Türk Devrimcilerinin kanı, Mahmud Abbas’ın takım elbisesi…

Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas, 29 Ekim’de Kıbrıs Rum Kesimi’nde olacak.
İneceği havalimanı MOSSAD kontrolünde, Rum Kesimi’ndeki muhalefetin “Sessiz işgal” dediği, gerçekten de İsrail seçimleri için propaganda alanı haline gelmiş bir yere gidiyor Mahmud Abbas.
Ziyareti duyduğumdan beri 1989’da daktiloda yazdığım ilk haberimdeki toyluklarımı kırmızı kalemiyle düzelten, hatalarımı söyleyen Faik Bulut’u düşünüyorum.
Faik abi, 12 Mart 1971 Muhtırası sonrası Filistin Kurtuluş Örgütü’ne katılmış birisiydi. İsrail Ordusu, Lübnan’da kaldıklarıNahr el-Bared mülteci kampına saldırı düzenlemiş, 8 Türk devrimciyi öldürmüş, ikisini yaralamış, Faik Bulut’u da yaralı halde esir olarak İsrail’e götürmüştü.
Faik Bulut, İsrail zindanlarında tam 7 yıl 2 ay yaşadı, yaşadıklarını yıllar sonra Filistin Rüyası kitabında anlattı.
Türk devrimciler, Filistin Kurtuluş Örgütü saflarına katıldıklarında ilk kaybı 1969 yılında verdiler, son kayıp 1986’da Lübnan’dakiBaalbek Kampına düzenlenen saldırıda yaşandı.
Türkiye’deki muhtıra ve darbe zamanlarında haklarında arama kararı verilen, Avrupa’ya geçmek yerine enternasyonalist dayanışma ve anti-emperyalist mücadele adına Filistin Kurtuluş Örgütü’ne katılan 30’dan fazla devrimci İsrail saldırılarında öldürüldü.
★ ★ ★

Filistin Devlet Başkanı olarak Rum Kesimi’ne gidecek olan Mahmud Abbas, Filistin Kurtuluş Örgütü’nün kurucularından biri olmasına rağmen eline hiç silah almadı, ikinci intifada döneminde Yaser Arafat’ın çalışma ofisini tanklarla saran İsrail ve ABD’nin isteğiyle kurulan Başbakanlık makamına getirildi.
Washington ve Tel Aviv’in arzuladığı takım elbiseli portreye bire bir uyuyordu.
Abbas, 1950’lerin sonunda Yaser Arafat ve arkadaşlarıyla birlikte El Fetih hareketini kuran çekirdek kadrodan bir isim. Örgüt içinde silahlı kanatta yer almadı, Katar gibi Körfez ülkelerinde çalışarak örgütün mali kaynaklarını yönettive bürokratik ağlarını kurdu.
Başbakanlığa getirildikten ve Yaser Arafat hayatını kaybettikten sonra2005’te Devlet Başkanı seçildi.
Mahmud Abbas o günden beri Devlet Başkanı, zaten Filistin’de bir daha seçim de yapılmadı, olursa 11 Eylül 2027’de bir seçim yapılacak.
Tek bir seçimle 22 yıl iktidarda kalmak başarıysa, Mahmud Abbas elbette başarılı.
Abbas Yönetimi seçimlerin yapılmamasına dair çeşitli gerekçeler açıkladı. İsrail’in Doğu Kudüs’te oturanların oy kullanmalarına izin vermemesi, Gazze Şeridi ve Batı Şeria’da yaşanan ağır insani ve güvenlik krizleri ile yerinden edilmiş nüfusun oy kullanma altyapısının bulunmaması doğru gerekçeler.
Ama Hamas’ın 2006’da yapılan parlamento seçimlerini kazanması, El Fetih içerisinde yer alanMervan Barguti gibi muhaliflerin varlığı da söylenmeyen diğer gerekçeler.
★ ★ ★
İsrail baskısı altında Devlet Başkanlığı zor iş denilebilir ama dünya medyasında bilmediğimiz başka şeyler yazılmıştı.
