TÜİK Yapay Zekâ 2026 Yılı İstatistikleri Ne Söylüyor?
Yapay zekâ hızla tüm alanları dönüştürüp yeni bir ekosistem oluştururken bu teknolojilerin sunduğu fırsatlar ve yol açabileceği olası risklere yönelik sıcak tartışmalar da sürüyor. Bu dönüşümden ülkemiz de derinden etkileniyor. Ancak, ülkemizde yapay zekâ kullanımının yaygınlığı ve risklerine karşı farkındalık düzeylerini belirlemeye yönelik araştırmaların yeterince yapılmadığı ve kamuoyu tartışmalarında yeterli yer bulamadığı da açıktır. Bu bağlamda TÜİK tarafından ilk kez 2025 yılında resmi istatistik sunulmuş olması çok değerliydi. TÜİK 2026 yılında da bunu sürdürdü ve güncel verilerini yayımladı.
Paylaşılan istatistiklere göre girişimlerdeki yapay zekâ teknoloji kullanım oranları sürekli artıyor. 2021 yılında bu oran %2,7 iken 2025 yılında %7,5’e yükselmişti. Bu oranın 2026 yılında %14’e yükseldiği görülmektedir. Ayrıca, girişimlerde çalışan sayısı arttıkça, yani işletme ölçeği büyüdükçe yapay zekâ teknolojisine adaptasyonun da yükseldiği görülmektedir. Örneğin, 2026 yılında 10-49 çalışanı olan girişimlerde bu oran %12,8 (2025 yılında %6,6) iken 250 ve üzeri çalışanı olan girişimlerde %37,1 olarak gerçekleşmiş (2021 yılında %9,6 ve 2025 yılında %24,1). Benzer eğilim, şu anda bu teknolojiyi kullanmayan, ancak kullanmayı planlayan girişimlerde de ortaya çıkıyor. Çalışan sayısı arttıkça kullanmayı planlama oranı yükseliyor.
Diğer taraftan, yapay zekâ teknolojisinin ağırlıklı olarak bilgi ve iletişimle ilgili girişimlerde kullanıldığı (2025 yılında %47,1 iken 2026 yılında %63,7) görülüyor. Bu girişimleri, yayımcılık, radyo-TV ve içerik faaliyeti ile ilişkili girişimler (%57,1), bilgisayarların ve iletişim araç ve gereçlerinin onarımı ile ilişkili girişimler (%32,4), finans ve sigorta faaliyetleri ile ilişkili girişimler (%30,2) takip ediyor. TÜİK araştırmasında bu girişimlerin yapay zekâ teknolojisini hangi amaçla kullandığına da yer veriliyor. Araştırma bulguları girişimlerin bu araçları 2026 yılında en fazla pazarlama veya satış amacıyla (%51,0) kullandıklarını, bu kullanımı araştırma ve geliştirme (Ar-Ge) veya yenilik amacıyla kullanım (%46,3), üretim veya hizmet süreçleri amacıyla kullanım (%43,4) ve işletme süreçleri ve yönetim organizasyonu amacıyla kullanım (%42,6) takip etmektedir.
Buraya kadar verilen bulgulara bakıldığında ülkemizde girişimlerde yapay zekâ teknolojisi kullanma düzeyinin oldukça düşük seyrettiği görülmektedir. TÜİK araştırma bulguları aslında bunun nedenlerine de ışık tutmaktadır. Bulgulara göre girişimlerin yapay zekâ teknolojisini kullanmama nedenlerinin başında girişimlerde uzmanlık eksikliğinin bulunması (2025 yılında %74,2 iken 2026 yılında %72,3) gelmektedir. Hem genel olarak yapay zekâ okuryazarlığı ve kültür eksikliği hem de bu alanda yeterli uzmanın olmaması girişimleri daha çekingen davranmaya zorlamaktadır. Ayrıca, maliyetlerin yüksek olması (2025 yılında %67,4 iken 2026 yılında %65,0) ve bu teknolojiyi kullanmanın yol açacağı sorunlarda sorumluluğun kimde olacağına yönelik hukuki belirsizlikler (2025 yılında %62,4 iken 2026 yılında %66,4) kullanmaya yönelik çekingenliği teşvik etmektedir. Özellikle uzmanlık eksikliği ve yüksek maliyetlere ilişkin oranlar bir önceki yıla göre kısmen azalırken hukuki belirsizliklere ilişkin oranın yükselmesi, yapay zekâ kullanımının yaygınlaşmasında hukuki düzenlemelerin ve sorumlulukların açıklığa kavuşturulmasının önemini göstermektedir.
