Fon krizinde yeni aşama: 1 milyon TL’lik ara ödeme ne anlama geliyor?

Fon piyasasında 17 Eylül'de başlayan süreçte yeni ve önemli bir aşamaya gelindi. Sermaye Piyasası Kurulu'nun (SPK) 30 Eylül gecesi yayımlanan 2026/67 sayılı bülteni, tasfiye kapsamındaki bazı fonların yatırımcıları bakımından ilk kez somut bir ara ödeme mekanizması öngörüyor.
Kararın kamuoyuna yansıyan en dikkat çekici tarafı ise kuşkusuz“1 milyon TL'ye kadar ödeme”düzenlemesi.
Ancak burada baştan önemli bir ayrım yapmak gerekiyor: Bu düzenleme, yatırımcının uğradığı zararın 1 milyon TL'ye kadar devlet veya SPK tarafından karşılanması anlamına gelmiyor. Getirilen sistem bir tazminat değil; yatırımcının tasfiye sonunda hak kazanacağı tutara mahsuben yapılacak birara ödeme.
Kimler yararlanabilecek?
Yeni düzenleme Tera Portföy Yönetimi AŞ, Pusula Portföy Yönetimi AŞ, Atlas Portföy Yönetimi AŞ ve Hedef Portföy Yönetimi AŞ'nin kurucusu olduğu ve tasfiyesine karar verilen fonları kapsıyor.
Mutabakatı tamamlanmış katılma payı sahiplerine, tasfiye sonucunda hak kazanacakları ödemeye mahsuben ara ödeme yapılacak. Ödemeye esas alınacak tutarın belirlenmesinde ise her yatırımcı bakımından Merkezi Kayıt Kuruluşu tarafından hesaplanacaknet yatırım tutarıdikkate alınacak.
Sistem oldukça basit bir mantık üzerine kurulmuş durumda: Ödeme tarihindeki net yatırım tutarı 1 milyon TL'nin altındaysa ara ödemeye esas tutar bu net yatırım tutarı olacak. Net yatırım tutarı 1 milyon TL veya üzerindeyse ara ödeme en fazla 1 milyon TL olacak.
Örneğin MKK tarafından hesaplanan net yatırım tutarı 600 bin TL olan bir yatırımcı bakımından ara ödemenin esas tutarı 600 bin TL olacak. Net yatırım tutarı 2 milyon TL olan yatırımcı bakımından ise bu tutar en fazla 1 milyon TL olabilecek.
Üstelik ara ödeme yapılması karşılığında yatırımcının katılma payı hemen iade edilmeyecek. Katılma paylarının iadesi nihai tasfiye ödemeleri sırasında gerçekleştirilecek.
Bu ayrıntı önemli. Çünkü yatırımcı ara ödeme aldığında fondaki hukuki pozisyonu sona ermiyor; yapılan ödeme nihai tasfiye hesabına mahsup ediliyor.
Önce para piyasası fonları: Ödemelerin bütün yatırımcılara aynı anda yapılması da söz konusu değil. SPK, bu ek tasfiye usulünün"para piyasası fonlarından başlamak üzere"uygulanacağını belirtiyor. Dolayısıyla yatırımcının hangi portföy yönetim şirketinde ve hangi fonda bulunduğu, bundan sonraki sürecin ne kadar hızlı ilerleyeceğini doğrudan etkileyebilir.
A1 Capital Portföy Yönetimi AŞ, Bulls Portföy Yönetimi AŞ ve Pardus Portföy Yönetimi AŞ'nin kurucusu olduğu fonlar bakımından ise farklı bir yöntem benimsenmiş durumda.
Bu grupta öncelikle para piyasası fonlarından başlanacak; ardından yatırımcı sayısı en yüksek olan fondan en düşük olana doğru tasfiye yürütülecek. Tasfiye kapsamında bulunmayan ancak 17 Eylül kararlarıyla işlemleri durdurulan fonların ise şartların oluşması halinde yeniden alım ve/veya satıma açılabilmesine imkân tanınıyor.
Dolayısıyla bugün artık bütün “fon mağdurlarından” tek bir hukuki kategoriymiş gibi söz etmek mümkün değil. Yatırımcının hangi portföy yönetim şirketinde, hangi fonda, ne kadarlık yatırımla ve hangi işlem geçmişiyle bulunduğu önem taşıyor.
1 milyon TL zararınızın karşılandığı anlamına gelmiyor.
Yeni düzenlemenin yatırımcı açısından kuşkusuz en önemli sonucu likidite yaratması.
