s

Daha siz kazanın şokunu atlatmadan telefonunuz nasıl çalıyor?

Bir trafik kazası geçirdiğinizi düşünün. Aracınız hasarlı, belki hastanedesiniz. Ne olduğunu anlamaya, sağlığınızla ve ailenizle ilgilenmeye çalışıyorsunuz. Daha kazanın şokunu üzerinizden atamadan telefonunuz çalıyor. Karşınızdaki kişi kazayı biliyor. Adınızı biliyor. Belki aracınızı, kazanın nerede gerçekleştiğini, hatta yaralandığınızı bile biliyor. Sonra size yardımcı olabileceğini söylüyor:

“Ben avukatım. Tazminatınızı alabiliriz. Dosyanızı takip edelim.”

Türkiye'de trafik veya iş kazası geçiren pek çok kişinin yabancı olmadığı bir durum bu. Fakat burada bence ilk sorulması gereken soru, ne kadar tazminat alınabileceği değil.

Bu insanlar sizin kaza geçirdiğinizi nereden biliyor?

Kişisel Verileri Koruma Kurulu da tam olarak bu sorunun peşine düştü.

Kurulun 20 Mayıs 2026 tarihli ve 2026/1095 sayılı İlke Kararı, 1 Temmuz 2026 tarihli Resmî Gazete'de yayımlandı. Kararın arkasında oldukça dikkat çekici bir şikâyet tablosu var.

Kişisel Verileri Koruma Kurumuna; “hasar danışmanlığı”, “sigorta takip merkezi” ve benzeri isimlerle faaliyet gösteren kuruluşların, avukatların ve hatta kendisini avukat olarak tanıtmasına rağmen baro levhasında kaydı bulunmayan kişilerin kaza mağdurlarıyla istekleri dışında iletişim kurduğu yönünde çok sayıda ihbar ve şikâyet ulaşmış.

İşin daha da düşündürücü tarafı şu: Mağdurlar, “Benim telefon numarama nasıl ulaştınız?”, “Kaza yaptığımı nereden biliyorsunuz?” diye sorduklarında çoğu zaman tatmin edici bir cevap alamıyorlar.

Kaza tutanağından telefonunuza uzanan yola bakalım.

Bir trafik veya iş kazası meydana geldiğinde doğal olarak birçok veri ortaya çıkıyor.

Kimlik bilgileri, iletişim bilgileri, araç ve sigorta bilgileri, kaza tutanakları, dosya bilgileri; yaralanma varsa sağlık verileri… Üstelik bunların bir kısmı son derece hassas bilgiler.

Elbette bu verilerin işlenmesi başlı başına hukuka aykırı değil. Hastanenin tedaviyi gerçekleştirmesi, sigorta şirketinin hasar dosyasını incelemesi, yetkili kurumların soruşturmayı yürütmesi veya eksperin görevini yerine getirmesi için belirli kişisel verilerin işlenmesi gerekebilir.

Ama bir veriye göreviniz nedeniyle erişebiliyor olmanız, o veriyi istediğiniz kişiye aktarabileceğiniz anlamına gelmiyor. KVKK'nın temel mantığı da zaten burada yatıyor.

Bir amaç için elde edilen kişisel veri, başka bir ticari amaç için serbestçe dolaşıma sokulamaz.

Kurul bu nedenle kaza mağdurlarının verilerini elinde bulunduran kurum ve kuruluşlara da önemli sorumluluklar hatırlatıyor: Çalışanların eğitilmesi, verilere erişimin “asgari yetki” prensibine göre sınırlandırılması, rol tabanlı erişim kontrollerinin oluşturulması ve kimlerin hangi verilere eriştiğinin log ve takip mekanizmalarıyla izlenmesi gerekiyor.

Yani mesele yalnızca sizi arayan kişi değil.

Bir başka soru daha var: Bilginizi ona kim verdi? “Ben avukatım” demek avukat olmaya yetmiyor.

Konunun bir de benim mesleğim açısından özellikle rahatsız edici bir tarafı var.