Mesela New York Times, Mahmud Abbas’ın oğulları Yaser ve Tarık Abbas’ın Filistin’de çok sayıda büyük şirketin sahibi veya ortağı olduklarını. İnşaat, reklamcılık ve petrol dağıtımı gibi kârlı sektörlerde faaliyet gösteren bu şirketlerin, Mahmud Abbas’ın siyasi gücünü kullanarak tekelleştiği ve ABD fonlarından haksız milyonlarca dolar ihale aldığını yazmıştı.
Middle East Eye, geçmiş yayınlarında ABD, Avrupa Birliği ve Arap ülkeleri tarafından gönderilen milyarlarca dolarlık insani ve mali yardımın halk için harcanıp harcanmadığına dair önemli sorular sormuştu.
The New Arab, Abbas’ın Lübnan’daki eski büyükelçisi ve yardımcısı Ashraf Dabbour’un, FKÖ’ye ait mülkleri kişisel kazanç için satmak ve elçilik fonlarını kendi hesabına geçirmek gibi mali yolsuzluk iddialarıyla Interpol tarafından kırmızı bültenle arandığını ve Beyrut’ta gözaltına alındığını duyurmuştu.
Dünyada tanınan bir sivil toplum kuruluşu olan Begin-Sadat Stratejik Çalışmalar Merkezi, İsrail Ordusu’nun Abbas yönetimine karşı darbe veya ayaklanma potansiyeli taşıyan radikal grupları baskılayarak statükoyu koruduğunu, buna karşılık Şin Bet ile istihbarat paylaşımları yapıldığını yazmıştı.
★ ★ ★
Arafat döneminde Filistin Kurtuluş Örgütü, Türkiye’yi Kıbrıs’ta işgalci ilan etti mi? Alenen işgalci demediler ama BM Genel Kurulu’ndaki oylamalarda ve Bağlantısızlar Hareketi zirvelerinde, Türkiye’nin adadaki askeri varlığını dolaylı olarak “hukuk dışı” gören ve Türk askerinin çekilmesini talep eden kararlara evet oyu verdiler.
Mahmud Abbas ve yönetimindeki isimler Erivan’da soykırım iddialarıyla yapılan anıta çelenk koydu mu, koydu.
1990’lı yıllarda Ermenistan Karabağ’ı işgal ederken ve Hocalı gibi katliamlar yaşanırken, Yaser Arafat, “Ermeni halkı Karabağ’da hak mücadelesi veriyor, biz bu savaşta Ermeni halkının yanındayız” dedi mi, dedi.
Diplomatlarımızı şehit eden Ermeni terör örgütü ASALA, Bekaa Vadisi’nde Filistin Kurtuluş Örgütü’nün denetimindeki kamplarda eğitim gördü mü, gördü.
Tüm bunları bilmesine rağmen Türkiye, Filistin’e nasıl destek veriyor, Filistin Devleti’nin tanınması için neden uğraştı, Mahmud Abbas’a ABD vizesi verilmemesini neden kınıyor diye sormak elbette mümkün.
Cevap basit, Türkiye, Mahmud Abbas’ın şahsına değil, “Filistin davasının uluslararası alanda tanınan meşru temsil mekanizmasına” kurumsal bir destek veriyor…
Türkiye’nin desteği kadın, yaşlı, çocukayrımı gözetmeksizin soykırıma uğrayan, kundaktaki bebekleri bilerek vurulan, hastaneleri, ibadethaneleri, temiz su kaynakları, evleri, iş yerleri yok edilen, açlıkla, salgın hastalıkla terbiye edilmeye çalışılan Filistin halkına verilen destektir.
Ankara, uluslararası hukuku, iki devletli çözümü savunuyor, Batı Şeria’daki işgale karşı çıkarken meşru temsilden ilerliyor, doğrusunu yapıyor.
Yoksa Ankara da Filistin halkının Mahmud Abbas’tan memnuniyetsizlik oranının yüzde 90’ı aştığını biliyor.
