s

AB ve pragmatizm

Geçen hafta Avrupa Birliği (AB) Türkiye Delegasyonu’nun davetiyle Brüksel’de bir dizi bilgilendirme toplantısına katılan gazeteciler arasındaydım. Bu bilgilendirmeler hemen her yıl en az bir kez yapılan mutat toplantılar. Bu sefer program İran merkezli savaş nedeniyle olağanüstü bir döneme rastladığı için daha önce olmadığı kadar değişikliğe uğradı. Bazı görüşmeler iptal edildi, bazılarında saat ve görüşmeciler değişti. “Bilgi sahibi yetkili” profili de ağırlıkla orta kademeye kaydı. Olağanüstü durumlarda bunlar normal. Yine de görüşmecilerin profili meselesinin olağanüstülükle mi, yoksa ilişkilerin düzlemiyle mi ilgili olup olmadığını not ettim. Zaman doğrusunu kanıtlayacak.

Türkiye gibi AB’nin de başı İran’la meşgulken, Brüksel’de bulunmanın faydası; Tahran’a bakılırken, Ukrayna-Rusya savaşına etkisine dair değerlendirmeleri duymak oldu. AB’nin gönlünden “Rusya’nın müttefiki olmayan yeni bir İran” geçiyor. İran savaşının sonuçları yönetilebilirse, en önemlisi petrol fiyatları artmazsa, Rusya’nın kasası da dolmaz diye düşünülüyor. Bir de Suriye’dekine benzer dönüşümle ‘açık bir İran’ ortaya çıkarsa ne âlâ. AB, “Ruslar ihtiyaç duyduklarında müzakere ederler, bunu da ancak ekonomileri kötüye gittiğinde isterler” görüşünde birleşmişti, anlaşılan şimdi de İran’ı pekiştirici fırsat olarak değerlendiriyor. Rusya’nın Suriye ve Venezuela’da kaybettiği, İran’dan sonra Ukrayna’ya daha da odaklanabileceği de hesaplara dahil ediliyor.

Koşullar değişmedikçe

Öte yandan daha çok “komisyoner” ile görüşmek duyduklarımızı farklılaştırır mıydı? Kuşkusuz, hayır. Zira iki taraf açısından da bunu mümkün kılacak koşullar hâlâ değişmiş değil. Türkiye’nin vize serbestisi için sağlaması gereken 72 kriterden altısının olduğu yerde durduğu defaatle hatırlatılırken, derinlemesine yapılan her analizin altından “Kıbrıs” çıkmaya devam ederken, bu mümkün değil. Galiba en az üç buluşmada, “Türkiye aday ülkeler arasında uyum düzeyi en düşük ülke” tanımlamasını duydum. Bir de elbette, AB’de bazı ezberlerin değişmesi ne kolay ne de mümkün. Birisinin dediği gibi “AB 27 patronun” olduğu bir yer.

Yine de birkaç yıl öncesiyle, özellikle de 2016’dan hemen sonrası ile kıyaslandığında, mesajlar daha pozitif. Görüşmelerden birinde, “Bakan Fidan, ‘İran ve bölge konularında birlikte çalışmalıyız’ dedi. İki sene önce böyle bir şeyi konuşmak bile mümkün değildi” cümlesi de bunu teyit ediyor. Bazı yetkililerden, “Türkiye her seferinde yeni şeyler talep ediyor”, “Ankara’daki yetkili altıkriterin ne olduğunu bilmiyordu”, “Türkiye, vize serbestisi olsun diye çalışmıyor, yeşil pasaport dağıtıyor”, “İlişkimiz iyi ama bazı konularda ikna olmuyor, ilerleme kaydetmek zaman alıyor” gibi negatif tespitleri duymak da şaşırtmıyor. Çünkü bu ve benzerleri ne olursa olsun, Türkiye bir gün ortak da olsa değişmeyecek. Bu tür ezberler artık sadece Türkiye için geçerli değil. “İçerdekiler” arasında da ayrımlar derin. Tek farkla, onlar artık içeride.

Çok pratik ilişki

Ticaret, göç, güvenlik, Ukrayna, enerji bir çırpıda iş birliği yapılan ve yapılabilecek alanlar olarak sayılıyor. “Pratik bakmak lazım!” diyor bir yetkili. Belki asıl kullanmak istediği ifade “pragmatik”. Aynı zamanda iş birliği yapılabilecek konuların hemen hepsi öyle ya da böyle bir şarta bağlı. Bunu da çok yadırgamamalı. Çünkü artık dünya “yerli” olma çabasında.

Made in EU olarak anılan Sanayi Hızlandırıcı Yasa Tasarısı’nda asıl amaç Avrupa imalat sanayiini Çin menşeili ürünlere karşı korumak. Türkiye’nin endişeleri dikkate alındı ve tam olarak dışarıda bırakılmadı. Teklifte Türk sanayicileri için bir kapı açık. Türk şirketleri üye ülkelerde doğrudan kamu ihalelerine katılamayacakancak ürünleri Avrupalı şirketler tarafından ithal edilirse Avrupa için üretmiş sayılacak. Lakin yasa çıkana kadar zamanın iyi değerlendirilmesi gerektiği ve sihirli kelimenin “mütekabiliyet” olduğu vurgulanıyor ısrarla. Tam fayda için Türkiye’nin Kamu İhale Kanunu’nu değiştiripAvrupalı şirketlerin de katılabilmesini sağlaması gerektiğine dikkat çekiliyor. Tabi bir ithal edilecek ürünlerin AB karbon standartlarına uygun olması gerekiyor. AB’nin mobil telefonlar için ‘roam like at home’ (evinde gibi dolaş), para transferleri için SEPA (Tek Avrupa Ödeme Alanı) gibi uygulamaları için de “siz hazırsanız biz de hazırız” mesajı veriliyor.

Categories: AB ve pragmatizm

Haber Yorumları

Henüz Yorum Yapılmamış.

Sende Yorum yap

Son dakika haberler

En güncel ve en doğru, tarafsız haberin merkezi.