Zeytinde aracıya yer yok!

Geçen hafta Ege’deydim. İlk durağım Didim’di. Zeytin Pazarı’nın açıldığı gün tezgâhları dolaştım, üreticilerle konuştum, alışveriş edenleri izledim. Pazarın fikri şuydu: Üretici zeytinini ve zeytin ürünlerini aracı olmadan satacak, Didimli de zeytinini kimden aldığını bilecek. İlk gün gördüğüm manzara güzeldi; alan da mutluydu, satan da.
Zeytin Pazarı, çarşamba ve pazar günleri dışında haftanın beş günü açık olacak. Açılıştan sonra, bu pazar projesini hayata geçiren Didim Belediye Başkanı Hatice Gençay’a uğrayıp kendisini tebrik ettim. Ama açılış kalabalığı tek başına yetmez. Birkaç ay sonra tezgâhlar dolu mu üretici emeğinin karşılığını alıyor mu? Bunu da takip edeceğim. Burası açılış günü için kurulmuş vitrin olarak kalmamalı. Didim’den Muğla’ya geçtim. Didim’de üreticinin emeğini konuştuk; Muğla’da sözü toprağa, suya ve denize getirdik.
Akdeniz’in geleceği
Muğla Büyükşehir Belediyesi ile Sürdürülebilirlik İçin Yerel Yönetimler Ağı ICLEI Europe’un düzenlediği Akdeniz İklim Zirvesi’ne katıldım. Üç kıtadan gelen katılımcılar aynı masadaydı. Sıfır Atık Vakfı Başkanı ve COP31 Yüksek Düzeyli İklim Şampiyonu Samed Ağırbaş, kuraklık, su kıtlığı, yangın ve sellerden söz etti. Bunları artık gelecek zamanla anlatamayız. Ağırbaş da Muğla’da konuşulanların COP31’e taşınmasını istiyor.
Ev sahibi Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras, kıyıları 14 tekneyle temizlediklerini anlattı. Gökova ve Bodrum’daki deniz çayırlarını korumak için çalışıyorlar. Akyaka Azmak’taki teknelerin motorlarını elektrikliye çevirmeyi de planlıyorlar. Bu planın ne zaman hayata geçeceğini merak ediyorum. Azmak’taki değişimi ancak o zaman göreceğiz.
Çeşme Belediye Başkanı Lâl Denizli’yi de dinledim. Su yönetimini, tarımı, afet hazırlığını ve Çeşme’de yürüttükleri çalışmaları anlattı. Turizm kentlerinin yaşadığı risklere değindi; belediyelere birlikte çalışma çağrısı yaptı. Muğla’da da Çeşme’de de aynı sorular var: Su yetecek mi kıyı nasıl korunacak, yangına hazır mıyız? Zirveden ayrılırken aklımda bunlar vardı.
Güneş nükleeri geçti!
İstanbul’da açıklanan Dünya Nükleer Endüstrisi Durum Raporu 2026’ya da baktım. Rapora göre, 2025’te dünyada güneşten, nükleer santrallerden daha fazla elektrik üretildi. İlk kez. Güneş ve rüzgâr enerjilerinin toplamı nükleerin iki katını geçti. Güneşten üretim bir yılda yüzde 30, rüzgârdan yüzde 8 arttı; nükleerde artış yüzde 1’de kaldı. Açılanlardan fazla reaktör kapandı.
Çin’in rakamı şu: Geçen yıl kurduğu güneş enerjisi kapasitesi, devreye aldığı nükleer kapasitenin yaklaşık 120 katı. Bu, üretilen elektriğin değil, yeni kurulan tesislerin gücünün karşılaştırması. Çin’de ve Hindistan’da güneşle rüzgârın ürettiği elektrik de nükleerin yaklaşık beş katı.
Raporda Türkiye’yi ilgilendiren başka bir nokta vardı: Rusya, nükleer santral yapımında ve yakıt tedarikinde güçlü. Rapora göre, Rusya’ya uygulanan yaptırımlar Türkiye ve Macaristan’daki projeleri de zorluyor. Santrali kurarken yakıt için kime bağlı kalacağımızı da konuşmalıyız.
Enerji meselesi fabrika kapısında bitmiyor. Avrupa Birliği’ne çimento, demir-çelik ve alüminyum satarken üretimde salınan karbonun bildirilmesi gerekiyor. SINTEK B.V, bu ürünleri Hollanda’da kendi adına ithal edip karbon beyanı yapma yetkisi aldığını duyurdu. Karbon sertifikalarının satın alınması 2027’de başlayacak. Avrupa’ya mal satanın önündeki soru şu: Bunu üretirken havaya ne kadar karbon bıraktın?
İstanbul’dan iki not
Yazıyı İstanbul’da bir türlü yanıt bulmayan iki soruyla bitireyim. Ümraniye Elmalı’daki Kartur tesislerini daha önce de yazdım. Tır parkına gittim, yaklaşık 200 servis aracı gördüm. Burası tır parkı mı servis otoparkı mı? Araçlar hangi izinle orada? Tesisin kullanım koşullarını kim açıklayacak?
Anadoluhisarı… İki yalı arasında, insanların Boğaz’a bakıp nefes aldığı alanın kapatılmasını 2023’te yazmıştım. Geçenlerde tekrar baktım; şimdi orada bir de müştemilat var. Boğaz kıyısında çivi çakmak için bile izin gerekirken bu yapı nasıl yapıldı, kim izin verdi? Kıyıya erişim neden hâlâ sağlanmadı? Aradan üç yıl geçti, aynı
Sende Yorum yap