Yavuz Donat’ın “Off The Record”u
Bazı hatıra kitapları bir insanın hayatını anlatır; bazıları ise bir insanın hayatından yola çıkarak bir ülkenin hikâyesini. Yavuz Donat’ın Şebnem Bursalı’nın sorularıyla şekillenen Off The Record kitabı ikinci gruba daha yakın duruyor. 2019 yılında Turkuvaz Kitap tarafından yayımlanan eser, Donat’ın 56 yıllık gazetecilik serüvenini merkeze alan bir nehir söyleşisi. Ancak kitabı değerli kılan yalnızca yarım asrı aşan bir meslek hayatının hikâyesi değil. Donat’ın gazeteciliğe başladığı 1960’lardan kitabın yayımlandığı döneme kadar Türkiye öylesine büyük siyasi ve toplumsal dönüşümler yaşadı ki onun meslek hayatını anlatmak kaçınılmaz olarak Türkiye’nin yakın tarihini anlatmak anlamına geliyor. Nitekim kitapta da Adnan Menderes’ten Süleyman Demirel’e, Turgut Özal’dan 12 Eylül’e ve 28 Şubat’a uzanan bir gazetecilik serüveninden söz ediliyor.
Off The Record’u klasik anlamda bir biyografi veya gazeteci hatıratı olarak okumak eksik kalır. Kitap aynı zamanda Türkiye’nin son yarım yüzyılının siyasetçiler, seçimler, darbeler, siyasi krizler ve bütün bunların arkasında yaşanan insani ilişkiler üzerinden anlatılan bir tür sözlü tarih çalışması niteliğinde. Hatıralar nihayetinde onları anlatan kişinin gördükleri, hatırladıkları ve yorumları üzerinden şekilleniyor. Fakat tam da bu özellik, resmi belgelerde veya siyasi tarih kitaplarında bulunması kolay olmayan ayrıntıları görünür hale getiriyor. Şebnem Bursalı’nın Donat’la yaptığı söyleşinin dönemin değerlendirmelerinde “yakın siyasi tarih” açısından önemli kılan da bu. Çünkü Donat’ın kitapta da değindiği gibi, ‘…Türk siyasetinin yazılı hafızası zayıf. Darbeler. Parti kapatmalar. Partilerin arşivleri SEKA Kâğıt Fabrikası’na gitti. Eritildi, yeniden kâğıt yapıldı. Bendekiler, yok olmayanlar. Elde kalanlar.’(sh.27)
Dolayısıyla, kitabı ilginç kılan temel unsur Yavuz Donat’ın meslek hayatının Türkiye’nin yakın siyasi tarihinin hemen hemen bütün önemli kırılma noktalarıyla kesişmesi. Donat gazeteciliğe 1963 yılında Ulus gazetesinde başlıyor. Dolayısıyla onun gazetecilik serüveni, 27 Mayıs sonrasındaki Türkiye’den başlayarak Demirel yıllarına, 12 Mart’a, 12 Eylül’e, Özal dönemine, koalisyonlara, 28 Şubat’a ve günümüze kadar uzanan olağanüstü hareketli bir siyasi dönemi kapsıyor. Bir gazetecinin hafızasından bakıldığında tarih biraz farklı görünüyor. Büyük siyasi gelişmelerin arkasındaki konuşmalar, karşılaşmalar, dostluklar, gerilimler, tesadüfler ve çoğu zaman kamuoyunun bilmediği küçük ancak çok değerli ayrıntılar ortaya çıkıyor. Bu nedenle siyaset gazeteciliğinde yıllar boyunca siyasetçilerle kurulan ilişkiler, yolculuklarda yapılan konuşmalar, kapalı kapılar arkasındaki değerlendirmeler ve kriz anlarında paylaşılan bilgiler oldukça kıymetli. Şebnem Bursalı da kitabın yayımlandığı dönemde Donat’ın biriktirdiği, daha önce yazılmamış özel anılara dikkat çekiyor ve eseri son yarım yüzyılın kapalı kapılar ardındaki konuşmalarına ilişkin canlı tanıklıklar olarak öne çıkartıyor. Böyle bakıldığında kitap, bir açıdan yıllarca kayıt dışında kalanların yıllar sonra kayda geçirilmesi anlamına da geliyor.
Off The Record ülkemizde siyasetçi-gazeteci ilişkisinin zaman içerisindeki dönüşümünü görmeye de imkân veriyor. Donat’ın gazetecilik yaptığı dönemin önemli bölümünde siyasetçilerle gazeteciler arasında bugünkünden farklı bir ilişki biçimi vardı. Uzun yolculuklar, özel sohbetler ve yıllar içerisinde oluşan güven ilişkileri gazeteciye siyasetçinin yalnızca kamuoyuna gösterdiği yüzünü değil, karar alma süreçlerindeki tereddütlerini ve insani tarafını da gözlemleme imkânı veriyordu.
