Sergen hoca mutfakta
TFF, Montella’dan boşalan A Milli Takım teknik direktörlüğüne Sergen Yalçın’ı getirdi. Bu karar, yeni bir dönemin başlangıcı olabilir. Milli takımda daha önceden görev yapmış hocaların adları anılırken hesapta olmayan, sürpriz sayılan bir seçim yapıldı. Elbette yönetimin takdiridir. Sergen hocaya da saygı duyarız.
Anlaşmanın dört yıllık süreyi kapsaması bence tartışmalı... Haziranda yapılacak TFF Genel Kurulu’na kadar geçici bir atama zaman kaybı olurdu ama dört yıl da uzun bir süre. Doğrusu, Uluslar Ligi’ni bitirip Avrupa Şampiyonası elemelerini ve finallerini bekleyerek iki yıllık bir sözleşme yapmaktı. Yine de bu karar işi dalgalanmaya bırakmadan, ortaya konan bir tercihtir.
Sergen Yalçın futbolu iyi bilen, radikal görüşleri ve uygulamaları olan usta bir hoca... 2020-21 sezonunda Beşiktaş’a baştan söz vererek şampiyonluk ve Türkiye Kupası’nı kazandırması önemlidir. Kadroda yine baştan yaptığı tercihlerden kesinlikle geri adım atmamıştır. Yalçın’ın uluslararası alanda unutulmaması gereken bir Beşiktaş performansı da var: Şampiyonlar Ligi’nde gruptaki 6 maçı da kaybederek sıfır puanla dönmesi, bir kenara not edilmeli.
Sergen hoca yine radikal tavırlarına paralel olarak beklenmedik işler yapabilir. Bazı futbolcularla yol ayrımına gelmek gibi... Milli takımın kadrosundaki yıldız oyuncuları zaman zaman kenarda oturtup yeni adamlarla denemeler yapması gibi. Kadroya hesapta olmayan oyuncuları çağırarak sarsıntı yaratabilir. Bütün bunlar zihnindeki futbol anlayışını ortaya koyacak unsurlardır. Asıl önemi olan bir konu da, teknik kurulunda acele etmeden, ezberlenmiş adamlardan uzak durarak performans geliştirecek gerçek uzmanları göreve çağırmasıdır. Kendisiyle tartışacak, eleştiriler yapacak, alternatifler sunacak yardımcılara da ihtiyacı var. Bu konuda yabancı uzmanlar dahi aday olabilirler.
Sergen Yalçın ile ilgili bazı yorumlar dikkatimi çekti. Birincisi Youtube’da yaptığı ‘sivri’ ve ‘sert’ eleştiriler bazı dostlara göre dün yorumcuyken bugün milli takım hocalığına gelmek olmaz...mış! İkincisi, efendim milli takımı fazla eleştirmemek, eleştirilerde yapıcı olmak lazım...mış!
Sergen hoca yorum yaparken, yemeğin tadına bakıyordu. Masada kendisine servis yapılan bir konuktu. Elbette yemeğin kalitesiyle ilgili acı-tatlı ve sert yorumları olacaktı. Beyler, o konuk masadan kalktı, mutfağa geçti. Onun aşçılığını (teknik adam geçmişini) unuttunuz galiba.
Eleştirilere gelince. Ortada bir milli takım var. Biz olan, hepimiz olan... Tasamız, kaygımız, umudumuz, gururumuz... Özlemimiz, hayallerimiz ve projelerimiz olan... Öfkemiz ve sevincimiz var. Elbette eleştiri olacak. Yapıcısı da olabilir, milli takımdan vazgeçmeden yıkıcısı da! Özellikle medyadaki sevgili meslektaşlarımın bu şefkatli ezberlerden vazgeçmesini diliyorum. Eleştiri hakkından vazgeçmeyi reddediyorum.
Sergen hocamız, A Ligi’nde sonunculuğumuzu önleyemeyebilir. Asıl sınanacağı organizasyon Avrupa Şampiyonası’dır. Teraziyi oraya koymalıyız. Sergen hocamıza gönül enginliğiyle başarılar diliyorum.
Dördüncü Kral da gitti
62 yıllık meslek hayatımda hepsini tanıdım. Dostluklarından, arkadaşlıklarından büyük keyif aldım, gurur duydum. Bazılarından çok şey öğrendim ama dördü de benim gönlümün krallarıydı.
Gol kralı Metin Oktay, kısa yazının kralı Rauf Tamer, antrenörlük mesleğinin öncü şövalyelerinden Tamer Güney... Ve ‘Fabrika kızı’nın babası Alpay Nazikioğlu. 1935-36 doğumlu bu krallar 18 yaşına gelmeden önce Bursa’daki bir genç milli takım kampında buluşmuştu. Orada arkadaş oldular, dost oldular, sonra bir nehrin deltası gibi ayrı kollardan topluma karıştılar. Metin Oktay, Rauf Tamer, Alpay Nazikioğlu golcüydü. Tamer Güney komple futbolcu. Onlarla unutamadığım zamanlar yaşadım. Alpay’ın ölümüyle dördü için ağladım.
Sende Yorum yap