“Aşkların en büyüğü, kaderin en acısı”
Daha açılış sahnesiyle çarpıyor insanı. Dev perdeyi kaplayan Türkan Şoray’ın yüzü… 17 yaşındaki Türkan Şoray’ın: “Seni seviyorum Mehmet”. Ondan yine tam boy Ayhan Işık’ın yüzüne geçiyoruz. “Ben de seni Nermin. Hem de aşkların en büyüğüyle. Onlar birbirlerinden hiç ayrılmak istemediklerini söyleyip evlenmeye karar verirken arkalarında büyülü bir İstanbul manzarası beliriyor. Tersanede kaynak işçisi Mehmet ile manikürcü Nermin’in aşkı, 1962’nin İstanbul’una çok yakışıyor. Ama afişinde de yazdığı gibi “Aşkların en büyüğü, ıstırapların en korkuncu, kaderin en acısı” bekliyor onları.

Metin Erksan’ın klasik melodram kalıplarını kıran unutulmaz filmi “Acı Hayat”, 45. İstanbul Film Festivali’nde (9-19 Nisan) Zürich Sigorta desteğiyle restore edilmiş kopyasıyla seyirci karşısına çıkıyor. Dünden Bugüne Klasikler bölümünde yer alan “Acı Hayat”, İKSV – Zürich Sigorta iş birliğiyle Atlas Post Production tarafından titizlikle yenilenen sekizinci film. Soho House’ta Türkan Şoray ve Nebahat Çehre’nin katılımıyla düzenlenen ön gösteriminde Zurich Sigorta Türkiye CEO’su Yılmaz Yıldız bu ortaklıktan büyük bir gururla söz ederken, seçilen filmler ile ilgili tek şartlarının kadın konusundaki hassasiyetleri olduğunu söyledi. Mümkünse kadın yönetmen olsun (ki bu oldukça zor, Bilge Olgaç ve Cahide Sonku ile iki kez yerine getirilebilmiş bir koşul), bir de kadına bakışını önemsiyorlar filmin, içinde kadına şiddet olmasını istemiyorlar. İşe bakın ki bu da kolay değil, ‘bir tokatçık” ille giriveriyor Yeşilçam’ın aşk filmlerinin içine.
“Acı Hayat” bu anlamda tam değilse de ‘neredeyse’ masum denilebilir. Ve gerçekten klasik bir Yeşilçam melodramı bekleyenleri şaşırtacak, toplumdaki sınıflar arasındaki uçurumu başarıyla çizen, fakir kız – zengin oğlan meselesine farklı bir yerden yaklaşan ve de yoksul gençlerin o ‘büyük aşkının’ paranın gücüne yenilmesini göstermekten çekinmeyen bir film. O en baştaki yakın yüzler ve “seni seviyorum”lar da başka bir şey ifade ediyor hikâye geliştikçe. Gencecik Türkan Şoray’ın gözünden geçen binbir tereddüt, İstanbul’un gecekondu mahallelerinde ev bakarken yüzüne düşen memnuniyetsizlik gölgesi o kadar iyi yansıyor ki seyirciye. Filmin en güzel yanlarından biri de kimseyi pek kayırmaması. Nermin sınıf atlamak isteyen bir ‘esas kız’, Mehmet zengin olunca acımasızlaşan bir ‘esas oğlan’ iken zengin çocukları da (Ekrem Bora ve Nebahat Çehre) Yeşilçam filmlerinde genelde olduğu gibi katışıksız ‘kötüler’ olarak çizilmemişler.

Müziğine de dikkatleri çekmek isterim ki zaten fark etmemek imkânsız; Metin Erksan filmde prodüktörün ve film müziğinde imzası olan Fecri Ebcioğlu’nun itirazlarına rağmen Ornette Coleman’ın saksofonunu kullanmış, bir röportajında da aynı müziği aynı yıl “Sudaki Bıçak”ta kullanan Roman Polanski övülürken kendisinin cesaretli seçiminin fark edilmediğinden yakınmış.
Filmin rotası
İstanbul Film Festivali izleyicileri Türk sinemasının bu özel filmini 11 Nisan Cumartesi günü 11.00’de Sinematek’te ve 12 Nisan Pazar günü 11.00’de Atlas 1948’de izleyebilecek. Bir de sürpriz: Atlas Sineması’ndaki gösterimin ardından İKSV -O’film.Route iş birliğiyle filmin çekildiği ikonik noktalara (örneğin Nermin’in çalıştığı manikürcü dükkanın bulunduğu tarihi han gibi) rehberli bir yürüyüş turu düzenlenecek. 15-20 kişilik sınırlı bir kontenjanla ve film için alınan biletle ücretsiz olarak.
Sende Yorum yap