s

Üniversiteler açılırken

Derse giriyorsun, öğrencinin önünde defter, kalem yok. Ders, öğrenciler için seyredilmesi gereken, not alınması gerekmeyen bir ortam haline nasıl geldi? Hocalar neden dersi gösteriye dönüştürmek zorunda kaldı? Konu derin.

Üniversitelerin değersizleşmesine odaklanmak yerine, dünya sıralamasında basamak atlanmasına sevinmeyi seçiyoruz. Oysa küresel olarak üniversiteler çöküşte. Çöken bir yapının içinde yukarı doğru çıkmak, batan bir geminin güvertesine doğru koşmaya benziyor.

Sorun çok. Özetleyeyim.

Bilimde popülerleşme, popüler isimlerin üniversitelerde gördüğü ilgi tehlikeli bir boyuta geldi. Son örnek, rektörlük yapan, popüler bir profesörün fon dolandırıcılığında insanların algısıyla oynaması oldu. Toplumun güven adası olan “üniversite hocalığı” algısı aşınıyor.

Bilimin nitel değerini kenara itip nicel değerine odaklanan, yayın başına puan toplayıcı akademik ilerleme, para karşılığı basılan makaleleri, danışıklı jürileri doğuruyor.

Üniversitelerde “kalite bürokrasisi”nin, hocaları sürekli form doldurmakla meşgul etmesi, bilgisayarlaşmanın evrak sayısını azaltmak yerine artırması, kısa aralıklarla aynı formların doldurulması, üniversitede zaten var olan bilgilerin sürekli hocalardan istenmesi angarya yığınına dönüşüyor.

Önceki gün yitirdiğimiz büyük hoca İoanna Kuçuradi’nin “insan olma sanatı” olarak tanımladığı “felsefe”, her bölümde temel ders olması gerekirken, yok. Hayatın anlamını sosyal medyada sorgulayan öğrenciler mezun ediyoruz.

Hoca-öğrenci ilişkilerinin, “müşteri odaklı” piyasayı örnek alarak, “öğrenci odaklı” hale gelmesi üniversite kavramının içini boşalttı. Üniversite, öğrenci değil, bilim üretme odaklı yapılardır, ticarethane değildir, unuttuk.

Öğrenci odaklılığın geldiği noktada; Öğrencilere “ders/hoca değerlendirme formu” doldurtmak, kurumun kendisini küçük düşürmesinden başka bir şey değildir. Öğrencinin, hoşlanmadığı hocayı değerlendirme verisi, üniversiteye ne sağlayabilir? Konu üniversiteyse iyi hoca, sevilen hoca olmak zorunda da değildir, iyi hoca bilim üreten hocadır. Genç akademisyeni değerlendiren “deneme dersi”ni kaldırıp, hocayı öğrenciye değerlendirtmek akla aykırı.

Peki, üniversiteye kadar test sistemiyle gelen öğrencinin, kendini, kendi diliyle ifade sorunu nasıl çözülecek? Gelinen noktada yabancı dil yeterliliğinden çok, tüm üniversitelerde Türkçe yeterlilik aranması gerekmiyor mu?Üniversiteler açılırken sorunlar tartışılıyor gibi yapılmasın, tartışılsın.

Serenay’ın yürüyüşü

Serenay Sarıkaya’yı tanıdığımda 2010 Antalya Film Festivali’ndeydik. Benim konferansım vardı, onun defilesi. “Lale Devri”nde oynuyor, yeni tanınıyordu.

“Ekrandakinden daha güzelsiniz” dedim. O sıradaki erkek arkadaşını “Küçük Emrah’a benzettiğimi” söyledim. Demesem iyiydi. Yüzü bulutlandı. Yanımdakiler fısıldadı: “İlişkiyi bitirdiniz.” Birkaç ay sonra bitti.

O Serenay, halâ çok güzel. Paris’te, podyumda ışıltılı elbisesiyle coşkulu yürüyüşü olay oldu. Sevenler, küçümseyenler…

Bence yürüyüşünde tam bir meydan okuma vardı. Keyifli bir kadın kadar seksi ve çekici biri olamazdı.

Dik yürüyüşü ve beynin hormon salgısı arasındaki ilişkiye değinenler, nedenini açmamışlar. Açayım.

İnsanın yaşamasını sağlayan kalp ve akciğerler göğüs kafesiyle korunur. Beyin, tehdit algıladığında, güvende hissetmediğinde hayatta kalma dürtüsüyle göğüs kafesini kapatır. Omuzları öne, göğsü içeri çeker, kamburlaşır vs. Ne zaman ki güvende hisseder, kendini meydan okuyucu güçte görür, göğüs kafesini açar, dikleşir. Yani bir mankeni izlerken bakılacak yer, memeleri değil, göğüs kafesidir.

Meydan okuyan duruş, çevredeki özgüvensiz tipleri gıcık eder.

AKLIMDA KALAN

Ankara’daki pavyonların kapatılması: Gelişmeyi hep yıkıp yok etmek sanıyoruz. Gelişme, yıkma değil renöve etme, onarmadır halbuki. Kültürel hafızası olan mekânları yıkarak, kapatarak kente iyilik yapmış olmayız. Karakteri yok edilmiş olur. Kadının sömürüldüğü sistemi düzeltmek yerine pavyonu kapatmak, çözüm olamaz. Paris’te Moulin Rouge, nasıl 1800’lerden bu yana gösterilerine devam ediyor, turizmin en önemli parçası oluyor, tüm dünyadan rezervasyonları aylar öncesinden doluyorsa, Ankara pavyonları da öyle dönüştürülebilir. Ankara’yı yönetenlere not, vizyon şart.

Haber Yorumları

Henüz Yorum Yapılmamış.

Sende Yorum yap

Son dakika haberler

En güncel ve en doğru, tarafsız haberin merkezi.