s

Gidebilme cesareti

Dışarıdan bakıldığında bir mutsuzluk sebebi görünmeyen bir yerden, her taşı yerli yerine oturmuş bir ilişkiden çıkıp gidebilmek hayattaki en zor işlerden biri. Halbuki tam da o yerine oturmuş taşlar nedeniyle artık orada durmak istemeyebiliyor insan. Ama “Deli misin se, neden rahatını bozacaksın?” diyen bir ses var içimizde ve dışımızda; o ‘rahat’ın içine batmış olarak kalakalıyoruz. Halbuki aslında sözünü edeceğimiz filmin oyuncusu Öykü Karayel’in dediği gibi “Harekete geçince hiçbir şey daha kötü olmuyor”.

Film Yeşim Ustaoğlu’nun 10 senelik bir aranın ardından “Kuru Taşın Başı” belgeselinden hemen sonra çıkan uzun metrajı “Artakalan”. Ana karakteri Elif yazamama hâline saplanmış bir şair. Müzisyen bir kocası (Metin Akdülger), altı yaşında bir oğlu (Ali Kayra Kul) ve hayatla bağında ciddi bir zayıflama var. Yönetmenin tanımıyla “yaşama iştahsızlığı”. Sevgi dolu bir anne evet, onu anlamaya çalışan, en azından bunu deneyen ve diyalog kurabildiği bir adam karşısındaki, ama Elif’in tekrar yaşama bağlanmak için tek yolu o evden çıkıp yola düşmek oluyor.

Yolda karşılaştığı insanlarla, tek başına yol yaparken dinlediği kendi sesiyle bir rota çiziliyor önünde. Sonunda anneannesinin dağ başındaki köyünde, kapısı, penceresi kırılmış evinde buluyor kendini. Hem o evi onaracağı hem kendi dağılmış parçalarını toplayacağı, doğadaki her sesi duyacağı, eriyen karın çatıdan düşen damlasını uzun uzun izleyeceği ve sonunda kalemi ele alacağı bir süreç başlıyor Elif için.

İnsanı sadeliğin, dinginliğin içine çeken bir film, “Artakalan”. Hız çağıymış, iletişim çağıymış, insanın hayatını ‘kolaylaştırırken’ ruhunu yoran ne varsa dışarıda kalıyor ve biz Elif’le beraber o uçsuz bucaksız dağların bir parçası oluyoruz. Elif’in yaşama yeniden dokunacağı yer için Yusufeli’nin Avcılar köyünü seçmiş Yeşim Ustaoğlu, onu bir kartal gibi hissettiğini ve kendi başına kalabileceği yerin bir zirvede olmasını istediğini anlatıyor, Müjde Işıl ile Milliyet Sanat için yaptığı röportajda. Yine Yusufeli’nde geçen “Kuru Taşın Başı” belgeseliyle paralel gitmiş filmin çalışmaları. Nasıl nefes kesici bir zirve gerçekten, Kiril Prodanov’un görüntü yönetmenliğinde başlı başına şiir gibi anlar izliyoruz.

Birhan Keskin’in “Taş” şiirini yazıyor Elif burada; “İlk benim yüzüme rastladınız / En eskisiyim buranın / Karnıyım dünyanın / Yeryüzünün ağrısı bendedir” diyen. Zaten film için birlikte de çalışmışlar, Elif’in dizeleri hep Birhan Keskin’e ait. En sondaki “Veda” adlı şiir de tamamen bu filmle çıkmış.

Gösterimden sonra bir seyircinin sorduğu “İnsanın hayatındaki çıkmazlardan kurtulması için geçmişe dönmek bir çözüm mü?” sorusuna “Çözüm olmaz ama da belki çarelerden bir tanesi, minik bir çare” diye cevap veren Yeşim Ustaoğlu, Elif’in kocası Mehmet’in karşısına da yüzleşmekten kaçtığı babasının (İlyas Salman) evine doğru zorunlu bir yolculuk çıkarmış. Bir yandan baba evini tozlardan, küflerden ve halı altına süpürülmüş anılardan temizlerken kendi hayatında da temiz bir sayfaya yer açıyor âdeta. Mehmet’in deneysel müzik dünyasında usta müzisyen Şevket Akıncı’nın imzası olduğunu ekleyelim.

Türkiye’de ilk kez 63. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nin Ulusal Yarışma’sında seyirciyle buluşan “Artakalan”dan bana filmden sonra da etkisini sürdüren bir duygu ‘arta’ kaldı. Bir kere çokça yaratamayan erkek bunalımına boğulmuş sinemamızda Elif gibi bir kadın karakteri çok değerli buldum. Mehmet de gene bildik erkek kalıplarının dışında, çok iyi çizilmiş bir karakter, özellikle Selim ile baba - oğul sahneleri çok etkileyici. Öykü Karayel ve Metin Akdülger’in yanında müthiş doğal küçük oyuncu Ali Kayra Kul’u da kutlamak isterim. Ve filmin insanı karşı karşıya bıraktığı soruları, içine düştüğümüz sıkışmışlık, değersizlik, anlamsızlık zamanlarına dair sunduğu ‘minik çareyi’, verdiği umudu sevdim. “Artakalan” Altın Portakal’dan sonra 20 Kasım’da sinemalarda.

Categories: Gidebilme cesareti

Haber Yorumları

Henüz Yorum Yapılmamış.

Sende Yorum yap

Son dakika haberler

En güncel ve en doğru, tarafsız haberin merkezi.