Görgüsüzlük, ulusal güvenlik sorunu mudur?

■ Hepimizin görgüsüzlüğü tanımlama biçimleri farklıdır.
Görüşe engel bir durum olmadığı halde ışıklı güç gösterisi adına arabalarının sis farlarını yakarak yollara çıkanlar ya da bir kafe veya restoranda telefonu hoparlöre alarak konuşma yapan, video izleyenler için kullandığımız kavram “saygısızlık” olur.
Oysa saygısızlık kaynağını genellikle görgüsüzlükten alır. Görgüsüzün kendini yüceltme çabası sonuç olarak diğerlerinin haklarını çiğnediği saygısızlık eylemine dönüşür.
■ Bu tanımlamadan bir ulusal güvenlik riski çıkmaz ama “Parası olanın her şeyi yapma hakkı vardır” algısı topluma yerleştiğinde kurallara uymak, başkasının hakkına saygı göstermek enayilik olarak algılanmaya başlanır. Bu da toplumu bir tahammülsüzlük sarmalına sürükleyip, bireyler arasındaki güven bağını yok eder.
■ “Bu gerçekten büyük, ulusal güvenlik sorunu olarak algılanabilecek bir sorun mu?” sorusunun cevabı bilimde. Felsefe doktorası yapmış bir ekonomist olan Thorstein Veblen’in 1899 yılında yayımlanan “Aylak Sınıfın Teorisi” adlı eseri bizim için önemli uyarılar içeriyor.
■ Veblen, teorisinde önce ‘Gösterişçi Tüketim’i tanımlar. Bu tüketim biçiminde bir malın faydalı ve kaliteli olması satın alınması için yeterli değildir. O malın pahalılığı ve erişilmezliğinin dışarıdan açıkça görülmesi ve tüketenin topluma “Bakın ben bunu satın alabiliyorum” mesajı vermesi gerekir.
■ Veblen’in “Gösterişçi Aylaklık” tanımlamasında çalışmak zorunda olmamanın en büyük statü sembolü sayıldığını ve zenginlerin bunu topluma kanıtlamak için geliştirdikleri yöntemleri inceler. Mesela Latince bilmek, mesela karmaşık adab-ı muaşeret kurallarını öğrenmek ve hatta piyano çalmak bol zaman ve para sahipliğini gösterir. Veblen’e göre görgü, başlangıçta zenginlerin üretken sınıflardan ayrışma aracı olarak kullanılmıştır.
■ Üreten ve aylak sınıf arasındaki çatışmayı anlatırken toplumdaki yozlaşmanın aylak sınıfın tüketim çılgınlığının alt sınıflara özenme nesnesi olarak dayatmasından söz eder. Sorunu başlatan da bu “Aşağıya Doğru Sızma” durumudur. Alt ve orta sınıf, üst sınıfa benzeyebilmek için gösterişçi harcamalara başlar; bu da kitlesel bir görgüsüzlük, gösteriş sarmalına yol açar.

■ “127 yıl sonra bu fikir geçerli olmayabilir” diyenler çıkabilir. Hermes’in Birkin modeli çantalarını almanın zor olduğunu artık herkes biliyor. Daha az bilinen ama alması çok daha zor olan model Mini Kelly modelidir. İçine Pro-max cep telefonunun bile kılıfına göre belki sığdığı bu çantanın mağaza fiyatı 11 bin 400 dolar ama prestij kovalayanlar gri markette bu çantaya 40 bin dolar ödüyorlar. Saatler için de benzer bir durum var; Patek Philippe Nautilus 5811 modelini satın alabilmek için 5 ila 8 yıllık bir bekleme süresi ve markanın diğer modellerinden bir alışveriş geçmişine sahip olmanız gerekir. Bunlar yoksa mağaza fiyatı 90 bin dolar olan saate gri markette 160 bin dolar ödeyenleri görüyoruz.

