Hangi din, dil, ırk olduğu fark etmez.
Ünlü ya da yetenekli biri tarafından söylenmiş olması da bunu değiştirmez.
Bugün 1 Eylül Dünya Barış Günü.
Her geçen gün nefretin ne kadar kötü ve tehlikeli olduğunu büyük bir üzüntüyle daha da net görüyoruz.
Bir insanın yaptığı büyük bir hatadan sonra yeniden hayata dönmesini desteklemek başka şey.
Onu dünyanın en büyük kültür kurumlarından birinin en önemli etkinliğinin merkezine koyarak ödüllendirmek başka şey.
Anna Wintour ve The Met yönetimi, böylesine büyük bir tepkiyle karşılaşacaklarını gerçekten görememiş olabilir mi?
Eğer gördülerse, neden bu yolu seçtiler?
Bunun müzeye vereceği zararı nasıl düşünemediler?
Eğer görmedilerse, böylesine büyük bir kültür kurumunda karar alma sürecinde ne eksikti?
Nasıl bu kadar duyarsız ve umursamaz davranabildiler?
Zamanın ruhunu nasıl bu kadar yanlış okudular?
Yoksa hâlâ kendilerini istedikleri kişiyi zirveye çıkaracak, hatta istedikleri her şeyi yapabilecek kadar ayrıcalıklı mı görüyorlar?
Kültür-sanat ve moda dünyası, toplumdan bu kadar kopuk olabilir mi?
İşte asıl düşünülmesi gereken bunlar.
Son dakika bilgisi: John Galliano, tartışmaların sonucunda, dün akşam kendi kararıyla üzülerek sergiyi gerçekleştirmeme kararı aldığını açıkladı.
Categories: Nefret söylemi onurlandırılır mı?
Sende Yorum yap