Telefon gorilleri öldürüyor
Geçen aylarda Moskova Hayvanat Bahçesi’nde gezerken bir pano gözüme ilişti.
Başlığı oldukça çarpıcıydı:
“Akıllı telefonlar gorilleri öldürüyor.”
Doğrusu ilk anda bana biraz abartılı geldi.
Bir telefon bir gorili nasıl öldürebilir?
Panoyu okumaya başladım.
Akıllı telefonların, bilgisayarların ve başka elektronik cihazların üretiminde kullanılan metallerden biri tantal. Tantalın elde edildiği cevherlerden biri de koltan. Koltanın önemli üretim bölgelerinden biri Demokratik Kongo Cumhuriyeti.
İşte telefonla gorilin yolu tam burada kesişiyor. Çünkü Doğu Kongo aynı zamanda Grauer gorillerinin en önemli yaşam alanlarından biri.
1990’ların ortasında bu gorillerin sayısı yaklaşık 17 bin iken, bugün eldeki en güncel tahminle yaklaşık 6.800 goril kalmış.
Yani birkaç on yılda nüfusunun yarısından fazlası kaybolmuş. Üstelik sözünü ettiğimiz canlı, davranışlarıyla bize o kadar da uzak değil.
Goriller aile grupları halinde yaşıyor. Yavrular annelerine yıllarca bağımlı kalıyor. Oyun oynuyor, ses ve beden hareketleriyle iletişim kuruyorlar.
Ölen grup üyelerinin başında kaldıkları, onlara dokundukları, bizim yas davranışlarımızı hatırlatan tepkiler gösterdikleri de gözlenmiş.
Diyeceğim, 17 binden 6.800’e düşüş, kuru bir sayı değil. Peki madenle gorilin ne ilgisi var?Hem de çok. Koltan ve başka değerli madenleri çıkarmak için ormanın derinliklerine giriliyor. Yollar açılıyor, kamplar kuruluyor, daha önce ulaşılması zor alanlara insanlar taşınıyor. Orman parçalanıyor, gorillerin yaşam alanı daralıyor.
Ama asıl ölüm bundan sonra geliyor.
Maden kamplarında yaşayan insanların yiyeceğe ihtiyacı var. Ormandaki yabani hayvanlar et için avlanıyor. Goriller de bu avcıların hedeflerinden biri haline geliyor. Yani madencilik gorilleri iki kez vuruyor. Önce yaşam alanlarını parçalıyor. Sonra onları öldüren insan faaliyetlerini ormanın içine taşıyor.
Elbette gorillerin azalmasının tek nedeni cep telefonları değil. Bölgede yıllardır süren silahlı çatışmalar ve kaçak avcılık da var. Ama madencilik bu tablonun önemli parçalarından biri. Bunu okuyunca kendi telefonuma ister istemez başka türlü baktım.
İstanbul’da metroda ekrana bakarken Kongo’daki bir gorille aynı ekonomik zincirin içinde olduğum aklımdan geçmiyor.
Ama öyleyim.
Ürünü görüyoruz,ya hikâyesini?
Modern tüketim toplumunun en büyük numaralarından biri belki de bu.
Ürünü bize gösteriyor, hikâyesini saklıyor.
Telefon alırken neredeyse her şeyi biliyoruz.
Kaç megapiksel?
Hafızası ne kadar? Şarjı ne kadar gidiyor? Yeni model eskisinden ne kadar hızlı? Ama içindeki maden hangi şartlar altında çıktı? Onu merak etmiyor, sormuyoruz.
Aslında bunu yalnızca telefonda yapmıyoruz.
Çikolatayı alıyoruz, kakaoyu kimin yetiştirdiğini bilmiyoruz. Tişörtü alıyoruz, kimin diktiğini bilmiyoruz. Kahveyi içiyoruz, hangi koşullarda toplandığını bilmiyoruz.
Ürünü tanıyoruz. Üreten dünyayı tanımıyoruz. Bir telefonun fiyatını öğrenmek çok kolay. Etiketinde yazıyor. 30 bin lira. 50 bin lira. 100 bin lira. Ama bu yalnızca bizim ödediğimiz fiyat.
Bir de ormanın ödediği var. Madende çalışanların ödediği var. Gorillerin ödediği var.
Ekonomistler buna “dışsallık” diyor.
Ben daha basit söyleyeyim:
Bizim konforumuzun faturasının bir kısmını, hiç tanımadığımız başkaları ödüyor.
Üstelik fatura bize gelmediği için, çoğu zaman ortada bir sorun da görmüyoruz.
Biz de mi akıllansak?
Buradan “telefon kullanmayalım” sonucu çıkarmak kolaycılık olur. Telefon artık hayatımızın parçası. Mesele teknoloji düşmanlığı değil.
Mesele, teknolojinin arkasındaki dünyayı görmeden sürekli daha yenisini istememiz.
İki yıl önce aldığımız telefon hâlâ çalışırken yenisini almak gerçekten ihtiyaç mı? Bunu hiç soruyor muyuz kendimize? Tek başımıza Kongo’daki düzeni değiştiremeyiz.
Ama hiçbir ilgimiz yokmuş gibi davranmak da artık o kadar kolay değil. Çünkü biliyoruz.
Cebimizdeki telefonun içinde yalnızca teknoloji yok.
Bir maden var. Bir orman var. Ve bazen bir gorilin hayatı var. Telefonlarımız zaten yeterince akıllı. Belki biraz da bizim akıllanmamız gerekiyor.
Sende Yorum yap