■ Görgüsüzlüğün kitleselleşmesini kolaylaştıran ve tehlike haline getiren unsur sosyal medya oldu. Bir şeyi yaşamanın değil başkaları tarafından görülmüş ve kıskanılmış olmasının önemli olduğu bir dünyada mallar, konserler, yemekler birer gösteriş nesnesi haline geldi. Bu sarmal görgüsüzlüğü toplumsal bir var olma biçimi haline getirdi, sıradan insanların kendi hayatlarını başarısız ve eksik olarak görmeye başladılar. Hasar sadece bu duyguyla sınırlı kalmadı, geniş kitleler bu görgüsüz yaşam tarzının parçalarını satın alarak öykündüğü sınıflara dahil olduğunu hissetmek istedi.
■ Öykündüğü ve trendleri değişen bir hayat için borcun altına girenler, hak ettiklerinden daha düşük ücrete, anlaştıklarından daha ağır iş şartlarına “Evet” demek zorunda kalıyorlar. Daha kötüsü maaşlar tüketime yetmediği için illegal yöntemlere sapma eğilimleri artıyor. İnsanların ihtiyaçları değil sahte saygınlık satın almak için tüketim yaptığı bir dünyada yaşıyoruz.
■ Z Kuşağı sosyal medyanın etkisi altında büyümüş bir kuşak. Üretim yapmadan, ortaya bir değer koymadan şatafatlı bir hayatı ve lüks tüketimi bu gençlerin gözüne sokanlar çalışarak kazanılan paranın yetersiz ve değersiz olacağı duygusunu yaydılar. Herkesin influencer ya da TikToker olmak istemesi başlı başına bir ahlak sorununa döndü. Başarı kriteri artık hızlı yoldan zengin olup gösterişçi aylaklık ya da gösterişçi teşhircilik yapmak oldu. 20 yıl önce kimi öğretmenlerin, kimi avukatların ve hatta kimi doktorların mesleğe uygun giyinme konusunda uyarı alacakları aklınıza gelir miydi? Seksapel, bireysel çekicilik unsuru olmaktan çıkıp etkileşim ve kazanç mekanizmasına döndü. Aksi olsa Only Fans gibi bir dijital ekonomi doğmazdı değil mi?
■ Soru şu, 3 gelinlik değiştirilen düğünler, nişanlar, sünnet düğünleri, cinsiyet öğrenme partileri niye yapılıyor? Bunun ardındaki motivasyon başkalarını kıskandırma, özendirme duygusuysa bunun toplumun diğer kesimlerine etkisi-zararlarını nasıl onaracağız? Kısa yoldan zengin olma arzusuyla suç arasındaki ilişki sandığımızdan çok daha iç içe olan bir ilişki...
■ Görgüsüzlük bir suç değil ama birçok suçun motivasyonu haline geldi. Bu üzerinde kafa yormamız, önlemler almamız gereken bir alan.
■ Türkiye’de görgüsüzlüğü daha çok eski zengin-yeni zengin gibi kavramlar üzerinden ve siyasi boyutuylarıyla tartışıyoruz. Bu sağlıksız bir tartışma. Türkiye, kan bağıyla geçen bir aristokrasinin olmadığı, bireyin sonradan elde ettiği güçle sahip olduğu elitizmin belirleyici olduğu bir ülke. Kuruluş yıllarındaki CHP’nin bürokratik elitizmi de Demokrat Parti’nin ekonomik elitizmi birbirinden farklı kaynaklardan çıktılar. İkisi de Anadolu’nun 2000’li yıllardaki zenginleşmesinin yarattığı elitizmden farklıdır. Bugün konuşmamız gereken nokta, bu farklı kökenler değil; üçünün de tehdit altında olması.
■ Görgüsüzlük toplumsal hayatımızı ve barışımızı hiç olmadığı kadar tehdit ediyor bugün. Türkiye’ye de gelen ve logolardan arınmış “Sessiz zenginlik” kimseyi kandırmasın. Bu gerçek zenginin gerçek zengini anlama yöntemi, toplumsal bir direnç ya da karşı çıkış noktası değil...
Categories: Görgüsüzlük, ulusal güvenlik sorunu mudur?
Sende Yorum yap