Kuruma ulaşan şikâyetler arasında kendisini avukat olarak tanıtan ancak baro levhasında yapılan sorgulamada avukat olmadığı anlaşılan kişiler de bulunuyor.

Bir insan hastanedeyken veya henüz kazanın şokunu yaşarken telefon açıp “Ben avukatım, tazminatınızı alırım” demek yalnızca agresif bir pazarlama yöntemi olarak görülemez. Çünkü burada bir mesleki unvan kullanılıyor.

Karşıdaki kişi de kendisiyle konuşanın gerçekten avukat olduğuna güvenerek sağlık durumundan maddi zararına, aile bilgilerinden kazanın ayrıntılarına kadar çok sayıda kişisel bilgisini paylaşabilir. Oysa avukat olup olmadığını kontrol etmek oldukça kolay.

Türkiye Barolar Birliği ve ilgili baroların levha kayıtları üzerinden bir kişinin gerçekten avukat olup olmadığı sorgulanabilir.

Özellikle hiç tanımadığınız bir kişi sizi arayıp kendisini avukat olarak tanıtıyorsa bunu kontrol etmek ayıp değil; tam tersine son derece makul bir tedbir.

Hasar danışmanlığı şirketi tazminatınızı satın alabilir mi?

İlke Kararının dikkat çektiği bir başka önemli nokta da burada. 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu'nun Ek 6'ncı maddesine göre sigortacılık yapan kurum ve kuruluşlardan talep edilecek tazminat, hak sahibine veya onun resmi vekili olan avukata ödenebiliyor.

Kurul da bu düzenlemeyi hatırlatarak bu alacakların avukat olmayan üçüncü kişilere, hasar danışmanlığı şirketlerine veya benzeri yapılara devredilmesinin hukuken geçersiz olduğunu belirtiyor. Bu tür uygulamaların somut olayın özelliklerine göre ceza hukuku bakımından da sonuçları olabileceğine dikkat çekiliyor.

Dolayısıyla “Siz hiçbir şeyle uğraşmayın, tazminatınızı bize devredin” şeklindeki teklifler karşısında dikkatli olmak gerekiyor.

Peki verinizi hukuka aykırı kullananların başına ne gelebilir?

Konu yalnızca KVKK kapsamında bir idari para cezasından ibaret değil. Kurul, hukuka aykırı kişisel veri işleme faaliyetlerinin 6698 sayılı Kanun kapsamında idari yaptırımlara yol açabileceğini; kişisel verilerin hukuka aykırı olarak verilmesi veya ele geçirilmesinin ise Türk Ceza Kanunu'nun 136'ncı maddesi kapsamında cezai sorumluluk doğurabileceğini açıkça hatırlatıyor.

Ayrıca ilgili kişiler, şartları oluştuğunda veri sorumlusuna başvurunun ardından Kişisel Verileri Koruma Kuruluna şikâyet yoluna gidebilirler.

Dolayısıyla bir kaza sonrasında hiç tanımadığınız bir kişi sizi arayıp kazanın ayrıntılarını biliyorsa konuşmaya doğrudan tazminat miktarından başlamak yerine birkaç basit soru sormak çok daha anlamlı olabilir:

Adımı ve telefon numaramı nereden aldınız?

Kaza yaptığımı nereden öğrendiniz?

Hangi sıfatla bu verilere eriştiniz?

Avukat olduğunuzu söylüyorsanız hangi baroya kayıtlısınız?

Belki de artık kaza sonrasında sormamız gereken ilk soru “Ne kadar tazminat alırım?” değil. Çünkü birileri siz daha hastane yatağındayken adınızı, telefonunuzu ve başınıza ne geldiğini biliyorsa ortada tazminattan önce cevaplanması gereken çok daha temel bir soru var:

Siz beni nereden buldunuz?

Haber Yorumları

Henüz Yorum Yapılmamış.

Sende Yorum yap

Son dakika haberler

En güncel ve en doğru, tarafsız haberin merkezi.