s

Savaşın son sayımı

İsrail şokta, Trump’ın savaşın sonuna yaklaşıldığı açıklamasından son derece mutsuzlar.

Washington’dan gelen açıklamaya direkt bir cevap vermediler ama İsrail Ordusu, İran’ın rampalarının yüzde 75’ini imha etmelerine rağmen halen füze atabilecekleri açıklamasını yaptı.

Jerusalem Post, haber güncellemelerini “Trump savaş sona erebilir diyor, İsrail füze saldırısına uğruyor” başlığıyla vermeye başladı.

Gazetenin bir başka köşesinde “Hamaney’in ölümünün ardından İran uyuyan terör hücrelerini harekete geçirebilir” analizleri yapılıyor.

Tablo net olarak ortaya çıktı.

Kasım seçimleri için zafere ihtiyacı olan Trump, kara harekâtı olmadan İran’da rejimi değiştiremeyeceğini gördü.

Dolayısıyla, Trump, “İran’ı mahvettik, İsrail ile muhteşem bir iş başardık” deyip savaşı uzatmamayı tercih ediyor.

Bu tercihte Demokrat senatörlerin, İran savaşıyla ilgili kamuoyuna açık bir soruşturma başlatma taleplerinin de etkisi olduğunu söyleyebiliriz.

Şu sıralar Trump’ın en son isteyeceği şey Cumhuriyetçi bürokratların kamuoyu önünde hırpalanması.

Pazartesi sabahı size ulaşan yazımda “Trump yakında zafer kazandım” diyecek başlığını atarken Air Force One’dan gelen açıklamalara bakmıştım.

Pazartesi gecesi Trump’tan savaşın sonuna yaklaşıldığı açıklaması geldi.

ABD Başkanı, kamuoyunu bıktırıncaya kadar ne kadar büyük bir zafer kazandığını anlatmadan durmayacaktır ama artık önümüzde aylar yok.

Kapanış B-2’lerin ağır bir bombardımanıyla da olabilir, bir başka büyük saldırıyla da ama haftalar içerisinde bu savaş bitmiş olacak.

Trump zafer benim diyecek, Tahran’da rejim yerinde kalacak, Netanyahu da erken seçimde sandıktan birinci olarak çıkacak.

Yine de ihtiyatlı olmak lazım, eğer Netanyahu’nun 8. Washington ziyaretinin tarihi bu hafta açıklanırsa İsrail’in Trump’ı ikna etmeye çalışacağını düşünebiliriz. O güne kadar İsrail’in hoparlörü Senatör Lindsey Graham’ın neler söylediğine bakmak lazım…

Mahkemeler ve selamlama

İş mahkemelerinde tanıklık yapmam gerektiği dönemlerde kürsünün “Sen” hitabından duyduğum rahatsızlığı dile getirmiş birisiyim.

İBB Yolsuzluk Davası’nın başlangıç gününde İmamoğlu’na “Sen” diye hitap edilmesine yapılan itirazı haklı buluyorum.

Ancak buradan siyasi bir anlam çıkarmak, İmamoğlu’nu aşağılamak için yaptılar yorumunu da abartılı buluyorum.

Maalesef en basitinden en ciddisine tüm davalarda, sanık ya da tanık fark etmeksizin bir hitap sorunu yaşıyoruz.

Gelelim duruşmanın ilk gününde yaşanan gerginliğin ana sebebi, selamlama meselesine.

Sanıkların yargılamanın her aşamasında söz alma hakkı vardır ancak avukatının Ekrem İmamoğlu adına istediği “selamlama konuşması” bu çerçeveye kesinlikle oturmuyor.

Bu hiç alışık olunmayan talep çalışılmış bir stratejinin parçası mı, eğer öyleyse amaç ne, anlamak kolay değil.

Yargılanan kişinin siyasi bir kişilik olması savunma stratejisinin bir parçası yapılabilir, siyasi kimliğinden dolayı hedef alındığı tezi işlenebilir, Ekrem Bey de savunmasını “Benim önümü kesmek için bu davalar açıldı” tezine dayandırabilir, bunlara kimse itiraz edemez.

Ancak yargılanan sanığın siyasi olması, mahkemelerde olmayan “selamlama konuşması” gibi talepleri haklı kılmaz.

Kamuoyunun sessiz ve büyük kısmı bu davaya siyaset gözlüğüyle bakmıyor.

Aksine iddianamede yer alan iddiaların, savunma tarafından başlık başlık çürütülüp, çürütülemeyeceğini merak ediyor.

Savunmanın sadece siyasi dava tezine dayanması ve ikinci günde de süren gerginlikler bir süre sonra sıradanlaşabilir. Bu en çok İmamoğlu’na zarar verir...

Fotoğrafa ihtiyaç yok...

Rum Yönetimi Lideri Hristodulidis’in Fransa Cumhurbaşkanı Macron’u karşılama fotoğrafı çok konuşuldu.

Bir sürü yerde “Böyle devlet başkanı mı olur?” diye yorumlar gördüm.

Aslında Rum Yönetimi Lideri’nin ne olduğunu ya da olmadığını anlamak için bu kareye ihtiyacımız yok.

Kurucu antlaşmalar halen geçerli olduğu için bu adam şu an Kıbrıs Cumhurbaşkanı koltuğunda oturabiliyor.

Bu antlaşmalar sadece yönetimi tanımlamıyor aynı zamanda Türkiye, Yunanistan ve İngiltere’ye garantörlük hakkı ve sorumluluğu veriyor.

Koltukta oturmak söz konusu olduğunda kurucu antlaşmaları tanıyan ama Türkiye, Kuzey Kıbrıs’a F-16 yolladığında anlaşmalara karşı çıkan bir portre karşımızdaki, bu mantıktaki birinin ahtapot sarılmasına takılmanın manası yok.

Kıbrıs’ın garantörü olmayan Fransa uçak gemisi, Almanya firkateyn yollayacak ama garantör Türkiye uçak yollayamayacak öyle mi?

Eğlenmek istediğim zamanlarda artık komik videolar aramıyorum, onun yerine KKTC Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman’ın sosyal medya hesabından Rum Yönetimi liderini çaresiz bırakan, hukuk ve liderlik dersi veren açıklamalarını okuyorum, size de tavsiye ederim...

Categories: Savaşın son sayımı

Haber Yorumları

Henüz Yorum Yapılmamış.

Sende Yorum yap

Son dakika haberler

En güncel ve en doğru, tarafsız haberin merkezi.