Buna rağmen El Fetih-Hamas iç çatışmasının Filistin davasına verdiği zararı görüyor, bu çatışmayı bitirmeye çalışıyor, bunu kimseyi dışlamadan yapıyor.
★ ★ ★

Sayfada gördüğünüz fotoğraf Mart 2008’de İsrail’in Gazze’ye düzenlediği Sıcak Kış Operasyonu bittiği gün çekildi.
Gördüğünüz yer Erez sınır kapısı, bu fotoğraf çekilmeden 24 saat önce tank atışıyla vurulmuş bir binada ölen çocuğun mavi UNICEF çantasını enkazdan çıkarmıştım.
Garip ama Gazze’deki bu fotoğraf karesi Mahmud Abbas’ın Gazze’de çekilen fotoğraflarından daha yeni.
Mahmud Abbas, Gazze’ye en son 2007’de gitti, gördüğünüz kare 2008’de çekildi.
Hayal kırıklığı ya da Mahmud Abbas’a kişisel kızgınlıkla Gazze’de yaşanan soykırımı görmezden gelmek, buna sessiz kalmak olmaz.
Ancak aklımda şu soru da yok değil, Azerbaycan karşıtlığına gerekçe olarak Bakü-Tel Aviv ilişkilerini gerekçe gösteren bir yönetim, nasıl olur da İsrail’in uydu devletçiliği haline gelmiş Rum Kesimi’ne gider?
Daha ziyaret öncesinde Filistin’in Rum Kesimi’ndeki Büyükelçisi Attari, “Filistin yönetimi ile Kıbrıs Rum kesimi arasında özgürlük ve sömürge karşıtlığı temelli tarihi bağlar bulunmaktadır” diyebilir?
Büyükelçi Attari gibiler de mutlaka biliyorlardır ki,Gazze ve Batı Şeria’da yapılan gösterilerde, kutlamalarda veya protestolarda Filistin bayrağının yanında en çok sallanan bayrak Türk Bayrağı. Filistin halkı çocuklarına Türkçe isimler veriyor.
Türkiye’nin Kudüs’ü almak, Osmanlı dönemine dönmek gibi bir hayali ya da politikası yok. Aksine Türkiye için Kudüs, iki devletli çözümün başkenti, Büyükelçi atamaları bile bu düzene göre yapılıyor.
Yanlış kişilere bakarak doğruyu savunmaktan vazgeçmiyoruz, Türkiye’nin binlerce yıllık devlet geleneğine yakışan ve doğru olan da bu zaten.
★ ★ ★
İsrail Arap başkentlerinin Ankara ile ilişkilerine zarar vermek için“Yeni Osmanlıcılık” tezini uydurdu,Türkiye’nin öyle bir politikası yok, ortaya koyduğu çözüm iradesi belli.
İsrail, Türkiye’yi Hamas için çalışmakla suçluyor oysa Türkiye, Filistin için çalışıyor. MİT, Hamas-El Fetih arasındaki savaşı bitirmeye, iki tarafın da enerjilerini Filistin Davası için harcamalarını sağlamaya çalışıyor.
Türkiye’nin Filistin davasına desteği tarihi canlandırma değil, Ortadoğu’yu enfekte eden bir sorunun barışçıl yollarla çözülmesi çabasıdır.
Mahmud Abbas, 29 Ekim günü Güney Kıbrıs’a, MOSSAD’ın kontrolündeki havalimanına inerken, El Fetih kamplarında ölen Türk devrimcileri, bugün günlük yevmiyesini Gazze’ye bağışlayan inşaat işçilerimizi, oyuncaklarını Gazze’ye yollamaya çalışan çocuklarımızı, Türkiye Cumhuriyeti’nin Filistin Davası adına yaptığı fedakarlıkları EOKA’nın katlettiği, ELAM’ın katletmek için hazır beklediği Kıbrıslı Türkleri aklından çıkarmamalı.
Uluslararası ilişkilerde vefa herkes için geçerli olmayabilir ama ahlak herkes için geçerli olması gereken bir özellik...
Sende Yorum yap