s

Avrupalılar bizi ne kadar da severmiş meğer!

İkisi de nur içinde yatsın; Yaşar Güvenir’in şiiri, Zeki Müren bestesi ile, 1980’lerden beri adeta atasözü niteliği kazanmış bir şarkı sözü vardır literatürümüzde: “Seni uzaktan sevmek aşkların en güzeli; alıştım hasretine, gel desen gelemem ki!”

Bizim, Avrupalı olma maceramız (ki macera kelimesi bile süreci tam anlatmıyor!) bu noktaya dayandı. Gerçi onlar “Gel!” demiyor ama “Gel desen…” de artık gelemeyecek gibiyiz. Mizah bir tarafa, son günlerde AB tarafında Türkiye’ye, daha doğrusu bizim savunma sanayimize göz kırpmalar o kadar arttı ki, iş, ortaklık, üyelik değil, alış-veriş boyutuna evrilirse şaşmamak gerekir.

Bu yeni dönemecin önemini anlatmak için, özellikle yaşı elvermeyen gençlere kısa bir tarihçe sunalım:

31 Temmuz 1959: Türkiye Avrupa Topluluğu’na ortaklık başvurusu yaptı.

12 Eylül 1963: İlişkilerin hukuki temelini oluşturan Ankara Anlaşması imzalandı.

14 Nisan 1987: Tam üyelik için resmî başvuru gerçekleştirildi.

10 Aralık 1999: Helsinki Zirvesi’nde Türkiye resmen aday ülke ilan edildi.

3 Ekim 2005: Katılım müzakereleri resmen başladı.

Yani 67 yıllık bir “uzaktan aşk” meselesi var ortada. Oysa, onların Osmanlı’yı parçalayarak, en azından Orta Doğu’yu elimizden alarak, Bağdat Petrolünü kendi mülkiyetlerine, Kudüs’ü de Siyonist mülkiyetine geçirme süreci tamamlanır tamamlanmaz, Türkiye “ulusların dostları düşmanları olmaz, çıkarları olur!” diyerek, Avrupalılığını ilan etmişti. Önce İngiltere ile Fransa arasında, sonra Avrupa ile Amerika arasında “Türkleri en çok ben severim!” kavgalarına tanık olduk; sonra ise, “Bu sevgiye NATO yeterli!” denilerek, bizim Avrupalılık başvurumuz unutuldu!

Ta ki Avrupa kendi içinde bir ekon omik ve siyasal birlik oluşturma çabasına girinceye kadar. İlk liberal hükumetimiz Demokrat Parti Avrupa’nın kapısını çalmış; başbakan rahmetli Adnan Menderes “Türkiye’nin Avrupa’ya ilk adımı attığını” ifade etmişti. Sonra biz Menderes’i ve iki bakanını siyaseten idam edince, bir bakıma haklı olarak, Avrupa, “Siz önce başbakanınızı idam etmemeyi öğrenin!” diyerek, başvurumuzu askıya almıştı. 5 yıl sonra Ankara Anlaşması’nı imzalayarak Avrupalılık sürecimizi yeniden başlattık. Dedikleri gibi, olayın bundan sonrası, tarih!

Bu tarih, Trump’ın kendisi ve bakanları AB’nin, bundan sonra sadece ekonomide değil, ama savunmada da kendi başının çaresine bakması gerektiğini açıklaması üzerine yeni dönemece girdi. Medyada ve siyaset alanında, gün geçmiyor ki yeni bir “Türkiye ve Avrupa’nın yeni ortaklığı: savunma sanayii” tarzı başlık ve çağrılar görmeyelim.

Örneğin, The Guardian yazarı Paul Taylor “Avrupa Türkiye’ye stratejik bir yeniden yapılanma arıyor” başlıklı yazısında, “Trump’ın Avrupa güvenliğinden uzaklaşması, Brüksel ve Ankara’yı birbirine daha da yaklaştırıyor” diye yazdı. New York Times Avrupa Masası eski şefi, Katrin Bennhold, geçen Temmuz’a kadar Avrupalıların “çok büyük, çok anti-demokratik ve çok farklı” dedikleri Türkiye’nin “Çok güçlü, çok modern ve AB’ye çok uygun” bir savunma sanayii olduğunu fark ettiklerini istihza ile kaleme aldı.

İtalya Savunma Bakanı Guido Crosetto, AB’nin 27 üyesinin, aralarında İngiltere, Norveç, Türkiye ve Ukrayna’nın da bulunduğu, birliğe üye olmayan 13 Avrupa ülkesiyle ittifak kurması gerektiğini söylüyor. Benzeri çağrılar başka siyasetçilerden de geliyor.

Uluslararası Siyonizmin, ABD’den sonra (veya ona ek olarak) Kıbrıslı Rumlar ve Yunan siyasetçileri, kendi “Büyük İsrail” ve yeniden haritası çizilmiş bir Orta Doğu projesine alet etme çabaları, esasen AB’nin bu “İHA, SİHA, roket savunma şemsiyesi üreticisi Türkiye” söylemine çok uygun düşüyor. Gerçi Almanya sebebiyle AB’nin İsrail’e bir türlü bitmeyen Holokost borcu sebebiyle, AB ile Türkiye arasında savunma sanayi ortaklığı, tam bir “yakından sevme” boyutuna ulaşamayabilir; ama yaklaşan yerel seçimleri kazanması muhtemel Almanya için Alternatif (AfD) partisi AB’nin bu yeni Türkiye sevdasına bir “yakınlık” kazandırabilir.

Haber Yorumları

Henüz Yorum Yapılmamış.

Sende Yorum yap

Son dakika haberler

En güncel ve en doğru, tarafsız haberin merkezi.