Okula başlamaya hazır mıyız?
Yılın o zamanı geldi. Haftaya okullar ülke genelinde açılıyor. Milyonlarca öğrenci ilk kez okula başlayacak. Evinizde merak, heyecan, kaygı, korku tüm duygular karışmış durumda olabilir. Bu süreci en sağlıklı nasıl atlatabiliriz bakalım

Yazının başlığı “Okula başlamaya hazır mıyız?”; çünkü bu dönem, çocuklar kadar ebeveynleri de zorluyor. Hatta bazı durumlarda çocuğu okula bırakamayan, okuldan ayrılamayan ebeveyn oluyor. Okula uyum sürecini, yeni çıkan “Pera Okula Başlıyor” kitabının da yazarı Klinik Psikolog Ahmet Sert ile konuştuk. Sert, “Sağlıklı bir uyum süreci çocuğun hiç ağlamaması ya da kaygılanmaması değil, zorlandığı duyguların içinden, güvende ve anlaşıldığını hissederek geçebilmesidir” diyor.
Sağlıklı ve dengeli bir uyum süreci nasıl olmalı?
Okula uyum, çocuğun önemli gelişimsel görevlerinden biri. Çoğu çocuk için aynı zamanda anne ve babasından düzenli olarak ayrı kalacağı ilk deneyimlerden biri. Dolayısıyla hem çocuk hem de ebeveyn açısından zaman zaman stresli ve karmaşık bir süreç. Temel hedefimiz; yaklaşık 4-6 haftalık süreçte (elbette çocuktan çocuğa değişebilir) çocuğun öğretmeni ve akranlarıyla bağ kurması, okula aidiyet geliştirmesi, rutinleri öngörmeye başlaması ve ebeveyninin onu bırakıp geri geleceğine dair güven kazanmasıdır. Burada önemli bir ayrım var: Sağlıklı uyum, çocuğun hiç ağlamadığı, kaygılanmadığı okula alıştığı bir süreç değildir. Ayrılık; kaygı, özlem, gerilim ve zaman zaman çatışma yaratabilir. Bunlar tek başına sürecin sağlıksız olduğunu göstermez. Çocuk bağ kurdukça, rutinleri öğrendikçe ve tekrar tekrar, “Beni bırakıyorlar ama geri geliyorlar; burada güvendeyim” deneyimini yaşadıkça kaygının yerini güven ve aidiyete bırakmasını bekliyoruz. Süreçteki hedefimiz çocuğun hiç zorlanmaması değil, zorlandığı duyguların içinden güvenli bir şekilde geçerek okula uyum sağlayabilmesidir.

Aynı güven mesajı önemli
Bu süreçte aile ve eğitimcilerin yaklaşımı ne yönde olmalı?
Bence en önemli nokta, ebeveyn ile okulun çocuğa aynı güven mesajını verebilmesi. Ebeveynin vedalaşmayı uzatmaması, gizlice kaçmaması, çocuğa tutulamayacak sözler vermemesi, her sabah yeniden “Bugün gitmek ister misin?” diye okul kararını çocuğun önüne koymaması önemli. Öğretmen tarafında ise çocuğun duygusunu kabul etmek ama o duygunun içinde kaybolmamasına yardımcı olmak gerekiyor. Örneğin “Anneni özlediğini biliyorum. Annen seni almaya gelecek. Şimdi ben senin yanındayım” gibi bir yaklaşım çok kıymetli. Yani yetişkinlerin görevi çocuğun bütün olumsuz duygularını ortadan kaldırmak değil; o duygularla baş edebileceği güvenli, sakin ve öngörülebilir bir yapı kurmak. Sanırım bu sadece okula uyumda değil, çocuk yetiştirirken genel tutumumuz olmalı.
Kararsızlık süreci zorlaştırır
Ebeveynler nasıl sakin, net ve tutarlı olabilirler?
Çocuğunu okula başlatmak isteyen ebeveynlere önce şu soruyu sorarım: Siz hazır mısınız? Çünkü ebeveyn kararından eminse süreç çok daha kolay ilerliyor. Okula uyum zaten çocuk için kaygılı bir dönem. Bu süreçte en çok ihtiyaç duyduğu şey; ne yaptığından emin, sakin ve kararlı yetişkinler. Çocuk zorlanabilir, ağlayabilir, ayrılmak istemeyebilir. Duygusunu görmek ve kapsamak önemli; ancak bu duyguları hiç yaşamasın diye sınırları sürekli esnetmek sağlıklı değil. Ebeveynin görevi çocuğun hiç zorlanmamasını sağlamak değil, zorlanırken ona güvenli bir liman olabilmek.
Çoğu zaman ayrılamayan ebeveyn oluyor. Bu durumda ne yapmalı?
Bu aslında oldukça doğal; çünkü ayrılık iki kişilik bir deneyim. Ancak ebeveynin kendine şunu hatırlatması önemli: Çocuğumun gelişimi için bu kararı aldım ve bu kararın arkasındayım. Ebeveynin kaygısı ve kararsızlığı süreci zorlaştırabiliyor. Bu nedenle vedalaşmayı uzatmamak, kararlı olmak ve hem çocuğun hem de kendisinin zorlanmasının insani olduğunu kabul etmek önemli.
“Bazen desteğe ihtiyaç duyan ebeveyndir”
Hangi durumlarda destek almak gerekir?
Burası biraz hassas bir nokta. Her çocuğun okula uyum hızı farklı olduğu için “Şu kadar sürede şunlar olmazsa problem vardır” gibi keskin kriterleri çok sağlıklı bulmuyorum. Her çocuğu kendi hikâyesi içerisinde değerlendirmek gerekir. Örneğin ebeveyninden daha önce hiç ayrılmamış bir çocuğun yaşayacakları ile onlarla vedalaşmaya alışmış bir çocuğun yaşayacakları aynı olmaz. Kimi çocuk için 2 hafta süren kaygılar bizi tedirgin ederken kimi çocukta 5. haftada devam eden değişimler bizi kaygılandırabilir. Burada süreden çok sürecin nasıl seyrettiğine bakmak önemli. Haftalar geçmesine rağmen zorlanmada azalma olmuyorsa, çocuk günün önemli bölümünde sakinleşemiyor, öğretmeniyle ilişki kuramıyor, oyun ve etkinliklere katılamıyorsa; uyku, yeme, tuvalet gibi alanlarda belirgin ve devam eden değişiklikler ya da yoğun okuldan kaçınma görülüyorsa işte o zaman destek almak düşünülebilir. Bazen de desteğe ihtiyaç duyan çocuk değil ebeveyndir. Çocuğun ayrılığı tolere edebildiği ancak ebeveynin yoğun kaygı yaşadığı durumlarla da sık karşılaşıyoruz.
Sende Yorum yap