s

Ayasofya: Her tamirde yeniden yazılan tarih

Bugün gördüğümüz Ayasofya, aslında aynı yerde yükselen üçüncü yapı. Yüzyıllar boyunca depremlerle sarsılan, imparatorların ve sultanların müdahaleleriyle ayakta kalan bu eşsiz mimarlık mirası, şimdi de kubbesinden yer altındaki tünellerine uzanan kapsamlı bir restorasyonun konusu

Bugünkü Ayasofya üçüncü Ayasofya

Ayasofya’nın hikâyesi, 537 yılında açılan büyük kubbeli yapıdan çok önce başlar. Aynı yerdeki ilk kilise, İmparator II. Konstantios döneminde 360 yılında ibadete açılan, ahşap çatılı bir bazilikaydı. Büyük Kilise olarak anılan bu yapı, 404 yılındaki karışıklıkların ardından çıkan yangında harap oldu. İkinci Ayasofya ise II. Theodosius devrinde 415’te açıldı. O da 532 yılındaki Nika İsyanı sırasında yandı. Bugün avlu çevresinde görülen kimi mimari parçalar, bu kayıp yapının izlerini taşır.

İmparator I. Justinianos, isyanın ardından eski kilisenin onarılmasıyla yetinmedi ve mimarlar Trallesli Anthemios ile Miletoslu İsidoros’a, dönemi için olağanüstü ölçekte yeni bir yapı inşa ettirdi. 532’de başlayan çalışma 537’de tamamlandı. Ancak Ayasofya’nın ihtişamının ardında kırılgan bir mühendislik hikâyesi de vardı: 558’de çöken ilk kubbe yeniden inşa edildi ve 562’de ibadete açıldı. Bugün hayranlıkla seyrettiğimiz kubbe, bu nedenle ilk tasarımın birebir değişmeden kalmış hâli değil.

Depremler, çöküşler ve yeniden inşa

Ayasofya’nın tarihini, geçirdiği onarımlardan ayrı düşünmek mümkün değil. Her zaman özel bakım gerektiren hassas ve kırılgan bir bünyesi var bu anıtsal yapının. 10. yüzyılda meydana gelen depremlerin ardından kubbe ve kemerlerde müdahaleler yapıldı. 1346’daki kısmi çöküşün ardından yeni tamirler gerekti. 1204’teki Latin işgali sırasında yaşanan yağma da yapının maddi ve manevi birikimine ağır zarar verdi. Ayasofya her dönemin kendi imkânlarıyla korunmaya çalışılan, yaşayan bir yapı.

1453’te Fatih Sultan Mehmed’in fethinden sonra camiye dönüştürülen Ayasofya, aynı zamanda bir vakıf yapısı olarak yeniden örgütlendi. Fatih’in vakfiyeleri ve tahsis ettiği gelirler, ibadet hizmetlerinden personel giderlerine, bakım ve onarımlara kadar yapının sürekliliğini güvenceye alan bir düzen kurdu. Böylece koruma, yalnızca padişahların tek seferlik iradesine değil, gelirleri ve görevleri belirlenmiş bir kuruma dayandı.

İlk minarenin ardından farklı hükümdarlar döneminde eklenen minareler, Ayasofya’nın siluetini dönüştürdü. Yapıyı dışarıdan kuşatan payandalar ise görünüşü değiştiren ilaveler olmanın ötesinde, kubbenin ve taşıyıcı sistemin yüklerini karşılamaya yönelik hayati müdahaleler oldu. Özellikle II. Selim döneminde Mimar Sinan’ın yürüttüğü güçlendirmeler, Ayasofya’nın bugüne ulaşmasında en belirleyici müdahalelerdendi. Sinan’ın mühendislik sezgisi, eski yapıyı ortadan kaldırmak yerine, onu destekleyerek yaşatma düşüncesinin önemli örneklerinden biri olarak görülür.

Ayasofya, Osmanlı dönemi ek yapılarıyla da zenginleşti. Fatih döneminde kurulan Ayasofya Medresesi, yüzyıllar boyunca onarıldı ve yeniden inşa edildi. 20. yüzyılda ortadan kaldırılan yapı 2022’de ihya edilerek yeniden açıldı. II. Selim, III. Murad ve III. Mehmed türbeleri, I. Mahmud’un kütüphanesi, şadırvanı, imareti ve sıbyan mektebi ile mihrap, minber, hünkâr mahfili ve muvakkithane gibi unsurlar, Ayasofya’yı zamanla geniş bir Osmanlı külliyesine dönüştürdü.

Sultan Abdülmecid’in talimatıyla 1849-1851 yılları arasında İtalyan asıllı İsviçreli Fossati biraderler tarafından 600 çalışanla restore edilen Ayasofya’da tamirat esnasında dökülen mozaiklerle yapılan Sultan Abdülmecid tuğrası. Restorasyonun ardından Londra’da Sultan Abdülmecid’in himayesinde yine Fossati’ler tarafından “Tamir-i Ayasofya / The Restoration of Hagia Sophia” kitabı yayımlandı.

