s

Aşk, ilişkiyi kurtarmaya yeter mi?

Cine Majestic, İstiklal Caddesi’nde birbirine paralel uzanan ve iki yakın arkadaşın adını taşıyan sokaklardan birinde, Ayhan Işık Sokak’ta. Diğeri de Sadri Alışık Sokak. Caddeden iki adımla sinemaya girmek, sinemadan iki adımla caddeye çıkmak AVM sinemalarında yaşanacak bir deneyim değil. İzlenen bir film sonrası Beyoğlu kalabalığına karışmak da. Evet, öyle çok konforlu salonları yok belki ama içinde dolaşan sinema ruhunun verdiği mutluluk paha biçilmez.

Geçen hafta, gümbür gümbür yaklaşan yeni sanat sezonuna girmeye günler kala İstiklal Caddesi’nde şahane bir sergi turu yaptıktan sonra Cine Majestic’e gittim. Ayhan Işık Sokak cıvıl cıvıl. Sinemanın önündeki masada oturup insanları izledim. Yemek yiyenler, nargile içenler, rahat adımlarla sokakta gezenler. Caddenin yoğun kalabalığından çıkıp güzel bir filmin sakinliğine geçmek ne güzel. Girişteki küçük gişeden, bir kibrit kutusu genişliğindeki biletimi aldım. 90 TL. Salona girdim ve film başladı: “Charlie&Harper”.

Yönetmen koltuğunda Mac Eldridge ve Tom Dean’in oturduğu, senaryosunu Dean’in yazdığı bir Amerikan romantiği. Filmin ilk gösterimi Toronto Film Festivali’nde Eylül 2025’te yapıldı. Yakın zamanda da Amerika’da vizyona girdi. Epeydir aşk filmleri izlerken çok sıkılıyorum. Abartılı romantizm, her şeyin mükemmel olduğu ilişkiler, üç aşağı beş yukarı yıllardır maruz kaldığımız hep aynı sahneler. Ama “Charlie&Harper” sıkılmadığım filmlerden biri oldu. Aşk üzerinden sordurduğu soruları sevdim.

Filmde lise yıllarında tanışan Harper ve Charlie’nin hikâyesini izliyoruz. Kronolojik bir sırada değil. Serbest çağrışım. Beş yıllık ilişkilerinin sonundan başlayan film, ortalarına uzanıyor, başa dönüyor ve yine sonuyla bitiyor. Zamandaki sıçramalar hiç rahatsız etmiyor, doğrusal olmayan bu kurgu aşkın sıralı hâlleri gibi sıkmıyor. Aslında sıradan bir aşk bu. Sıradanlığının sosyolojisinde bütün hüneri. Gerçi eleştirmenler çok beğenmemiş filmi. Ama çifti sevimli bulmuşlar. Sahiden de sevimli bir çift. Liseden sonra okula devam etmiyor ikisi de. Harper’ın şef olarak kariyer yapma isteği var. Charlie’nin ne istediği belli değil. Hedefine odaklı her insan gibi Harper, hayalini gerçekleştirmek için elinden geleni yapıyor. Charlie ise kendi içinde kaybolmuş her insan gibi büyük bir atıllık içinde. Ne istediğini anlamak mümkün değil. Harper’ı çok seviyor, sürekli içiyor ve tembellikte üstüne yok. Peki aşk ilişkiyi kurtarmaya yeter mi? Bu temel soru ekseninde ilerliyoruz filmde. Romantik komedi değil, sert bir dram yaşadıkları.

Filmin başından itibaren çiftimizin birbirlerine duydukları sevgi ve aşka ikna oluyoruz. Ama eksik olan bir şeyler var. Harper hırslı bir kadın, bir o kadar da eğlenceli. Şef olacak ve restoranını açacak günün birinde. Charlie epey yakışıklı, karizmatik, zeki. Değil hırslı olmak Harper dışında herhangi bir motivasyonu yok. Bol bol okuyor, müzikle arası iyi. İlişkilerinde de müziğin önemli bir yeri var.

Harper kariyer planlamasını hayata geçirmek için yaşadıkları kasabadan çıkmak istiyor. Charlie için Harper’sız bir hayat imkânsız. Hâl böyle olunca New Orleans’a birlikte taşınıyorlar. Yeni bir yer, yeni bir ev, çok da âşıklar. Bir süre mutlu mesut yaşıyorlar. Ama tablo hiç değişmiyor. Sürekli çalışan bir karınca ve tembel mi tembel bir ağustos böceği hayatın içinde debeleniyorlar. Hayat karıncanın tarafında tabii. Harper giderek yükseliyor. Charlie bir adım ileri, iki hatta üç adım geri. Karınca sıkılıyor bu durumdan. Tişörtlere baskı yapan bir atölyede, içmeye devam ederek çalışmaya çalışan ağustos böceği sinirini bozuyor artık. Ne kadar zorlarsa zorlasın Charlie’nin atıl yaşama pratiğini değiştiremiyor. Zaman da geçiyor tabii. Beş yılın sonunda beklentiler birbirini karşılamayınca, ayrılık kaçınılmaz oluyor.

İlişki bittikten çok zaman sonra tesadüfen karşılaşıp birlikte bir gece geçiriyorlar. Aşkları alevlenmeye hazır. Birbirlerine yaşadıklarını anlatıyorlar. Charlie nasıl olduysa bir okul bitirmiş, hayatını yoluna koymuş. Eskisi kadar tembel değil ama bir Harper hiç değil. Hâlâ biraz uyuşuk, sakin, gelişine topa vurur gibi bir hali var. Harper şeflikte yıldızını parlatmış. Restoranını açması an meselesi. Birbirlerinin gözünün içine bakıyorlar. Biri cesaret edip hadi dese ilişkinin yeniden başlaması işten değil. Ama artık farklılıklarının yarattığı imkânsızlığı görecek olgunluktalar. Zıt kutupların birbirlerini çekse de her zaman mutlu bir ilişkiye evrilemeyeceğini biliyorlar. Ama ya olursa? Filmin açık sonu bu soruyu da sorduruyor.

Başka soruları da var filmin: Hayatımızdaki insanı değiştirme çabasının içine girmeyenimiz var mı? Peki ya başarılı olanımız? Yaptığımız kariyerle kaçımız mutlu olabildik? Karıncanın günün birinde varoluş sıkıntısı yaşamaması mümkün değil mi? Aşk bir noktadan sonra mutlu etmezken, yerini alanlar onun yarattığı boşluğu doldurabilir mi? Nasıl olur da büyük acı veren eski bir aşkı özleriz?

Bu sorularla çıkıyorum Cine Majestic’den. Önce Ayhan Işık’ı ardından Sadri Alışık’ı saygıyla selamlıyorum sokaklarının başında. Cadde kalabalığına karışıyorum. Kimi hızlı adımlarla, kimi ağır aksak yürüyor… Bir kez daha fark ediyorum, herkes ancak kendi temposunda yaşadığında mutlu.

İyi pazarlar.

Haber Yorumları

Henüz Yorum Yapılmamış.

Sende Yorum yap

Son dakika haberler

En güncel ve en doğru, tarafsız haberin merkezi.