Nobel Tıp Ödülü: İğne değil yosun
Nobel ödülleri haftası başlamadan önce tahmin listelerinin zirvesinde aynı çalışmalar vardı: Zayıflama iğnelerinin temelindeki GLP-1 araştırmaları. Ancak Tıp Ödülü 5 Ekim günü sürpriz bir şekilde bir yosuna gitti... Yani insanda henüz neredeyse hiç kullanılmayan bir laboratuvar çalışması, milyonların halihazırda kullanmaya başladığı bir ilacın önüne geçti. Peki bu çalışmayı bu kadar değerli kılan ne?
Nobel ödülleri haftası başlamadan önce tahmin listelerinin zirvesinde aynı çalışmalar vardı: Zayıflama iğnelerinin temelindeki GLP-1 araştırmaları. Ancak Tıp Ödülü 5 Ekim günü sürpriz bir şekilde bir yosuna gitti. Daha doğrusu söz konusu yosunda ışığa duyarlı bir protein bulan Alman bilim insanları Peter Hegemann ile Georg Nagel’e ve bu proteini beyin hücreleri için bir ışık anahtarına dönüştüren ABD’li Karl Deisseroth’a.
Yani insanda henüz neredeyse hiç kullanılmayan bir laboratuvar çalışması, milyonların halihazırda kullanmaya başladığı bir ilacın önüne geçti. Peki bu çalışmayı bu kadar değerli kılan ne?
İnsan beyni milyarlarca sinir hücresinden oluşuyor. Düşündüğümüz, hissettiğimiz, eyleme geçirdiğimiz her şey bunların elektrik sinyalleri sayesinde. Bilim insanları hangi davranışta hangi hücrelerin aktif olduğunu görüyordu. Fakat bir sorun vardı. Neden ve sonuç birbirine karışabiliyordu. Mesela insanlar şemsiyelerini açtıysa yağmur yağıyordur. Ama bu şemsiyelerin yağmura neden olduğu anlamına gelmez. Araştırmacılar şunun ayrımını yapamıyordu: Korku anında yanan hücreler korkuyu başlatıyor muydu, yoksa ona tepki mi veriyordu? Anlamanın tek yolu o hücreleri istenen anda açıp kapatmak ve ne olduğuna bakmaktı. Ama böyle bir düğme yoktu.
Ta ki bu ödüllü çalışmaya kadar. Düğme yeşil bir yosundan geldi. Tek hücreli bu yosunun ışığa doğru yüzdüğü uzun zamandır biliniyordu. Ödülün ilk adımı, bunu sağlayan şeyi, hücre zarında ışık vurunca açılan minik kapıyı (kanalrodopsin adlı bir proteini) bulmaktı. İkinci adım ise bir fikirdi: Sinir hücreleri de zarlarındaki kapılar açılıp kapandıkça elektrik üretiyor. Yosunun kapısını bir sinir hücresine yerleştirirseniz, o hücreyi ışıkla çalıştırabilirsiniz. Aranan düğme buydu.
Peki bu buluş laboratuvardan çıkıp hayatımıza ne zaman girecek? Şimdilik dört yerde umut var:
Görme: Bazı kalıtsal körlük türlerinde, gözde hâlâ sağlam kalan hücreler tek bir iğneyle ışığa duyarlı hale getiriliyor. En kısa vadeli umut burada.
İşitme: Bugünkü kulak implantları elektrikle çalışıyor ve sesi düşük çözünürlükte iletiyor. Işıkla çalışan implantlar çok daha net bir ses vaat ediyor.
Ağrı: İlaçla dinmeyen kronik ağrıyı, ağrı sinyalini taşıyan sinirleri ışıkla susturarak dindirmek hedefleniyor. İnsan denemelerinin birkaç yıl içinde başlaması bekleniyor.
Beyin hastalıkları: Epilepsi, Parkinson ve depresyonda doğrudan tedavi henüz uzakta. Ama yöntem bu hastalıkların beyinde nasıl işlediğini gösteriyor.
Zayıflama iğneleri de 1980'lerde Kan şekerini düzenleyen hormonları merak eden araştırmacılardan çıkmıştı. “Bu ne işe yarayacak yahu?” çok popüler bir soru. Sorun, genellikle çok erken sorulması.
Sende Yorum yap