BM reformunun umutsuz geçmişi

Acaba ‘‘1940’larda kurulan bir düzen hâlâ dünyanın kaderini belirleyebilir mi?’’ Birleşmiş Milletler (BM) bu sorgulamayı kendi içinde Soğuk Savaş’tan bu yana yapıyor. Bugün reformu konuşuyoruz ama geçmişi hatırlayanlar geleceğe pek de umutla bakamıyor. Çünkü yıllar içinde gündeme gelen önerilerin hiçbiri kabul görmedi. Karar alıcı organ olan BM Güvenlik Konseyi’ndeki (BMGK) beş daimi üyenin dokunulmazlığı sarsılamadı.
1965 Reformu
BM, 1945’te kurulurken Güvenlik Konseyi 5 daimî ve 6 geçici üyeden oluşuyordu. İkinci Dünya Savaşı’nın ‘kazananlarına’ yani 5 ülkeye (ABD, İngiltere, Fransa, Rusya, Çin) veto hakkı tanınmıştı. 20 yıl sonra BM’ye üye ülkelerin sayısı artınca, Güvenlik Konseyi’nde geçici üyelerin sayısı 6’dan 10’a çıkarıldı ve toplam üye sayısı 15’e çıktı ama daimî beş üye ve veto hakları değişmedi, eklenen üyelere ise o hak tanınmadı. 1965’te yapılan bu sınırlı reformdan sonra BMGK yapısı bir daha hiç değişemedi.
Butros Gali’nin raporu
Aradan çeyrek asır geçti, Soğuk Savaş geride kaldı, Konsey’in işlevselliği yeniden tartışmaya açıldı. Dönemin Genel Sekreteri B. Butros Gali ‘Barış için Gündem’ başlıklı raporuyla BM’nin reform ihtiyacını dile getirdi. 1992 tarihli o raporda BMGK üyelikleri için somut bir öneri yoktu ama ‘’Konsey’in veto tehdidi ile çalışmaması gerektiğini’’ savundu.
‘Açık Uçlu’ tartışmalar
Tartışmalar sürünce BM bunu kurumsal bir şekilde ele almaya karar verdi, 1993’te ‘Açık Uçlu Çalışma Grubu’ kuruldu. Tüm üye ülkelerden önerileri istendi. ‘Üye sayısı artırılmalı mı, bu coğrafi dağılıma mı yoksa sanayileşme seviyesine göre mi yapılmalı’ tartışmaları aylar sürdü. Yeni üyelere veto hakkı verilmeli mi, yoksa belirli bir süre beklenmeli mi gibi sorular da gündeme geldi ama uzlaşma çıkmadı.
Razali’nin teklifi
1997’de BM Genel Kurul Başkanı Razali İsmail, BMGK’nın 15’ten 24 üyeye çıkarılmasını önerdi. Plana göre Afrika, Asya ve Latin Amerika/Karayipler’e birer, sanayileşmiş ülkelere ikişer olmak üzere 5 yeni daimî ayrıca 4 geçici üye eklenecekti. Yeni daimî üyelere veto hakkı tanınmayacak, mevcut beş üyenin vetosu ise barış ve saldırı konularıyla sınırlandırılacaktı. Sonuca belki en çok yaklaşılan dönemdi, ama yine olmadı.
Annan’ın çabası
Eski Genel Sekreter Kofi Annan ise 2005’teki raporunda üye devletlere iki model sundu: A) Veto hakkı olmayan altı yeni daimî üye (Afrika ve Pasifik’e 2’şer, Avrupa ve Amerika kıtasına birer üyelik) ve iki yıl dönüşümlü görev yapacak üç geçici üye (Afrika’ya 4, Asya-Pasifik’e 3, Avrupa’ya 2, Amerika’ya 4), B) Yeni daimî üyelik yerine dört yılda bir yenilenecek 8 geçici üye (Afrika, Asya Pasifik, Avrupa ve Amerika arasında ikişer), iki yılda bir yenilenecek 11 üyenin sisteme eklenmesi. Her iki modelde de Konsey’in 24 üyeye çıkarılması hedeflendi ancak uzlaşma sağlanamadı.
2008 ve sonrası
Reform tartışmaları sonraki yıllarda da sürdü. G4 (Almanya, Japonya, Brezilya ve Hindistan) daimî ve geçici üyeliklerin artırılmasını, genişlemede sanayileşmenin belirleyici olmasını talep etti. Afrika ülkeleri ise iki daimî koltuk ve veto konusunda eşitlik istedi.
İtalya, Türkiye, Pakistan, Meksika ve İspanya gibi ülkeler, yeni daimî üyeler eklemek yerine geçici üyelerin sayısını artırmayı önerdi. Dönüşümlü üyelik teklifi ile Genel Kurul’a hesap verilebilirliğin sağlanmasını talep etti. Türkiye ayrıca vetonun kaldırılmasını, bu mümkün değilse kullanımının sınırlandırılmasını ve hesap verebilirliğin artırılmasını destekledi.
2015’te Fransa ve Meksika, kitlesel vahşet suçlarında daimî üyelerin vetodan gönüllü olarak çekilmesini önerdi.
Yaklaşık 60 yıldır masada farklı formüller var ama çözüm yok. Milletler Cemiyeti, 1.Dünya Savaşı sonrası yeni savaşı önleyemediği için yıkıldı. 2. Dünya Savaşı sonrası kurulan düzenin adı da BM oldu. Şimdi soru şu: Savaşsız yeni bir düzen kurulabilir mi?
Categories: BM reformunun umutsuz geçmişi
Sende Yorum yap