Abdülmecid’in büyük tamiri: Fossati kardeşler

Ayasofya’nın modern anlamda en önemli restorasyonlarından biri, Sultan Abdülmecid döneminde 1847-1849 yıllarında Gaspare ve Giuseppe Fossati kardeşler tarafından gerçekleştirildi. Abdülmecid 1839’da tahta çıkmıştı, ancak sıkça karıştırılan bu tarihin aksine, Fossati restorasyonu 1839-1841’de değil 1847’de başladı. Kubbe ve tonozlar güçlendirildi, eğilmiş sütunlara müdahale edildi, sıvalar ve bezemeler elden geçirildi. Çalışmalar sırasında Bizans mozaikleri yeniden görünür hâle getirildi ama bir bölümü de belgelenip koruma amacıyla tekrar örtüldü. Yeni hünkâr mahfili ve diğer düzenlemeler de bu dönemin izlerini taşıyor.

Bu büyük onarımının dikkat çekici yönlerinden biri de kitap ve madalya üzerinde kayıt altına alınmasıdır. Gaspare Fossati’nin çizimlerinden hazırlanan, Louis Haghe’ın taş baskılarıyla çoğaltılan ve 1852’de Londra’da yayımlanan “Aya Sofia, Constantinople, as Recently Restored by Order of H.M. the Sultan Abdul Medjid” adlı albüm, kimi zaman “Tamir-i Ayasofya” diye anılan restorasyonun görsel hafızası. 25 levhalı bu yayın, yapının 19’uncu yüzyıldaki görünümünü araştırmacılar için benzersiz biçimde belgeliyor.

Onarımın hatırası için hazırlanan “Ayasofya’nın Tamiri” madalyası da aynı derecede anlamlı. Ön yüzünde Sultan Abdülmecid’in tuğrası, arka yüzünde Ayasofya tasviri ve 1265/1849 tamir tarihi bulunan madalyanın alt bölümündeki “Fossati Res.” ve “Robertson Sc.” ibareleri, tasarım ve hakkâklik emeğini de görünür kılar.



Ayasofya’nın altında başka bir tarih

Ayasofya’nın görünen kubbesi kadar merak uyandıran bir başka dünyası da yerin altında uzanıyor. Mahzenler, su kanalları, dehlizler, tüneller ve yer altı mezar mekânları, yüzyıllarca farklı işlevler üstlenmiş karmaşık bir altyapıya işaret ediyor. Bunları gizli saraylara uzanan efsanevi geçitler olarak değil, arkeolojik verilerle anlaşılması gereken tarihî mekânlar olarak değerlendirmek gerekiyor.

2025’te hızlanan temizlik ve belgeleme çalışmalarının ardından Şubat 2026’da yaklaşık 1600 yıllık olduğu değerlendirilen yedi tünel hattına ilişkin bulgular kamuoyuyla paylaşıldı. Batı bahçesi ve kuzey cephede birbirine bağlanan yer altı hacimleri, ayrıca Vezir Bahçesi çevresindeki mezar yapıları incelendi. Kasım 2026 başında yapılan açıklamalarda, yer altı sistemlerinden bugüne kadar yaklaşık 3 bin ton çamur ve moloz çıkarıldığı, tünel ve altyapı ağının yaklaşık 9 kilometreye ulaştığının bildirildiği görüldü. Bu uzunluğun hangi bölümleri kapsadığı ve yapıların dönemsel işlevleri, ayrıntılı bilimsel yayınlarla daha açık anlaşılabilecek.

Bugünün restorasyonu, yarının mirası

Güncel çalışmalar, kubbe ve yarım kubbelerdeki yapısal güvenliğin yanı sıra minareleri, dış cepheleri ve yer altı mekânlarını kapsıyor. Nisan 2026’da kuzeydoğu minaresindeki restorasyonun tamamlanması, bu uzun soluklu sürecin somut aşamalarından biriydi. Bugünün koruma anlayışında temel mesele, müdahaleleri belgelendirirken özgün malzemeyi ve yapının farklı dönemlerden gelen katmanlarını birlikte yaşatabilmek.

Ayasofya’nın tarihini yalnızca kimlerin inşa ettiğini anlatarak tamamlayamayız. Onu yıkılmaktan kurtaran ustaları, vakıfları, mimarları, hattatları ve restorasyon ekiplerini de hatırlamak gerekir. Ayasofya’nın asıl mucizesi büyük kubbesinde değil, 15 asra yaklaşan bugünkü yapının her büyük sarsıntıdan sonra yeniden ayağa kaldırılabilmiş olması.

Haber Yorumları

Henüz Yorum Yapılmamış.

Sende Yorum yap

Son dakika haberler

En güncel ve en doğru, tarafsız haberin merkezi.