Türkiye’nin Sorunu Kalite Değil
A Milli Takım’ın Uluslar Ligi’nde üç maç sonunda puan alamaması, ister istemez bazı gerçekleri yeniden tartışmaya açıyor.
Türkiye, bugün Uluslar A Ligi’nin en güçlü takımlarından biri değil. Bunu kabul etmek gerekiyor. Fransa, İtalya ve Belçika gibi ülkelerle oyuncu havuzu, futbol kültürü ve uluslararası tecrübe açısından aynı noktada değiliz.
Dolayısıyla bu takımlara karşı alınacak mağlubiyetler dünyanın sonu değil.
Ama mesele zaten kaybetmek değil.
Mesele, nasıl kaybettiğimiz.
Çünkü insanın aklına ister istemez şu soru geliyor:
Biz gerçekten bu kadar mı kötüyüz?
Bence değiliz.
Hatta son yıllardaki en yetenekli jenerasyonlarımızdan birine sahibiz. Avrupa’nın önemli liglerinde oynayan oyuncularımız, üst düzey takımlarda forma giyen futbolcularımız var. Ancak bu bireysel kaliteyi milli takımda ortak bir oyuna çevirmekte zorlanıyoruz.
Ve burada artık Vincenzo Montella’yı konuşmak gerekiyor.
İtalyan teknik adamın milli takımın başındaki ilk döneminde en önemli özelliği, elindeki malzemeyi doğru kullanmasıydı. Oyuncu formuna göre karar verebiliyor, rakibe göre plan değiştirebiliyor ve milli takımın kısa süreli çalışma süresini iyi değerlendirebiliyordu.
Bugün ise Montella’nın en büyük problemi, kendi tercihleriyle arasına mesafe koyamaması gibi görünüyor.
Bazı oyuncuların formu ne olursa olsun yeri değişmiyor.
Bazı oyuncuların performansı ne kadar yükselirse yükselsin milli takımın kapısı onlara aynı ölçüde açılmıyor.
Oysa milli takımın kulüp takımından en büyük farkı burada.
Kulüp takımında teknik direktörün bir oyuncuya güvenmesi anlaşılabilir. Çünkü o oyuncuyla her gün çalışır, onu uzun vadeli planının parçası olarak görür.
Milli takımda ise geçmiş performansın kredisi çok daha sınırlıdır.
Çünkü burada form, her şeyden önce gelir.
Montella’nın bugün yaptığı en büyük hata belki de oyuncu tercihinden daha büyük bir meseleye dönüşüyor:
Kendi oluşturduğu hiyerarşiyi, sahadaki formun önüne koyuyor.
Bu durum oyuna da yansıyor.
Türkiye’nin güçlü rakiplere karşı temel problemi yalnızca topu rakibe bırakması değil. Topu rakibe bıraktığında ne yapacağını, top kendisindeyken nasıl çıkacağını ve oyunun hangi bölümünde kontrolü ele alacağını yeterince net gösteremiyor.
Rakip baskıyı kırdığında savunmaya çekiliyoruz.
Topu kazandığımızda ise hücuma nasıl çıkacağımız konusunda aynı netliği göremiyoruz.
Böyle olunca bireysel kalite de oyunun içine yeterince giremiyor.
Bir Arda Güler’in, bir Kenan Yıldız’ın, bir Hakan Çalhanoğlu’nun ya da Avrupa’nın önemli liglerinde oynayan diğer oyuncuların tek tek iyi futbolcular olması, tek başına iyi bir milli takım yaratmıyor.
Onları birbirine bağlayan bir oyun gerekiyor.
Ve milli takımın bugün en çok ihtiyaç duyduğu şey de bu.
Montella’nın artık “Ben bu oyunculara güveniyorum” demekten ziyade “Bugün en formda ve bu oyuna en uygun oyuncular kim?” sorusunu sorması gerekiyor.
Çünkü milli takımda kimse formayı tapulu malı gibi taşıyamaz.
Üstelik A Ligi’nde oynuyorsanız hata payınız daha da azalıyor.
Fransa’ya, İtalya’ya veya Belçika’ya karşı rakibin bireysel kalitesi sizi cezalandırabilir. Bu normal.
Ama rakip sizi cezalandırmadan önce kendi seçimlerinizle oyunu zorlaştırıyorsanız, burada artık kalite farkından değil, teknik adam tercihinden söz etmek gerekir.
Türkiye belki bugün A Ligi seviyesinde bir milli takım değil.
Ama üç maç sonunda sıfır puanı “Zaten rakipler bizden güçlü” diyerek geçiştirecek kadar kötü bir takım da değil.
Bence asıl tehlike puansız kalmak değil.
Asıl tehlike, bu puansızlığı normalleştirmek.
Çünkü Türkiye’nin A Ligi’nde kalabilmesi için önce Fransa, İtalya veya Belçika kadar iyi olması gerekmiyor.
Önce kendi potansiyelinin altında oynamaktan vazgeçmesi gerekiyor.
Ve bunun ilk adımı da rakipleri değiştirmek değil, Montella’nın kendi ezberlerini değiştirmesinden geçiyor.
Categories: Türkiye’nin Sorunu Kalite Değil
Sende Yorum yap