s

CHP’NİN SON DEMLERİ

Kemal Kılıçdaroğlu şöyle, Özgür Özel böyle... Tarihin kırılma noktası bu isimlerinin iyiliği kötülüğünün ötesinde...

CHP’nin bölünmesi... Yok olmaya doğru gitmesidir... Temelinde Atatürk ilkeleri, Cumhuriyet ruhu, laiklik erdemini barındıran partinin siyasi hayattan silinmesi ulusal servetin altının boşalması anlamına geliyor... KK liderliğindeki CHP tabela partisi olacak, Yeni Parti o boşluğu doldurmayacaktır.

CHP seçim kazanıp iktidar olmaktan çok Atatürk ruhunu ve cumhuriyet ilkelerini önceleyen partiydi. İktidar olmasa da Türkiye’nin çağdaş uygarlığa dönük çabalarının lokomotifiydi. Geriye dönüşe set çeken sigortaydı. Türkiye’yi çağ ile yarıştıran ideolojik çizgiydi. Cehaletle savaşın bayrağıydı.

Yeni parti böyle bir ideolojinin bayraktarlığını yapmıyor.

Günlük pratik pragmatik politikalarla bir noktaya kadar ilerleyecek... Zora düştüğü anlarda şaşırıp kalacaktır...

Oysa CHP zor anlarda Atatürkçü geçmişine, ruhuna ve Atatürkçü tabanına ve örgütlerine sarılarak ayakta kalır.

O ruh yok artık maalesef...

Partinin bölünmesinde o suçlu bu suçlu diye tartışmaya gerek yok. Olan oldu.

Egemenlerin planı buydu, plan tuttu.

Bundan sonrası mı?

Noktayı bir okurumuzun şu tespitiyle koyalım:

“Bugün bir karanlığın başlangıcı gibi görünen bu dönemin nihayetinde bir yıkım mı, yoksa yeniden ayağa kalkış mı olacağını belirleyecek olan şey; cumhuriyetçi, laik ve Atatürkçü kitlelerin bu değerleri savunma kararlılığıdır.”

TA NEA

Yunanistan, basınıyla, politikacısıyla her Allah’ın günü Türkiye’yi halka ve dünyaya şikâyet ediyor... Bizi sürekli saldırgan gösteriyor...

Bu yaygaranın gerisinde ise Mısır ve Güney Kıbrıs’la ittifaklar kurup açıkça savaş hazırlığı yapıyor.

Sonunda Ta Nea gazetesi baklayı ağzından çıkardı...

Türkiye’ye karşı “Önleyici darbe” senaryosu yayınladı. Buna göre Türkiye’den savaş hazırlığı izlenimi alınırsa 24 saatlik yoğun bir saldırıyla ülkemizin bütün savaş gücü kullanılmaz hale getirilecektir.

Günün sonunda büyük güçler iki ülkenin savaşmasını önleyecek, böylece Yunanistan ilk 24 saatte vuracağı darbeyle Türkiye’nin işini bitirmiş olacaktır.

Gazete bunun bir senaryo olduğunu vurguluyor. Ancak eminiz Yunanistan’ın kozmik odalarındaki savaş planı da bundan farklı değildir.

Bizim halkımızın da artık sanırız Yunan adalarına gidip taze karides yemenin ötesinde bir şeyler düşünmesinin zamanıdır.

DİLİMİZ

Atatürk döneminde dilin Türkçeleşmesi için büyük bir çaba vardır... Pek çok sözcüğün Türkçesi bulunmuş, parti programlarına yerleştirilmiştir. 1924 Anayasası da bir kurul tarafından Türkçeleştirilmiştir.

Ne var ki, Demokrat Parti her alanda olduğu gibi dilde de geriye doğru bir hamle yapmış “yapay bir dil yaratıldığını” iddia ederek “yaşayan dile dönülmesini” istemiş, 1952 yılında TBMM’deki oylama ile anayasanın eski diline geri dönülmüştür.

27 Mayıs hareketinden sonra yıllar içinde tekrar Türkçeye dönüldü... Bugün Türk anayasa diline yerleşmiş olan birçok sözcüğü geçmişteki devrime borçluyuz.

Örnek:Anayasa, başkent, yasama, yürütme, yargı, egemenlik, yetki, görev, cumhurbaşkanı, bakanlar kurulu, dönem, üye, oy, sorumlu, sorumsuz, tanık, suçüstü, zamanaşımı, ödenek, içtüzük, oturum, soru, gensoru, Yüce Divan, tasarı, Danıştay, uzmanlık, tüzük, Yargıtay, başsavcı, genel kurul, eşitlik, dernek, konut. vb...

EŞEK ARISI

Okurumuz Yaşar Altıntartı:

“Samsun’da bir marketten kahvaltılık çaldığı için gözaltına alınan 49 yaşında bir adamın ellerine kelepçe takılmış halde servis edilen haberine denk geldim” diye başlamış mektubuna...

Anlayacağınız baklava çaldığı için 9 yıl hapse mahkûm olan çocuklardan bu yana değişen bir şey yok...

Sistem, bu ülkede yasaların eşit uygulandığını ispat çabasında…

Yasaların uygulandığını göstermek için garibanları figüran olarak kullanıyor.

Ne demiş eski Yunan’da filozof Anakharsis:

“Yasalar örümcek ağları gibidir; küçük sinekleri yakalar, büyük eşek arıları ise onu delip geçer.”

SABAH

Uyanma vakti uyanmayanı “Üsküdar’da sabah oldu” diye uyandırırlar.

Anlamını sorarsanız…

Şudur:

Üsküdar’da deniz kıyısındaki Valide Sultan ve Mihrimah Sultan camilerinin müezzinleri, karşı tarafta yaşayan padişaha seslerini duyurabilmek ve ondan ihsan alabilmek, belki saray müezzinliğine yükselebilmek ümidiyle sabah ezanlarını mutlaka Beşiktaş’taki cami müezzinlerinden önce okurlarmış. O yüzden Üsküdar’da sabah daha erken olur daha doğrusu öyle sanılırmış. Bir işe başlamak için “daha erken” diye vakit geçirene o yüzden “Üsküdar’da sabah oldu” denilerek vaktin ilerlediği anımsatılır.

Categories: CHP’NİN SON DEMLERİ

Haber Yorumları

Henüz Yorum Yapılmamış.

Sende Yorum yap

Son dakika haberler

En güncel ve en doğru, tarafsız haberin merkezi.