s

11 Eylül’den 25 yıl sonra

Filmi çeyrek asır geriye sararak başlayalım: 11 Eylül 2001’de o uçaklar ikiz kulelere çarptığında, sadece New York’un silueti değişmedi. Dünyanın artık eskisi gibi kalmayacağı, gidişatının bambaşka bir yöne olacağı açıktı.

Soğuk savaşın galibi ABD, aradan geçen on yılda gücünü tahkim etmiş, küresel ekonominin merkezine oturmuştu. Dünya artık tek kutuplu bir zemindeydi.

Vladimir Putin yeni göreve gelmiş, Sovyet Birliği’nin yıkılışı sonrası ülkesini ayağa kaldırmaya çalışıyordu. Çin’in ekonomik büyüklüğüyse ABD’nin yaklaşık sekizde biriydi. Eski Dışişleri Bakanı Madeleine Albright’ın ifadesiyle ABD “vazgeçilmez ulustu’’.

Şimdi gelin, aynı filmi 25 yıl sonrasına saralım: Dünyaya kimin ya da hangi gücün hâkim olacağından çok, birden fazla ülkenin gücü nasıl paylaşacağını konuşuyoruz. Bunu bize düşündüren resim, Yeni Delhi’deki BRICS zirvesi.

Resme katılanlar

2001’de tek başına ABD’nin olduğu bir resimden, çeyrek asırda Çin’in küresel ekonomide ABD’den sonra ikinciliğe yükseldiği, Hindistan gibi yeni güçlerin oyuna girdiği, ‘Küresel Güney’ kavramlarıyla birlikte çok kutuplu, çok merkezli bir resme bakıyoruz.

Peki ne oldu da çeyrek asırda diğer aktörler çerçeveye bu kadar hızlı girdi? Resim nasıl bu kadar hızlı değişti? Belki bunun cevabını yine 11 Eylül sonrasında aramak gerekiyor. Zira ABD tek ve mutlak güç olmanın cesareti - belki de ‘kibriyle’ - Afganistan ve Irak işgallerini başlattı. Bütün taşları yerinden oynatırken, dönemin ABD Başkanı George W. Bush trilyon dolarları ‘terörle mücadele’ için akıtıyordu. O bunu yaparken, Çin derinden ilerliyor, yatırım yapıyor, teknoloji devrimine imza atıyordu.

BRICS’in doğuşu

Kaderin bir cilvesi BRICS’in hikâyesi de 2001 yılına uzanıyor. O dönem Brezilya, Rusya, Hindistan ve Çin’in BRIC olarak yola çıktığı yapı, henüz siyasi bir örgüt bile değilken, aradan geçen 25 yılda genişleyerek BRICS oldu.

Çin küresel ekonomide sessiz ve derinden ilerlerken, Rusya Soğuk Savaş yenilgisi sonrası yeniden güç merkezi olma arayışındaydı. Putin’in 2007 Münih Güvenlik Konferansı’ndaki sözleri ABD’nin gücünün ila nihai sürmeyeceğinin mesajıydı: “Tek kutuplu model yalnızca kabul edilemez değil, bugünün dünyasında imkânsızdır. Çin, Hindistan ve diğer yeni ekonomik merkezlerin yükselişi “kaçınılmaz olarak siyasi nüfuza dönüşecek ve çok kutupluluğu güçlendirecek.” Putin haklıydı. BRICS bugün yeni üyeleriyle dünya nüfusunun yaklaşık yarısını temsil ediyor.

Yeni Delhi’de verilen resim

Putin’in bu sözlerinin üzerinden 19 yıl geçti. Rusya Devlet Başkanı 2014’te Kırım ve 2022’de Ukrayna işgaliyle gücünü, kapasitesini kendisine tehdit olarak gördüğü Ukrayna ve Batı’ya karşı başlattığı savaşta eritti; ama yerini öyle ya da böyle korumayı sürdürdü.

Çin ise bugün örgütü sırtlıyor ve liderlik ediyor, çok merkezli dünyada kurgusunu ekonomik, ticaret ulaşım projelerinin üzerine kuruyor. Hindistan ABD ile işbirliğinden geri adım atmıyor ama aynı anda Rusya ile işbirliğini derinleştirme kararı alıyor, Çin ile milyarlarca dolarlık anlaşmalar yapıyor. İran ise ABD saldırıları karşısında aradığı koruma kalkanını BRICS’te buluyor.

1969’ta ABD Eski Dışişleri Bakanı Henry Kissenger’ın ‘Central Issues of American Foreign Policy’deki makalesinde yaptığı uyarı belki de bugün hayata geçiyor: “Önümüzdeki yıllarda Amerikan politikasının en büyük sınavı, askeri bakımdan iki kutuplu, siyasi bakımdan ise çok kutuplu bir dünyada bir düzen anlayışı geliştirmek olacaktır.”

2001’de ülkeler ABD’nin yanında mı karşısında mı olduklarını açıklamak zorunda hissediyordu. 2026’da ise artık Washington’ın tek başına kuralları koyduğu bir düzen yok, dünya ‘denge’ arıyor. Yeni düzenin adı ne olacak bilmiyoruz ama eskisine benzemeyeceğini biliyoruz.

Categories: 11 Eylül’den 25 yıl sonra

Haber Yorumları

Henüz Yorum Yapılmamış.

Sende Yorum yap

Son dakika haberler

En güncel ve en doğru, tarafsız haberin merkezi.