Milli sevince ambargo konamaz
A Milli Takım 24 yıl sonra Dünya Kupası vizesi alınca ülke olarak büyük coşku yaşadık. Asıl sevinç ve görülmeye değer anlar Kosova maçının bitimindeydi.
Yazık ki Türk halkı, torunlarına anlatacakları hikayeyi yayıncı kuruluştan değil, maçı tribünde izleyenlerin sosyal medya hesaplarından öğrenebildi. Coşkuya adeta sansür uygulandı.
Üzerinden dört gün geçti. Taraftarın nabzını en iyi tuttuğu iddia edilen kanalın sahibi, 20 dakika boyunca reklam eziyeti çektirdiği insanlardan özür dilemedi.
Aslında konu “pardon” diyerek geçiştirilmeyecek kadar hassas ve üzücü.
Soruyorum; reklam geliriniz on milyonlarca futbolseverin sinir krizi geçirmesine değer miydi?
Eleştirim, milli maç ihalesinde ulusal değerleri dikkate almayan ve para odaklı tercihler yaparak halkı mağdur eden Futbol Federasyonu’na.
Ve denetleme görevi yapan Radyo Televizyon Üst Kurulu’na. Adı üzerinde milli maç. Ortada bir skandal var. Ses verin lütfen.
Amaç milli maçların sadece açık kanaldan izlenmesi değil, tüm duyguların, hüzün veya sevinçlerin halka doğrudan aktarılmasıdır.
Tesellimiz 2026 Dünya Kupası’nın TRT ekranlarından yayınlanacak olması.
Herkes her şeyi biliyor
TFF Başkanı İbrahim Hacıosmanoğlu’nun, Romanya galibiyeti sonrası A milliler için yaptığı “Tarihin en yetenekli ve karakterli kadrosu” sözlerine başta 2002 dünya üçüncüsü milli takım oyuncuları olmak üzere kamuoyundan büyük tepki geldi.
Başkan savunmaya geçti; “Beni eleştirenlere söylüyorum. Bu millet her şeyi biliyor. Prim kavgası yapanları, gruplaşıp hocasıyla kavga edenleri, kampta birbirlerine silah çekenleri de biliyor. Bugün milli oyuncuları ağabeylerinin izinden giderek 80 milyonu sevindirmek istiyor” dedi.
Çok haklı, katılıyorum.
Lakin; bugünü geçmişin olumsuzlukları üzerinden değerlendirmek Hacıosmanoğlu’nun canını sıkabilir.
Örneğin; 11 yıl önce hakemlerin stat odasında 5 saat rehin tutulması talimatını veren kişinin aldığı cezaları ve şimdi oturduğu makamı sorgulayabilir birileri.
Veya “Kadın gibi 100 sene yaşayacağıma, erkek gibi bir sene yaşarım” şeklindeki uygunsuz ifadelerinin hayatı boyunca peşini bırakmayacağını anımsatabilir. Söylediği doğru; herkes her şeyi biliyor!
Lucescu ve vefa bozası
Milli takım kaptanı Hakan Çalhanoğlu’nun da söylediği gibi, çeyrek asır sonra dünya kupasına gitmemizde en büyük pay, play-off elemelerinde yendiğimiz Romen milli takımının teknik direktörü Mircea Lucescu’ya aittir.
İsterdim ki, İnönü stadındaki tarihi maç öncesi Futbol Federasyonu başkanı futbolumuza katkıları için bir şilt, bir milli takım forması versin ve teşekkür etsin.
Maçtan sonra Çalhanoğlu’nun ona nasıl sarıldığını gördünüz değil mi?
Ya Montella’nın teselli çabasını?
Riva’daki makam odasında her misafirine milli takım forması hediye etmesi haberinin TFF internet sitesinden paylaşılmasından beis görmeyen Hacıosmanoğlu bu “detayı” atlamış olabilir.
Peki onca danışmanın aklına gelmedi mi, büyük futbol emekçisine küçük bir jest yapmak?
Şu aralar sağlık sorunlarıyla boğuşan Lucescu, İstanbul’da yaşarken en çok neyi seviyormuş biliyor musunuz? Vefa bozasını!
Karakterli takım!
Dünya kupası yolundaki iki zorlu sınavı başarıyla geçtik. Harika takımı ve teknik heyeti kutluyorum. Bende iz bırakan isimlere gelince;
Bir; Kosova maçı sonrası Kenan Yıldız’ın kutlamaları bırakıp Juventus’dan takım arkadaşı Zhegrova’ya koşup teselli etmesi.
İki; Uğurcan Çakır’ın son iki maçtaki müthiş kurtarışlarıyla ABD yolunu açması.
Üç; Abdülkerim Bardakçı’nın yere düşen Arnavutluk bayrağını alıp rakip takım oyuncusu Rachica’ya teslim etmesi.
Dört; Arda- Ferdi işbirliğinin zarifliği, “bizim çocukların” samimi, saf, çıkarsız coşkusu.
Karakterli bir insanın ardında önce aile terbiyesi, sonra öğretmenlerinin şefkati, nihayetinde yeteneğini geliştiren hocaları vardır.
İnsana saygı
“Bütün fikirlere saygı. Hayır efendim. Fikirler değil insanlar saygı konusudur. Fikirler değerlendirme konusudur.”
İonna Kuçuradi
Sende Yorum yap