İstanbul’un 1600 yıllık hikâyesi Londra’da
Yüzyıllar boyunca farklı imparatorlukların, inançların, dillerin, sanat anlayışlarının ve hayat biçimlerinin birbirinin üzerine eklendiği İstanbul’u anlatmak kolay değil.
Londra’daki Victoria & Albert Museum’un, Koç Holding’in desteğiyle gerçekleştireceği ‘Constantinople to Istanbul: One City, Two Empires’ sergisini yeni bir İstanbul sergisi olarak görmek haksızlık olur.
Biletleri dün satışa çıkan sergi, İstanbul’un MS 330’da Konstantinopolis olarak Roma İmparatorluğu’nun başkenti hâline gelmesinden 1922’de Osmanlı İmparatorluğu’nun sona ermesine kadar geçen yaklaşık 1600 yıllık dönemi anlatacak.

Üstelik bunu 200’den fazla eserle yapacak.
Serginin en önemli özelliği, Bizans ve Osmanlı’yı birbirinden bağlantısız iki tarih olarak anlatmaması.
Tam tersine, aynı şehrin iki büyük imparatorluğun başkenti olarak nasıl değiştiğini, sanatın, zanaatın, mimarinin, modanın, müziğin ve gündelik hayatın bu değişimlerden nasıl etkilendiğini gösteriyor.
V&A’nın kıdemli küratörü Tim Stanley’in de söylediği gibi, normalde ayrı kutulara konulan Bizans ve Osmanlı hikayeleri ilk kez bu ölçekte aynı sahnede buluşuyor.
İlk bölüm ‘Roman Beginnings’, Konstantinopolis’in kuruluşuyla başlıyor.
Şehrin stratejik konumu, su sistemleri, surları, sarayları ve Hipodrom üzerinden imparatorluk başkentinin nasıl şekillendiğini görüyoruz.
Ardından ‘Heaven and Earth’ geliyor.
Burada Bizans sanatının dinle ilişkisi, imparatorların kutsal imgeleri iktidarlarının bir parçası olarak kullanmaları ve Konstantinopolis’te üretilen ipeklerin, mücevherlerin, fildişlerinin ve el yazmalarının ulaştığı olağanüstü seviye anlatılıyor.
11. yüzyıla ait emaye işçilikli küçük bir triptik, Veroli Sandığı ve British Museum’dan gelen 7. yüzyıla ait altın bilezik, Bizans sanatının neden bugün hala hayranlık uyandırdığını gösteren eserlerden sadece birkaçı.
Sonra İstanbul’un bir başka yüzü ortaya çıkıyor.
‘Power and Reach’ bölümünde Osmanlı sarayının gücü, sanat ve ihtişam üzerinden okunuyor.
Burada Londra National Gallery’den gelecek Gentile Bellini’nin 1479 tarihli Fatih Sultan Mehmet portresini özellikle görmek gerekiyor.
Venedikli bir sanatçının Osmanlı imparatorunu resmetmesiyle Avrupa ile Osmanlı dünyası arasındaki kültürel alışverişin de çok güçlü bir sembolü.
İstanbul Türk ve İslam Eserleri Müzesi’nden gelecek Sultan II. Selim’in türbesindeki mücevherli fildişi kemer, mücevherli sarık süsleri, yaklaşık 1600 yılına ait kadife ve gümüş işlemeli at örtüsü ve 17. yüzyıl tören alayı ruloları ise Osmanlı sarayında gücün nasıl sahnelendiğini anlatıyor.

Serginin en ilginç bölümlerinden biri ise ‘Life in the City’. İstanbul’u İstanbul yapan kahvehaneler, hamamlar, müzik meclisleri, çarşılar, mahalleler, farklı dinlere ve topluluklara mensup insanların gündelik hayatı anlatılıyor.
Sadberk Hanım Müzesi’nden gelen 18. ve 19. yüzyıl üçetek entariler Osmanlı İstanbul’unda modanın ve statünün nasıl ifade edildiğini gösteriyor.
Osman Hamdi Bey’in ‘Women Out Walking’ eseri değişen şehir hayatına ve kadınların kamusal alandaki görünürlüğüne başka bir pencereden bakıyor.
Yaklaşık 1750 tarihli, fildişi, kaplumbağa kabuğu ve sedefle süslenmiş tanbur ise İstanbul’un aynı zamanda önemli bir müzik merkezi olduğunu hatırlatıyor. Sergi, Bizans ve Osmanlı sanatının 19. yüzyıl Avrupa’sındaki etkisini de gösteriyor.
Owen Jones ve William Morris gibi isimlerin eserleri üzerinden İstanbul’un estetik mirasının Avrupa sanatında nasıl karşılık bulduğunu hatırlatıyor.
V&A’nın sergisi, İstanbul’u Doğu ile Batı arasında köprü bir şehir olarak değil, yüzyıllar boyunca her iki dünyanın da şekillenmesine katkıda bulunmuş bir kültür merkezi olarak anlatıyor.
Dünyanın en önemli müzelerinden birinin İstanbul’un 1600 yıllık sanat ve kültür tarihine 200’den fazla eserle geniş yer ayırması, şehrin dünya kültür tarihindeki yerini yeniden düşünmek için önemli bir fırsat. Biletlerin dün satışa çıkmasıyla birlikte artık sergi için geri sayım da başladı.
Ön izleme 4 Kasım’da, sergi 7 Kasım 2026 - 9 Mayıs 2027 tarihlerinde görülebilir.
Categories: İstanbul’un 1600 yıllık hikâyesi Londra’da
Sende Yorum yap