Beyaz ve Hristiyan adam demokrasisi…


Kopenhag’da son yılların insanlık adına en utanç verici toplantılarından birisi yapıldı.
Avusturya, Almanya, Danimarka, Hollanda ve Yunanistan içişleri bakanlarını buluşturan bu toplantıda yeni bir hayat umuduyla Avrupa’ya göç etmiş insanların durumu ele alındı.
Bakanların “Ortak Avrupa Projesi” adını verdikleri yeni uygulamaya göre, ülkelerine geri gönderilemeyen göçmenler, Ruanda veya Uganda’ya yollanacak.
Belli ki AB bu ülkelere para verecek ve bu sayede kendi “yükünden” kurtulacak.
İngiltere’de Muhafazakâr Parti iktidarında aynı yol denenmiş ama Yüksek Mahkeme bu garabete izin vermemişti.
Bu 5 bakan yaptıkları ortak basın toplantısında uygulamanın AB hukukuna uygun olduğunu da iddia ettiler.
Beyaz ve Hristiyan adam demokrasisi tam da böyle bir garabet işte.
1951 Cenevre Sözleşmesi, “Geri Gönderme Yasağı” (Non-refoulement) ilkesini uluslararası hukukun temel kurallarından birisi haline getirdi oysa.
“AB hukuku” dedikleri şeyi biliyoruz biz:
Pandemi döneminde daha yüksek fiyat verip, başta Afrika ülkelerinin aşılarını çalmak bunların AB hukuku.
Ege Denizi’nde içinde çocukların olduğu botları patlatmak, geri itmek mi hukuk yoksayardım adı altında Afrika, Karayip ve Pasifik ülkelerine sosyal dokularına aykırı yasal düzenlemeleri dayatmak mı?
Demokrasi ve insan hakları sözcükleri Brüksel’de anlamını yitiriyor, güçlülerin hukuku ve ahlaksızlığa yasal kılıf bulmaya dönüyor.

ABD’nin İsrail’in varlığını kurtarma planı
Axios’un duyurduğu ABD’nin Yeni Ortadoğu Planı aslında İsrail’in varlığını kurtarma planı.
Washington,devasa silah ve askeri desteğinin İsrail’in kendisini güvende hissetmesine fayda sağlamadığını anladı.
İsrail’in çok sık başvurduğu önleyici savaş ve bölgedeki ülkeleri bölerek güçlü olmayan devletçikler yaratma doktrininin dünyayı daha da karmaşık bir hale getirdiğini sonunda fark etti.
En önemlisi de İsrail’in bu doktrininin dünyadaki Yahudi düşmanlığını inanılmaz noktalara taşıdığını gördü.
Axios’a sızan belgeler Suudi Arabistan’ın İbrahim Anlaşması’na katılması örneğiyle anlatılmış ama bu basit bir örnek.
Washington, seçimlerdeNetanyahu yükünden kurtulacak, İsrail’in bu saldırgan savunma doktrinini değiştirecek anlaşmalar peşinde koşacaktır.
Irak, Lübnan ve Suriye, teknik olarak halen İsrail ile savaş halinde olan ülkeler.
Cezayir, Umman, Katar, Yemen gibi yakın, Pakistan, Malezya, Somali, Bangladeş gibi görece uzak ülkeler için de İsrail devleti yok hükmünde.
Washington’ın değiştirmek istediği ve bu sayede İsrail’in kendisini güvende hissederek saldırganlığa son vereceğini düşündüğü tablo bu.
Böyle bir çaba başladığında Washington elbette Ankara’nın da kapısını çalacaktır.
Türkiye’nin İsrail devletinin varlığıyla bir problemi yok, soykırımcı Netanyahu ve ortaklarıyla problemi var, Türkiye’nin beklentisi Tel Aviv’in Birleşmiş Milletler kararlarına uyması ve 1967 sınırlarına çekilerek iki devletli çözümü kabul etmesi.
ABD, Netanyahu iktidarda olduğu sürece böyle bir planı masaya koyamayacağını biliyor, Trump’ın, Netanyahu’nun dört gözle beklediği tek bir destek cümlesi bile kurmamasının nedeni de bu.
Böyle bir plan kâğıt üzerinde mantıklı olsa bile, Netanyahu döneminde fazlasıyla sağa kayan, seçmen sayısındaki artış nedeniyle Ultra Ortodoks Yahudilerin belirleyici olduğu bir düzlemde ne kadar uygulanabilir, kestirmek kolay değil.
Yine de İsrail saldırganlığının artık taşınılamaz boyuta geldiğinin fark edilmesi önemli bir gelişme.
Trump’ın Özel Temsilcisi Steve Witkoff, Gazze’de soykırım devam ederken Tel Aviv’e ulaştığı bir gün, Şabat nedeniyle Başbakan ile görüşemezsiniz cevabını kabul etmedi, sonuçta Netanyahu apar topar Witkoff’un yanına gitti. Yani söylemi başka olsa bile Beyaz Saray, baskı ve hatta emir vermekonusundaİsrail’e karşı net davranır, iki eşit ülke ilişkisi kurmaz.
Bölgede barış olur mu bilmiyorum ama barış arayışları için bile İsrail’in Netanyahu yükünden kurtulması şart gibi gözüküyor...
Nüfus karanlığı…
Manşetteki haberimizde bir sürü rakam ve istatistik var, hepsi düşündürücü bilgiler.
Beni en çok düşündüren şey, 2060 yılına kadar küreselnüfusta 65 yaş ve üstü kişilerin sayısının da yaklaşık 1,15 milyar artacak olması.
Yani yaşlı nüfus dünyanın %19,6’sını, Avrupa’nınsa %31’ini oluşturacak.
Bu yaşlı nüfusun emeklimaaşları, sağlık giderleri sayıca daha az olan genç nüfusun üzerine kalacak.
Bu tüm ülkelerde kamu maliyelerini ve sosyal güvenlik sistemlerini sallayacak bir gelişme olacak.
Sadece bu değil, dünya üzerindeki toprakların neredeyse yüzde 80’ini çiftlik hayvanlarına yem yetiştirmek için kullanıyoruz. Dünya nüfusu 2 milyar arttığında gıda arzı zinciri de zorlanacak. Daha da önemlisi çiftçilik yapacak nüfus bulunamayacak.
Nüfus karanlığı tüm dünyayı ve haliyle bizi de tehdit ediyor, bu tehlikenin mutlaka farkına varmak ve önlemini bugünden almak zorundayız.
Categories: Beyaz ve Hristiyan adam demokrasisi…
Sende Yorum yap