s

Haklı talepler yanlış yöntemler

Avrupa yine öfkenin sokağa taştığı günlerden geçiyor. Binaların camları kırılıyor, mağazalar yağmalanıyor, gençler polisle çatışıyor. Fransa’da gençler eğitim ve hayat pahalılığına yönelik tepkilerle, İspanya ve Portekiz’de barınma krizi gibi gerekçelerle, Arnavutluk’ta ise yolsuzluk tartışmalarıyla gençler sokağa çıktı. Gençlerin sorunları her ülkeye göre farklı olsa da duygu aynı: Gelecek kaygısı.

Fakat ABD Başkanı Donald Trump Fransa’da protestolar sırasında yaşanan şiddet olaylarının sorumluluğunu göçmenlere yükledi. Trump, yaşananların eğitimle değil göçle ilgili olduğunu savundu. Bu da gençlerin taleplerini görmemezliğe gelen siyasetçilere alan açtı.

Oysa bir ülkede yaşanan toplumsal gerilimi tek bir nedene bağlamak, o gerilimin arkasındaki sorunları açıklamaya yetmez ama şiddet haklı talepleri daima gölgeler. Dolayısıyla şu soruyu sormadan geçemeyiz: Bir eylem, yıkarak, yakarak, yağmalayarak amacına ulaşabilir mi?

★ ★ ★

Erica Chenoweth ve Maria J. Stephan, 1900-2006 yılları arasında farklı ülkeler de çeşitli gerekçelerle yaşanan 323 büyük eylemi inceledi. Araştırmalarında şiddetsiz eylemlerin yaklaşık yüzde 53’ü, şiddet içeren eylemlerin ise yüzde 26’sı sonuca ulaştı. Başka bir deyişle, şiddetsiz eylemlerin başarı oranı yaklaşık iki katına çıkıyor.

Araştırmacılara göre, bir eylemin gücü, verdiği zararın büyüklüğüyle değil, ne kadar geniş bir toplumsal destek oluşturabildiğiyle ölçülüyor. Şiddet eylemleri insanların önüne daha ağır fiziksel ve ahlaki engeller koyuyor. Şiddetsiz direniş ise gösteri, boykot ve sivil itaatsizlik gibi farklı yöntemlerle daha geniş kesimlerin katılımına olanak tanıyor. Siyasi sonuçları etkileyense katılımın genişlemesi.

Yani araştırma şiddete yönelik eylemlerin çoğunun sonuç vermediği yönünde. Bir mağaza yağmalandığında ekonomik eşitsizlik ortadan kalkmıyor ya da bir otobüs yakıldığında barınma sorunu çözülmüyor. Bir kamu binasının camları kırıldığında da eğitimdeki adaletsizlik giderilmiyor. Çünkü şiddet, haklı taleplerin önüne geçerek onları görünmez hâle de getirebiliyor. Talepler değil, şiddet konuşulur hale geliyor.

★ ★ ★

Peki, protestonun anlamı hangi yolla olursa olsun yalnızca sonuç alabilmek midir? Hayır. John Berger, protestoyu insanın yok sayılmaya ve suskunluğa mahkûm edilmeye karşı çıkışı olarak ele alır. Ona göre insan, yalnızca gelecekte daha adil bir dünya kurulacağı umuduyla değil, içinde bulunduğu haksızlığa boyun eğmek onur kırıcı olduğu için de protesto eder. Bu nedenle şiddeti eleştirirken, protesto hakkını küçümsememek gerektiğini söyler. Bir hakkın korunması ve sonuç alabilecek bir güce dönüşmesi için şiddetle arasındaki mesafenin açıkça ortaya konulması gerekir.

Çünkü bir yönetimin gitmesini istemekle iyi bir yönetim kurmak aynı şey değildir. Ya da bir rejimi devirmekle özgür bir toplum yaratmak, baskıcı bir düzeni ortadan kaldırmakla adaleti güvence altına almak birbirinden farklıdır. Bir eylem neyin değişmesini istediğini açıkça ortaya koymalı, taleplerinin ötesinde nasıl bir gelecek tasarladığını bilmeli.

Bugünün dünyasında bir hareketin aylar boyunca dile getirdiği taleplerin önüne birkaç saniyelik şiddet görüntüsü geçebiliyor. Çok izlenmek, desteklenmek sanılıyor, gündeme gelmek de sonuç almakla karıştırılıyor.

Evet belki dünyayı yıkmak, değiştirmek isteyen gençler için öfke yeterli olabilir. Ama adil bir dünya kurmak için öfkeden fazlası gerekir. Ne istediğini bilmek, başkalarının haklarını gözetmek ve eline geçen gücü nasıl kullanacağına karar vermek gibi…

Şiddet, gençlerin hangi dünyadan kurtulmak istediğini anlatabilir ama yerine nasıl bir dünya kurmak istediklerini göstermez. O halde değişen ne?

Haber Yorumları

Henüz Yorum Yapılmamış.

Sende Yorum yap

Son dakika haberler

En güncel ve en doğru, tarafsız haberin merkezi.