Elbette, Off The Record’u ilginç kılan sadece siyasetçilere dair bilinmeyen ayrıntılar veya Ankara’nın kulisleri değil. Yavuz Donat gazeteciliğinin belki de daha karakteristik tarafı Anadolu ile kurduğu ilişkidir. Kitapta onun Anadolu ile kurduğu sıcak ilişki ve saha ile güçlü bağı ve bu güçlü ilişkinin doğru seçim öngörülerine nasıl yansıdığı özellikle öne çıkartılıyor. Donat’ın gazetecilik anlayışında siyasetin nabzını tutabilmek ve siyaseti doğru okuyabilmek için şehirlere, ilçelere, köylere gitmek; kahvehanelerde insanlarla konuşmak, esnafı dinlemek ve toplumdaki değişimi yerinde gözlemlemek merkezi bir öneme sahip (sh.43): ‘…Anadolu insanının kokusundan rahatsız olmayacaksın. Ona tepeden bakmayacaksın. Kucaklayacaksın.’ Bu yaklaşım özellikle seçim dönemlerinde çok daha önemli hale geliyor.
Kamuoyu araştırmalarının bugünkü kadar yaygın olmadığı yıllarda seçmenin ne düşündüğünü anlamanın en önemli yollarından birisi sahaya çıkmaktı. Donat’ın yıllar boyunca seçimlerden önce Anadolu’yu dolaşarak yaptığı gözlemler ve bunlardan hareketle geliştirdiği oldukça isabetli seçim öngörüleri, onun gazetecilik kimliğinin ayırt edici unsurlarından biri haline gelir. Burada önemli olan sadece seçim sonucunu doğru tahmin de etmek değildir. Siyasetin etkisi çoğu zaman Ankara’da görünür hale gelmeden önce Anadolu’da fay hatlarını harekete geçirdiği için saha gözlemleri toplumun ve dolayısıyla siyasetin hangi yöne doğru evrildiğini öngörebilme imkânı verir. Bunun için de sahada insanlarla temas etmek gerekiyor. Bir şehrin meydanında oturmak, kahvehaneye girmek, pazardaki fiyatları görmek, esnafın ne söylediğini dinlemek, gençlerin beklentilerini anlamak bazen onlarca kamuoyu araştırmasının veremeyeceği bir öngörü sağlayabiliyor. Teknoloji değişse de gazeteciliğin temel sorusu değişmiyor: Toplum gerçekte ne yaşıyor ve ne düşünüyor?
Diğer taraftan, Off The Record aynı zamanda bugün hızla dönüşen gazetecilik üzerine düşünmek için de iyi bir imkân sunuyor. Bilindiği gibi günümüzde gazetecinin bilgiye erişme biçimi köklü şekilde değişti. Sosyal medya, dijital platformlar ve sürekli akan haber döngüsü gazeteciye geçmişle karşılaştırılamayacak ölçüde büyük bir veri akışı sağlıyor. Bir siyasetçinin açıklamasına, bir mitinge, dünyanın herhangi bir yerindeki gelişmeye saniyeler içerisinde ulaşmak artık mümkün. Fakat bilgiye erişimin kolaylaşması, toplumu anlamanın da aynı ölçüde kolaylaştığı anlamına gelmiyor. Hatta belki tersine bir durumla karşı karşıyayız. Verinin devasa boyuta ulaştığı yerde görünür olan ile gerçekte olan arasındaki fark giderek daha önemli hale geliyor. Çünkü dijital platformlarda çok görünür olan bir tartışmanın toplumda çok sınırlı bir karşılığı bulunabileceği gibi dijital ortamda hemen hiç görünmeyen bir rahatsızlığın geniş toplumsal kesimlerde sessizce büyüyor olabilme ihtimali vardır. Dolayısıyla teknolojinin sunduğu imkânlar arttıkça sahaya çıkmanın önemi azalmak yerine belki de çok daha fazla artıyor ve daha önemli hale geliyor.
Özetle, Yavuz Donat’ın Off The Record’unu okurken yalnızca Yavuz Donat’ın hayatını okumuyoruz. Bazen Ankara’da bir siyasetçinin odasına, bazen bir seçim gezisine, bazen Anadolu’nun bir şehrine uğruyoruz. Büyük siyasi olayların arkasındaki küçük hikâyeleri ve insanları görüyoruz. Kısacası Türkiye’nin son yarım yüzyılının koridorlarında dolaşıyoruz, toplumsal dönüşümüne, kırılmalarına, sevinç ve hüzünlerine tanıklık ediyoruz.
Sende Yorum yap