Tasfiye sürecinin tamamlanması aylar sürebilir. Nitekim SPK daha önce tasfiye için öngörülen üç aylık süreyi, fon portföylerindeki varlıkların mümkün olduğunca uygun piyasa koşullarında satılabilmesi amacıyla altı aya çıkarmıştı.
Şimdi ise belirli yatırımcıların bu sürenin sonunu beklemeden paralarının en azından bir bölümüne ulaşabilmelerinin yolu açılıyor.
Ancaklikidite sağlanması ile zararın giderilmesi aynı şey değil.
Tasfiye sonunda fon portföyündeki varlıkların hangi bedelle nakde çevrilebileceği, yatırımcıya nihai olarak ne kadar ödeme yapılabileceği ve yatırımcının başlangıçtaki ekonomik pozisyonuyla tasfiye sonunda eline geçen tutar arasında bir zarar bulunup bulunmayacağı henüz belli değil. Dolayısıyla bugün için “yatırımcıların zararı karşılandı” demek erken olur.
Daha doğru ifade şu olabilir:Yatırımcıların parasına daha erken ulaşabilmesini sağlayacak önemli bir mekanizma oluşturuldu.
16 Eylül sınırı hâlâ önemli: Yeni karar, önceki günlerde tartıştığımız işlem tarihi sorununu da ortadan kaldırmış değil.
SPK'nın 28 Eylül tarihli açıklamasına göre 16 Eylül 2026 ve öncesinde TEFAS'a iletilen alım ve satım talimatları olağan işleyiş içerisinde değerlendirildi. 17 Eylül'de tasfiyeye konu fonlara verilen talimatlar ise fonların aynı gün TEFAS'ta işleme kapatılması nedeniyle iptal edildi. Bu talimatların sahiplerine tasfiye bakiyesinden, fondaki katılma payı sahipliği oranında ödeme yapılacağı açıklandı.
Bu nedenle yatırımcı açısından yalnızca “hangi fonda ne kadar param vardı?” sorusu değil,“hangi tarihte hangi işlemi yaptım?”sorusu da önemini koruyor.
Peki yatırımcının hukuki hakları sona eriyor mu?
Bence bundan sonraki dönemin asıl hukuki sorusu burada başlayacak. Ara ödeme yapılması, tek başına yatırımcının uğradığını düşündüğü zarardan doğabilecek bütün hukuki taleplerinin karşılandığı anlamına gelmiyor.
Tasfiye sonucunda yatırımcıya ödenecek nihai tutar ortaya çıktığında; yatırımcının gerçek ekonomik kaybı, varsa bu kayba neden olan işlem veya ihmaller ve sorumluluğu bulunabilecek kişi ve kuruluşlar ayrıca değerlendirilecek.
Başka bir ifadeyle, bugün iki ayrı hesabı birbirinden ayırmak gerekiyor:
Tasfiye hesabıyatırımcının fondan ne kadar para geri alacağını gösterecek.
Sorumluluk hesabıise yatırımcının bunun ötesinde hukuken talep edebileceği bir zarar bulunup bulunmadığını gösterecek.
Bu ikisi aynı şey değil.
SPK'nın son düzenlemesini yatırımcı açısından olumlu bir adım olarak değerlendirmek mümkün. Özellikle daha düşük tutarda yatırımı bulunan kişilerin tasfiye sürecinin tamamını beklemek zorunda kalmadan likiditeye kavuşabilmesi önemli. Fakat 1 milyon TL'lik ara ödeme rakamının yarattığı algıya da dikkat etmek gerekiyor.
Ortada henüz yatırımcı zararlarını 1 milyon TL'ye kadar garanti altına alan bir sistem yok. Bir tazminat fonu oluşturulmuş değil. Yatırımcının bütün zararının karşılanacağı yönünde de bir güvence verilmiş değil.
Yapılan şey, tasfiye sonunda zaten yatırımcıya ait olacak tutarın belirli bir bölümünün daha erken ödenmesine imkân tanımak. Bu nedenle fon krizinde artık yalnızca “paramı ne zaman alacağım?” sorusunu değil, bir sonraki soruyu da konuşmaya başlamamız gerekiyor:
Paramın ne kadarını geri alacağım ve geri alamadığım kısım olursa bunun hukuki sorumluluğu kime ait olacak?
30 Eylül kararı ilk soruya önemli bir cevap verdi.
İkinci sorunun cevabı ise henüz önümüzde duruyor.
Sende Yorum yap