Dolayısıyla bu bulgular, girişimlerde yapay zekâ kullanımının yaygınlaşmasının yalnızca bu teknolojilere erişimle ilgili olmadığını, aynı zamanda kurumsal kapasiteyle de doğrudan ilişkili olduğunu göstermektedir. Özellikle uzmanlık eksikliğinin en önemli engel olarak öne çıkması, meselenin teknolojik altyapının ötesinde bir insan kaynağı sorunu olduğunu ortaya koymaktadır. Girişimlerin yapay zekâ dönüşümünde başarılı olabilmeleri için yalnızca bu teknolojilere yatırım yapmaları yeterli değildir. Aynı zamanda mevcut çalışanlarının becerilerini geliştirmeleri ve iş süreçlerini bu teknolojilerle uyumlu hâle getirmeleri gerekmektedir.
Araştırma bulguları yapay zekâ teknoloji kullanım yaygınlığının yaşla nasıl değiştiğini de göstermektedir. 2025 yılında üretken yapay zekâ araçlarını kullandığını beyan edenlerin oranı %19,2 olarak tespit edilirken 2026 yılında bu oranın %37,6’ya yükseldiği görülmektedir. Bu kullanımın 16-24 yaş grubu gibi düşük yaşlarda yoğunlaştığı (2025 yılında %39,4 iken 2026 yılında %64,9), yaş arttıkça kullanım oranının düştüğü (örneğin 35-44 yaş grubunda 2025 yılında %15,5 iken 2026 yılında %38,1) görülmektedir. Bir yıl gibi kısa sürede tüm yaş aralıklarındaki artışların oldukça dramatik olduğu da ayrıca not edilmelidir.
Yapay Zekâ Kullanımı Yaygınlaşıyor, Peki Üretkenliğe Dönüşüyor mu?
Diğer taraftan, eğitim seviyesi yükseldikçe yapay zekâ kullanımının da arttığı görülmektedir. Örneğin 2026 yılında yükseköğretim mezunlarında kullanım oranı %62,7 iken lise mezunlarında %45,4 olarak gerçekleşmiştir. 2025 yılında yükseköğretim mezunlarında kullanım oranı %36,1 iken bu oran 2026 yılında ilköğretim veya ortaokul mezunları için bile %35,5’e yükselmiştir. Dahası, ilkokul mezunları arasında bile kullanımın yaygınlaşmaya başladığı (%8,5) görülmektedir.
Bu teknolojinin hangi amaçlarla kullanıldığına yakından bakmak oldukça ilginç bulgular sağlamaktadır. Bu bağlamda, yapay zekânın özel amaçlarla kullanımına kıyasla mesleki kullanımının daha sınırlı kaldığı görülmektedir. Örneğin, 2026 yılında bu teknolojileri kullanan bireylerin yaklaşık %86,4’ü (2025 yılında %80’i) özel amaçları için kullandığını belirtirken sadece %37,3’ü (2025 yılında %33,8’i) mesleki amaçları için kullandığını belirtmektedir. Burada dikkat çekici olan, bireysel kullanımın hızla yaygınlaşmasına rağmen bu teknolojilerin mesleki amaçlarla kullanımının aynı düzeye ulaşmamış olmasıdır. Elbette özel ve mesleki kullanım birbirini dışlayan kategoriler değildir. Ancak aralarındaki bu farklılık, yapay zekâ kullanımındaki hızlı yaygınlaşmanın mesleki kullanıma aynı ölçüde yansımadığını göstermektedir. Dolayısıyla yalnızca kullanım oranlarındaki artışa odaklanmak yerine, bu kullanımın niteliğini, mesleki becerilere ne ölçüde yansıdığını ve üretkenliğe nasıl katkı sağladığını da araştırmak gerekmektedir.
