Anne babamıza kim bakacak?

Artık aramızda olmayan aile büyüklerimiz için biz de bir zamanlar bakıcı aradık. Çoğu kez uygun birini bulmakta zorlandık. Çünkü mesele birini bulup işe almakla bitmiyor.
Sevdiğiniz bir insanı kime emanet edeceksiniz? Siz yanında değilken içiniz rahat edecek mi?
Son günlerde pek çok ailenin bütçesini zorlayan bakıcı ücretleriyle ilgili haberleri okurken o günler aklıma geldi. Bir de sık duyduğumuz şu cümle: “Eskiden çocuklar anne babalarına kendileri bakardı.”
Doğru, yaşlıların bakımı daha çok aile içinde çözülürdü. Peki bugün ne oldu? Çocuklar anne babalarını daha mı az seviyor? Aile bağlarımız mı zayıfladı?
Bu sorulara hemen “evet” demeden önce biraz düşünelim.
Eskiden aileler kalabalıktı. Kardeşler, gelinler, torunlar çoğu zaman aynı evde ya da yakın çevrede yaşardı. Birinin yapamadığını diğeri üstlenirdi. Tabii o günleri fazla da gözümüzde büyütmeyelim. Yaşlıların bakımını çoğunlukla kadınlar üstlenirdi. O evlerin içinde kimsenin pek konuşmadığı sessiz bir emek vardı.
Bugün işler farklı. Kardeş sayısı azaldı. Çocuklar; okumak, çalışmak, hayat kurmak için başka şehirlere, başka ülkelere gittiler.
Eskiden birkaç kişinin paylaştığı iş, şimdi bazen tek bir çocuğa kalıyor. Üstelik o da çalışıyor, geçinmeye uğraşıyor. Belki kendi çocuklarını büyütüyor. İşinden ayrılsa geçim sıkıntısı, ayrılmasa bakım sorunu. Kimi ailelerin önündeki ikilem bu.
Bir insan annesini her gün arayabilir, hastaneye götürebilir, ihtiyaçlarını karşılayabilir. Ama günün yirmi dört saati yanında duramayabilir.
Bunun adı vefasızlık mı?
Bence asıl karıştırdığımız şey burada. Anne babamıza bizzat bakamamakla onlara sahip çıkmamak aynı şey değil. Daha iyi bakılsınlar diye profesyonel yardım aramak da sorumluluğumuzun bir parçası.
Uzun yaşıyoruz, peki sonrası?
Bir de artık daha uzun yaşıyoruz. Tıp ilerledi, yaşam koşulları değişti. Elbette güzel bir gelişme. Ama uzun bir ömrün son yıllarında bazen uzun süreli bakım gerekiyor.
İleri yaşlarda Alzheimer ve diğer demans türleriyle daha sık karşılaşıyoruz. Böyle bir hastalık ortaya çıktığında, ister istemez evdeki hayat da değişiyor. İleri evrelerde yemek yapmak, ilaçlarını hatırlatmak yetmiyor. Sürekli gözetim ve yardım gerekiyor. Böylesi bir bakımı ailede tek bir kişinin üstlenmesi çoğu zaman çok zor.
Türkiye’de 65 yaş ve üzerindeki insan sayısı 9,5 milyonu geçti. Elbette bu insanların hepsi bakıma muhtaç değil. Fakat yaşlı nüfus arttıkça yardıma ihtiyaç duyanların sayısı da artacak.
Öte yandan, doğan çocuk sayısı da azalıyor. TÜİK’e göre 2025’te toplam doğurganlık hızı 1,42’ye geriledi. Bu, bugün bakıcı bulamamamızın nedeni değil. Ama gelecekte anne babasının bakımını paylaşabilecek kardeşlerin daha az olacağını gösteriyor.
Kısacası, ömür uzuyor, aile küçülüyor. Ama aileden beklediğimiz şey hâlâ aynı: “Ne olursa olsun, anne babana sen bak.”
Biz hâlâ yaşlı bakımını aile içinde bir nöbet çizelgesi yaparak çözeceğimizi sanıyoruz. Peki, o çizelgeye yazacak kaç kişi kaldı?
Bu yüzden bakımı evlatların omuzlarına bırakmak yetmiyor. Evde bakım hizmetleri, gündüzlü merkezler, ihtiyaca uygun bakım kurumları, ailelere destek... Bunların yaygınlaşması gerekiyor. Devletin, yerel yönetimlerin ve profesyonel hizmetlerin bu işte daha fazla payı olmalı.
Üstelik böyle bir destek aile bağlarını zayıflatmaz. Tam tersine, evlatlara anne babalarıyla bakım telaşı olmadan zaman geçirme imkânı verir.
Bakıcı arayan aileleri kolayca yargılamayalım.
Çünkü yaşlı bakımı bir sevgi sınavı değil. Zaman, emek ve bazen uzmanlık gerektiren bir iş.
Bugün “Anne babamıza kim bakacak?” diye soruyoruz. Yarın aynı soruyu kendimiz için sormadan önce cevabını bulsak iyi olur.
Sende Yorum yap