Gençlerle kurulan iftar sofraları
Ramazan ayı başladığından bu yana belediyelerin iftar ve sahur programlarını yakından izliyorum. Bu sofralar sadece yemek için değil, aynı zamanda belediye başkanlarının vatandaşlarla bir araya geldiği önemli buluşmalar. Geçen hafta bu köşede Ordu Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Mehmet Hilmi Güler’in bin 500 öğrenciye verdiği iftar yemeğini yazmıştım. Başkan gençlerle aynı masada oturmuş, onların düşüncelerini dinlemişti.
Bu hafta benzer bir tablo Şanlıurfa’daydı. Büyükşehir Belediye Başkanı Mehmet Kasım Gülpınar, Gençlik Meclisi üyeleriyle iftarda buluştu. “Gençlerin enerjisi bize güç veriyor” diyerek onların fikirlerinin şehir yönetimi için önem taşıdığını vurguladı. Ayrıca bu yıl Teknofest’in Şanlıurfa’da düzenleneceğini hatırlatarak organizasyonun şehir ve gençler için önemli bir fırsat olacağını söyledi.
Kahramanmaraş’ta da ramazan sofraları dikkat çeken mesajlara sahne oldu. Büyükşehir Belediye Başkanı Fırat Görgel, MÜSİAD tarafından düzenlenen iftara katıldı. “Topyekûn mücadeleyle yeni Kahramanmaraş’ı oluşturuyoruz” sözleri dikkat çekiciydi. Uzun zamandır kenti takip ediyorum. Depremin ardından şehirde yoğun bir altyapı ve asfalt çalışması yürütülüyor. Çalışmalar tamamlandıkça Kahramanmaraş’ın sokaklarının daha düzenli bir görünüme kavuşacağına inanıyorum.

Savaşın gölgesinde ihracat
Konu iftardan açılmışken dün akşam Kütahya Porselen Yönetim Kurulu Üyesi ve Genel Müdürü Dr. Tanzer Polat Yılmaz’ın davetiyle bir iftar sofrasındaydım. Sohbet Türkiye ekonomisine ve ihracata geldi. Dünyada savaşların konuşulduğu bir dönemde ihracatın nasıl etkilendiğini sordum.
Dr. Yılmaz’ın cevabı dikkat çekiciydi: “Pazar aslında çok büyük” dedi. Küresel bir krize dönüşmediği sürece sorun yaşanan pazarların yerini alternatif pazarlarla doldurmanın mümkün olduğunu anlattı. Bu nedenle stratejilerini pazar çeşitliliğini artırmak üzerine kurduklarını söyledi. Kütahya Porselen bugün Avrupa’dan Orta Doğu’ya, Kuzey ve Güney Amerika’ya kadar birçok ülkeye ihracat yapıyor. 2026 hedeflerinde özellikle uzak pazarlara yoğunlaşarak çoklu pazar stratejisini büyütmek var. Nisan ayında devreye girecek yeni üretim tesisinin de dünyanın en büyüklerinden biri olacağını öğrendim. Türkiye’de üretim yapan şirketlerin zor dönemlerde bile yeni pazarlar aramaya ve yatırımlarını sürdürmeye devam ettiğini görmek önemli.

Boğaziçi’nin güzellikleri
Ülkemizde yerel yönetimlerin kütüphanelere konulacak eserlere verdiği önem giderek artıyor. Belediyeler artık kütüphanelerini yalnızca ders çalışılan mekânlar olmaktan çıkarıp birer kültür alanına dönüştürmeye çalışıyor.
Geçen gün Zeytinburnu Belediyesi’nin kütüphanesini gezerken dikkatimi çeken bir kitap oldu. Onu görünce merak ettim ve Demirören Yayınları’nın özel koleksiyon eserlerini incelemeye başladım. Bundan sonra zaman zaman yazılarımda dikkatimi çeken kitaplara da yer vereceğim.
İlk olarak özgün adı “The Beauties of the Bosphorus olan “Boğaziçi’nin Güzellikleri”nden bahsedeyim. Demirören Yayınları’nın “Özel Koleksiyon Eserleri” serisinden çıkan bu kitap, 1830’lu yılların İstanbul’unu ve Boğaziçi’nin mimarisini anlatıyor. Saraylar, camiler, köşkler ve dönemin Boğaz manzaraları etkileyici betimlemelerle aktarılmış. Eserde İstanbul’u ziyaret eden İngiliz yazar Julia Pardoe’nun gözlemleri yer alıyor. Kitabın dikkat çeken bir başka yönü ise döneme ait 80 gravürün bulunması. Hem Türkçe hem İngilizce metinlerin yer aldığı ve renklendirilmiş gravürlerle zenginleştirilen bu eser, İstanbul’un geçmişine ilgi duyanlar için değerli bir kaynak. Özellikle şehir kütüphanelerinde bulunmasının faydalı olacağını düşünüyorum.
Sende Yorum yap