Yapay zekâ kullanan bireylerin bu teknolojileri örgün eğitim amacıyla kullanma oranının da 2025 yılında %31,4 iken 2026 yılında %32,6'ya yükseldiği görülmektedir. Ancak, örgün eğitimde bu teknolojilerin hangi amaçlarla ve nasıl kullanıldığı, öğrenme süreçlerini ne ölçüde desteklediği ve özellikle eleştirel düşünme becerileri üzerindeki etkilerinin neler olduğu belirsizliğini korumaktadır. Burada asıl mesele, öğrencilerin yapay zekâ teknolojilerini kullanıp kullanmadıklarından çok, bu teknolojileri kendi öğrenme süreçlerini destekleyen araçlar olarak mı, yoksa düşünme ve problem çözme becerilerini kullanma sorumluluklarını devrettikleri uygulamalar olarak mı kullandıklarıdır. Bu nedenle TÜİK’in kullanım yaygınlığını ölçen bu araştırmalarının, kullanımın niteliğini ve öğrencilerin olası bilişsel risklere yönelik farkındalık düzeylerini belirleyen kapsamlı çalışmalarla desteklenmesi gerekmektedir.
Diğer taraftan, özellikle orta yaş gruplarında yapay zekâ kullanımının gençlere kıyasla düşük kalması, işgücü piyasasının dönüşümüne uyum açısından bu yaş gruplarının karşılaşabileceği risklerin dikkatle değerlendirilmesini gerektirmektedir. Dünya Ekonomik Forumu (WEF) ‘2025 İşlerin Geleceği Raporu’na dair daha önceki yazımızda da dile getirdiğimiz gibi özellikle yapay zekâ teknolojileri ile köklü dönüşüme maruz kalan işgücü piyasalarında insan kaynağının yeniden eğitime tabi tutulması oldukça kritiktir. İşgücü piyasalarında yaşanan köklü dönüşümlere karşı insan kaynağını tahkim etmede, yeniden beceri kazandırma (reskilling) ve beceri geliştirme (upskilling) artık bir seçenek değil, tam tersine bir zorunluluktur. Zaten söz konusu raporda da ‘Eğer dünya iş gücü 100 kişiden oluşsaydı, 2030 yılına kadar bunların 59'unun eğitim alması gerekecekti’ vurgusu, dinamik işgücü piyasalarında yeni becerilerin öğrenilmesindeki sürekliliğe ve yaşam boyu eğitimin artan önemine işaret etmektedir.
Yapay zekâ yaygınlaştıkça işgücü piyasalarında bu teknolojileri kullanabilmeye yönelik beceriler çok daha önemli hâle gelmektedir. Bu becerilerden yoksun bireyler, işlerini kaybetme veya daha düşük beceri gerektiren ve dolayısıyla daha düşük ücretli işlerde çalışma riskiyle karşılaşabilir. Özellikle 35-44 yaş grubunda yapay zekâ kullanım oranının %38,1 düzeyinde kalması, çalışma hayatının önemli bir bölümünü oluşturan bu yaş grubunun teknolojik dönüşüme uyumu açısından dikkatle değerlendirilmesi gereken bir bulgudur. Elbette kullanım oranının tek başına iş kaybı riskini göstermediği, bu riskin mesleklerin niteliğine ve yapay zekâdan etkilenme düzeylerine göre değişebileceği unutulmamalıdır. Dolayısıyla işgücü piyasasının dönüşümüne yönelik politikalar geliştirilirken çalışanların yaşları kadar mevcut becerileri ve yaptıkları işlerin niteliği de dikkate alınmalıdır. Bu nedenle hayat boyu öğrenme kapsamında mevcut çalışanlara yönelik eğitimlerin hızla yaygınlaştırılması gerekmektedir. Bu amaçla üniversitelerin sürekli eğitim merkezleri ile İSO Akademi ve TOBB Akademi gibi işveren örgütlerinin eğitim kurumları devreye sokulmalıdır.
TÜİK'in 2026 yılı verilerinin ortaya koyduğu temel gerçek şudur: Türkiye'de yapay zekâ kullanımı hızla yaygınlaşmakta, ancak bireysel kullanım, mesleki kullanım ve girişimlerin bu teknolojilere uyumu farklı düzeylerde gerçekleşmektedir. Dolayısıyla asıl mesele yalnızca yapay zekâ kullanımını artırmak değil, bu teknolojilerin sunduğu imkânları ekonomik ve toplumsal değere dönüştürebilecek insan kaynağını ve kurumsal kapasiteyi geliştirmektir. Bu nedenle eğitim politikaları ile işgücü piyasasına yönelik politikaların birlikte ele alınması, mevcut çalışanların yeni becerilerle donatılması ve girişimlerin teknolojik dönüşümünün desteklenmesi gerekmektedir. Çünkü yapay zekâ çağında belirleyici olan bu teknolojilerin kullanımının ne ölçüde bireysel beceriye, kurumsal kapasiteye ve toplumsal üretkenliğe dönüştürülebildiğidir.
Sende Yorum yap