Süreçte yeni ara başlık

Terörsüz Türkiye Süreci’nin en başından bu yana katalizörü olan MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli geçen hafta partisinin grup toplantısında ilk kez ‘fren mekanizmasına’ başvurdu. “Süreci boğmanın, aceleye getirmenin, tartışmaları alevlendirmenin alemi yoktur” dedi. Bahçeli’nin sözlerinde bir vazgeçiş, duraklama değil daha çok ‘sakin sürüş’ telkini var.
Nitekim “yola çıktık, inşallah varacağız” ifadesini kullandı, “İnanıyorum ki, bayramın ardından, dört başı mamur reformlar aşama aşama hayata geçecektir. Ucuz hesaplara tevessül etmeden, cılız anlaşmazlıklardan çıkar devşirmeden, basit yargıların peşine takılmadan maşeri vicdanın beklentisine müzahir yasal ve demokratik adımlar sırasıyla atılacaktır” diye konuştu.
AK Parti Genel Başkanvekili Efkan Alâ da, sürecin tamamlanacağına dair net irade ortaya koydu. Ancak Alâ’nın kurduğu cümlede bu yazının başlığının işaret ettiği bir nokta da yer aldı. Alâ, “Savaş çözüm sürecini etkileyebilir ama Terörsüz Türkiye sürecini tamamlayacağız” dedi.
İran savaşının etkisi
Terörsüz Türkiye Süreci’nin geride kalan16 ayda, bir dizi ara başlığı oldu. PKK’nın kongresini toplayıp kendini fesh etme kararını alması bir ara başlıktı mesela. TBMM çatısı altında komisyonun kurulması bir başkası. Suriye’de SDG/YPG’nin entegrasyonu bir diğeri. Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun ortaya bir rapor çıkarması da öyle. Rapor ortaya çıktıktan sonra işaret edilen takvim Ramazan sonrasında, Nisan ayında yasal düzenlemeaşamasına geçişti. Ancak araya İran Savaşı girdi ve bu da yeni bir ara başlık oldu.
28 Şubat’ta başlayan savaşın daha ilk haftasında ABD - İsrail ikilisinin hem İran hem de Irak’taki silahlı Kürt grupları kara gücü olarak kullanmak konusundaki gayretkeşliği malûm. ABD Başkanı Trump’ın kısa sürede “Kürtleri silahlandırmaktan vazgeçtim” demesi sadece eserekli halinden değil. Türkiye’nin ilgili kurumları üzerinden gerek Irak Kürt Bölgesel Yönetimi bileşenleri gerek PKK ve uzantılarına verilen / iletilen mesajların, bir de ABD - İsrail ikilisinin ‘vekil gücü’ olma konusunda söz konusu gruplarda ‘şimdilik’ gösterilen isteksizliğin de etkisi var. Şimdilik kelimesinin tek tırnak içinde olduğuna dikkatinizi çekerim. Çünkü savaşta bir ay tamamlandı ve henüz ne zaman, nasıl biteceğine ilişkin öngörüde bulunabilen yok. Bilakis, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan cumartesi günü STRATCOM Zirvesi’nde “Daha büyük bir savaşa doğru gidiyoruz” dedi. Böyle bir ortamda, savaşın nereye varacağı, sonuçları görülmeden, PKK ve uzantıları ‘silahlarını tatmin edici düzeyde’ bırakır mı ve bundan emin olmak mümkün olabilir mi? İkinci aşamanın temel şartı örgütün silah bıraktığının tescil ve tespiti.
DEM Parti’nin kaygısı
DEM Parti ise yine telaşlı. “Nisan da geldi, geçiyor” ruh halinde. Yasa yapma kısmına bir an önce geçilmesini isterken, kritik bir aşamaya formalite muamelesi yapan bir yaklaşımda. Komisyon raporunun oy çokluğu ile kabul edilmiş olması yasa yapma sürecinin çetrefilsiz olacağı anlamına gelmiyor. O aşamada bilindik tartışmaların alevleneceğine kuşku yok. Savaşın dünyaya ekonomik bedel ödettiği, canın burunda olduğu bir zamanda hesapsızca yasa yapmaya girişmenin getirisinden çok götürüsü olmaz mı? Bahçeli’nin uyarısını bu bağlamda okuyorum.
Öte yandan, geçtiğimiz günlerde sohbetettiğimiz bir DEM Parti yetkilisi, seçime yaklaşıldıkça yasa yapmanın daha da zorlaşabileceğini, süreç karşıtlarının manipülasyonlarının artabileceğini belirterek, “Siyaseti herkesin oy kaygısının pik yaptığı yere götürürmemek gerektiğini”söyledi ki, bunda da haklılık payı var.
Bu aşama DEM Parti Eş Genel BaşkanıTuncer Bakırhan’ın katıldığı televizyon programında partinin İmralı Heyeti’nin ‘devlet heyetiyle birlikte’ Öcalan ile 5 saatlik bir görüşme yaptığını açıklaması önemli. Yanılmıyorsam bu, bugüne kadarki en uzun görüşme. Henüz ayrıntılar tam olarak ortaya çıkmasa da, sürecin akamete uğramadan ancak kontrollü ilerletilmeye çalışıldığı anlaşılıyor.
Dolayısıyla bu ara başlıkta cevabını aradığımız ilk soru ‘olacak mı olmayacak mı’ değil, ‘ne zaman’.
Sende Yorum yap