Takımın patronu
Futbolda yıldız olmak, her istediğini yapabilmek anlamına gelir mi? Cristiano Ronaldo’dan İlkay Gündoğan’a uzanan tartışmalar, bu soruyu gündeme getiriyor. Bir oyuncunun neden oynamadığını sorgulamak kolay. Zor olan, teknik direktörün kararını hangi koşullarda verdiğini anlamak.
Cristiano Ronaldo ile Portekiz Milli Takımı Teknik Direktörü Jorge Jesus arasındaki gerilim bu tartışmayı gündeme getirdi. Ronaldo, verilen sözlerin tutulmadığını savundu; Jesus ise takımın yönetimiyle ilgili kararların kendi sorumluluğunda olduğunu söyledi. Tarafların anlatımları farklı olsa da soru aynı: Ronaldo gibi bir yıldız söz konusu olduğunda teknik direktörün karar verme alanı nerede başlıyor, nerede bitiyor?
Ronaldo, futbol tarihinin en büyük oyuncularından biri. Kariyeri ve kazanma arzusu tartışmaya kapalı. Ancak yıldız olması, teknik direktörün kararlarından muaf tutulmasını gerektirmiyor. Bir futbolcunun geçmişte yaptıkları, her maç oynayacağının garantisi olmadığı gibi bugünü, dünün başarılarıyla yönetilemiyor.
Teknik direktör; takımın fiziksel durumunu, oyuncu ilişkilerini ve sezonun geri kalanını birlikte değerlendirmek zorunda. Bazen en iyi oyuncusunu sahaya sürer, bazen dinlendirir. Kararı doğru da yanlış da çıkabilir. Ancak karar verme yetkisi elinden alınmış bir teknik direktörden sonuç beklemek, futbolun mantığıyla çelişir.
Türkiye’de benzer bir tartışmayı İlkay Gündoğan üzerinden yaşadık. Barcelona karşılaşmasına hazır olup olmadığı sorusuna İlkay’ın, nasıl olsa oynamadığını ima eden yanıtı dikkat çekti. Kariyeri boyunca üst düzey takımlarda oynamış bir futbolcunun sahada olmayı istemesi doğal. Ancak bu rahatsızlığı kamuoyu önünde dile getirme biçimi, Okan Buruk’un tercihlerini de tartışmaya açıyor ve teknik direktör, takımını maça nasıl hazırlayacağını anlatması gerekirken bir futbolcusunun açıklamasını izah etmek zorunda kalıyor. Tek bir cümle, hocanın bütün teknik planının önüne geçebiliyor.
Sezon başında İsmail Kartal ve Asensio üzerinden yürüyen tartışmada da benzer bir refleks vardı. Asensio’nun neden oynamadığı sorgulandı, teknik direktör eleştirildi. Oysa oyuncunun fiziksel durumu ve sakatlık riski, dışarıdan görünenin ötesinde bir değerlendirme gerektiriyordu. Bir oyuncuyu bugün oynatmak, yarın haftalarca kaybetmek anlamına gelebilir. Ve teknik direktörler takımı sezon boyunca ayakta tutmaktan sorumludur. Elbette onlar da yanılabilir. Oyuncuyla iletişim kuramayabilir, yanlış tercihler yapabilirler. Ancak bir kararı eleştirmek başka, futbolcunun memnuniyetsizliğini o kararın yanlışlığının kanıtı saymak başka. Oyuncu kendi açısından bakar; teknik direktör ise bütün takımın sorumluluğunu taşır.
Yıldız yönetimi, futbolun en zor alanlarından biri. Büyük oyuncular yeteneklerinin yanı sıra beklentileri ve kamusal güçleriyle de takımın içindeler. Yedek kaldıklarında bunu sıradan bir oyuncudan farklı yaşayabilirler. Attıkları bir gol kadar oynamadıkları bir maç da dünya çapında haber olur. Hocanın işi, yıldızların egolarını ezmek değil, farklı beklentileri ortak bir hedef etrafında yönetebilmektir.
Bugün futbolcular sosyal medya hesapları, menajerleri ve geniş taraftar kitleleri sayesinde kendi hikâyelerini anlatma gücüne sahip. Bu elbette değerli. Ama takım içindeki bir sorunun kamuoyu önünde güç mücadelesine dönüşmesini de kolaylaştırıyor. Teknik direktörün oyuncuyu oynatmama kararı taktik tercih olmaktan çıkıp saygı ve otorite tartışmasına dönüşebiliyor.
Futbolun temelinde ortaklık var. Ronaldo da, İlkay da olsanız, takımın yönetiminden sorumlu kişi teknik direktördür. Onun her kararını doğru kabul etmek zorunda değilsiniz. Ancak yanlış bulduğunuz kararları kamuoyu önünde tartışmaya açarak kendi otoritenizi kurmaya çalışırsanız, zarar gören takımın birlikte hareket etme kabiliyeti olur. Ve bir futbolcunun görevi, oynamadığı zamanlarda da takımın parçası olabilmektir. Çünkü futbol, en büyük yıldızın bile tek başına kazanamayacağı bir oyun.
Sende Yorum yap