Çöpe giden gıda ve ekmek

Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü’nün (FAO) Gıda Kaybı Endeksi’ne göre küresel olarak gıdaların yüzde 13,2’si hasattan sonra çiftliklerde ve perakende aşamalarına kadar tedarik zincirinde kayboluyor. Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP) verilerine göre, tüketilmeyen gıdalarla ilişkili gıda kaybı ve israfı, küresel sera gazı emisyonlarının yaklaşık yüzde 8-10’undan sorumlu. Başka bir ifadeyle, tüketilmeyen her gıda ürünü suyu, enerjiyi, toprağı ve emeği de israf ediyor.
Gıda israfını azaltmak, iklim eyleminin ayrılmaz bir parçası. Kaynakların daha verimli kullanıldığı, atığın azaltıldığı ve üretim süreçlerinin sürdürülebilir hale getirildiği bir döngüsel ekonomi modeli, hem çevresel etkileri azaltıyor hem de gıda sistemlerini daha dayanıklı hale getiriyor. Bu konu, 2030 Sürdürülebilir Kalkınma Gündemi’nin de somut hedeflerinden biri.
Görünmez kahramanlar
Sürdürülebilir Kalkınma Amacı 12.3, 2030 yılına kadar perakende ve tüketici düzeyinde kişi başına düşen küresel gıda israfının yarıya indirilmesini ve üretim ile tedarik zincirlerindeki, hasat sonrası kayıplar dâhil, gıda kayıplarının azaltılmasını öngörüyor.
Gıda kaybı ve israfıyla mücadelede, tarladan sofraya uzanan zincirin en önemli aktörleri arasında kadınlar yer alıyor. Küresel ölçekte küçük ölçekli çiftçiler dünya gıdasının yaklaşık üçte birini üretiyor ve bu tarımsal iş gücünün yaklaşık yüzde 40’ını kadınlar oluşturuyor. Buna rağmen kadınlar, kaynaklara erişimdeki kısıtlar nedeniyle iklim krizinin etkilerine karşı daha kırılgan durumda. Örneğin aşırı yüksek sıcaklıkla geçen her bir gün, kadın çiftçilerin ürettiği mahsulün toplam değerini erkeklere oranla yüzde 3 oranında azaltıyor.
Türkiye’de de kadınlar gıda sistemlerinin görünmeyen kahramanları arasında yer alıyor. Tarım sektöründe çalışan kadınların yaklaşık yüzde 92’si kayıt dışı istihdamda bulunuyor. Sözleşmesiz, sosyal güvencesiz ve çoğu zaman aile içi ücretsiz emek olarak görülen bu katkı, ülkenin gıda üretiminin temel dayanaklarından biri.
İki ayrı çalışma yükü
Avrupa Birliği’nin finansal desteğiyle, BM Kadın Birimi tarafından uygulanan “Eşitlik ve Kadınların Güçlenmesi için Güçlü Sivil Alan” projesi kapsamında desteklenen Samandağ Kadın Dayanışma Derneği Başkanı Hülya Rencüzoğulları Nehir konuyla ilgili şunları söylüyor:
“Sahada karşılaştığımız kadınlar toprağın veya ürünün sahibi değil; ekim, dikim, ayıklama, bağlama, hasat ve taşıma gibi üretimin en yoğun emek gerektiren aşamalarında yevmiyeyle çalışan kadınlar. Gıda üretiminin devam etmesini sağlayan bu emek, kayıt dışı çalışma ve sosyal güvencesizlik nedeniyle çoğu zaman istihdam verilerinde ve ekonomik değerlendirmelerde görünür değil. Kadınların çalışma günü de tarladan çıktıklarında sona ermiyor. Eve veya yaşam alanlarına (konteynır, gece kondu vb.) döndüklerinde yemek hazırlama, temizlik, çocukların ihtiyaçları, yaşlı, engelli, hasta aile bireylerinin bakımı gibi işleri sürdürmeye devam ediyorlar. Aşırı sıcaklarda saatlerce çalışan bir kadın açısından bu durum aynı gün içerisinde iki ayrı çalışma yükünün üst üste olması demek. İklim krizinin tarımsal üretimi zorlaştırması, çalışma dönemlerini ve koşullarını değiştirmesi veya üretim alanlarını daraltması halinde bunun ilk sonuçlarından biri de yevmiyeyle çalışan kadınların gelir kaybı olabiliyor.”
DÖNÜŞÜMÜN GÜÇLÜ ARACI
Gıda üretiminde, gıdanın satın alınmasında, hazırlanmasında ve saklanmasında kadınların üstlendikleri roller, onları çözümün de önemli bir parçası haline getiriyor. FAO Türkiye Temsilci Yardımcısı Dr. Ayşegül Selışık, şunları söylüyor:
“Gıda kaybı ve israfıyla mücadele politikalarının merkezinde kadınların bilgi, deneyim ve liderliği yer almalı. Kadın çiftçilerin güçlendirilmesi, sürdürülebilir tarım uygulamalarına erişimlerinin artırılması ve karar alma mekanizmalarında daha fazla temsil edilmeleri yalnızca toplumsal cinsiyet eşitliği için değil, kadın çiftçilerin iklim-dirençli tarım uygulamalarına, toprağa, finansa ve teknolojiye erişimlerinin güvence altına alınması, daha dirençli gıda sistemleri, daha güçlü iklim politikaları ve daha sürdürülebilir bir gelecek için de gerekli.”
Gıdayı korumak yalnızca açlığı azaltmak değil, aynı zamanda iklim krizine karşı mücadele etmek, doğal kaynakları korumak ve eşitsizlikleri azaltmak anlamına geliyor. Kadınların emeğini ve liderliğini görünür kılan çözümler ise bu dönüşümün en güçlü araçlarından biri olmaya devam ediyor.
Milliyet-UN Women işbirliği
Milliyet, küresel medya birliği Media Compact üyesi olduğu Birleşmiş Milletler Kadın Birimi (UN Women) ile iklim krizinin çok boyutlu etkilerini ele alan yazı dizisine devam ediyor. Dizi, 9-20 Kasım tarihlerinde Türkiye’nin ev sahipliğinde Antalya’da düzenlenecek Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı’na (COP31) kadar sürecek.
Sende Yorum yap