İnsan kendine ne kadar dürüst?

İnsan yaşamındaki en zor sorulardan biri dış dünyayla değil, iç dünyasıyla ilgilidir. Çoğu zaman yaşamımızı şekillendiren kararların, seçimlerin ve duyguların merkezinde kendimizin olduğunu düşünürüz. Ancak bu merkezin içindeyken gerçekten ne kadar dürüst olduğumuza dair soru genellikle gözden kaçar. İnsan, başkalarına karşı ne kadar açık olursa olsun, asıl sınavını kendi iç sesiyle yaptığı konuşmalarda verir.
Günlük yaşam hızla akıp giderken birçok kişi kendisini gayet iyi tanıdığını, hayattan ne istediğini bildiğini ve seçimlerini bilinçli şekilde yaptığını düşünür. Fakat biraz yakından bakıldığında, aslında birçok kararın alışkanlıkların, çevresel beklentilerin ya da geçmiş deneyimlerin etkisiyle verildiği fark edilir. İnsan zihni kendisini korumak için göz önündeki bazı gerçekleri arka plana itebilir. Aslında bu durum, bilinçli bir tercihten ziyade insanın incinmekten korunma reflekslerinden biri olarak ortaya çıkar.
Özellikle insanın kendisine karşı dürüst olması, her zaman kolay bir süreç değildir. Çünkü bu dürüstlük, kendi zayıf taraflarını, korkularını ve kaçındığı gerçekleri de görmesini gerektirir. Başkalarının eleştirilerine karşı savunmaya geçmek oldukça kolaydır. Fakat insan kendi içinden gelen bir gerçek karşısında genellikle sessizleşir. O sessizlik, bazen bir kabullenişin bazen de henüz yüzleşmeye hazır olunmayan bir durumun işareti olur.
Modern yaşamın yoğun temposu da bu içsel yüzleşmenin daha sonraya ertelenmesine neden olabilir. Gün boyunca süreğen bir hareket içinde olan insanlar, çoğu zaman kendi düşüncelerini bile dinlemeye vakit bulamaz. Oysa insanın kendisiyle kurduğu ilişki, yaşam kalitesini de belirleyen en etkili alanlardan biridir. Kendine karşı açık olmayı başarabilen kişi, hatalarını fark eder ve bunlardan ders çıkarma fırsatı yakalamış olur.
İnsan, kendisini gerçekçi bir şekilde değerlendirdiğinde yaşamına da daha dengeli bir bakış açısıyla bakmaya başlar. Güçlü yönlerini fark etmek kadar, gelişime açık taraflarını görmek de bu dengenin bir parçasıdır. Diğer taraftan bu farkındalık hali, mükemmel olmakla ilgili değildir. Tam tersine, insanın kendisini kusurlarıyla birlikte kabul etmesiyle ilgilidir.
Kendine dürüst olmak aynı zamanda kişinin değerleriyle uyumlu bir yaşam kurmasını da kolaylaştıracaktır. Bazen insan çevreden gelen beklentiler nedeniyle kendi iç sesinden uzaklaşabilir. Fakat mutlaka bir an gelir ve bu uyumsuzluk hissedilmeye başlar. İşte o anda insan şöyle bir durup kendisine bakmaya başladığında bazı şeyleri çok daha net görür. Kendi değerlerini tanıyan, bilen bir kişi, seçimlerini de daha bilinçli bir şekilde yapabilir.
Dürüstlük, yalnızca kendi eksiklerini görmek anlamına gelmez. İnsan bazen kendi potansiyelini de küçümsüyor olabilir. Bu doğrultuda kendine karşı dürüst olmak, hataları olduğu kadar sahip olunan yetenekleri ve güçlü tarafları da fark etmeyi gerektirir. İnsan genellikle yapabileceklerinin sınırını olması gerekenden daha dar çizer, bu da gelişim fırsatlarını fark etmeyi zorlaştırır.
Kendine dürüstlük, duyguların farkına varmayı da içerir. Günlük yaşamın içinde birçok kişi duygularını bastırmayı ya da tamamen görmezden gelmeyi tercih edebilir. Ancak bu duygular zamanla çok daha farklı biçimlerde ortaya çıkabilir. İnsan kendi duygularını tanıdığında hem iç dünyasında hem de ilişkilerinde daha açık bir alan oluşturur.
Bazen insanın kendisine sadece birkaç dakika ayırması bile hayatındaki birçok şeyi değiştirebilir. Sessiz geçen bir an, kısacık bir düşünme molası ya da kendine yöneltilen birkaç samimi soru… “Gerçekten ne istiyorum?”, “Ben bu kararı neden aldım?”, “Bu durum bana ne hissettiriyor?” gibi sorular, insanın iç dünyasına açılan birer kapı gibidir. Her sorunun cevabı hemen gelmeyebilir, fakat soruların kendisi bile insanı kendine biraz daha yaklaştırır.
Mesele asla kusursuz olmak değildir. Asıl mesele, insanın kendisine karşı bir miktar daha açık olabilmesidir. Bazen bir gerçeğin farkına varmak, bazen bir hatayı kabullenmek bazen de içten içe yükselen bir arzuyu görmezden gelmemek… Neticede insan kendisine karşı dürüst davrandığında, yaşamına bambaşka bir açıklık gelir. Çünkü insan, gerçek değişime başkalarını anlayarak değil, önce kendisini doğrudan gördüğünde yakınlaşır.
Sende Yorum yap