s

Çok Uluslu NATO Gücü ve Şüphe Tüccarları

Gazeteciliğin en büyük düşmanı tembellik ve ön yargıdır. Kamuoyunu bilgilendirmek yerine sosyal medya ve internet sitelerinde “tık” peşinde koşan “şüphe tüccarları” da işin içine girince, bir bardak suda fırtınalar kopuyor. Son haftalarda Türkiye’de kurulması planlanan Çok Uluslu NATO Kuvvet Komutanlığı üzerinden yürütülen tartışmalar tam da bu duruma örnek teşkil ediyor.

NATO’nun temelini dün 77. yılı kutlanan Washington Antlaşması oluşturur. Bu belge ittifakın hukuki ve felsefi çerçevesini belirlerken, yükümlülüklerin nasıl yerine getirileceği Stratejik Konsept Belgesi (NSC) ile somutlaşır. Ancak savunmanın “nasıl” yapılacağı sorusunun yanıtı, NATO jargonunda DDA olarak bilinen “Caydırıcılık ve Savunma” belgesi çerçevesinde hazırlanan planlarda yer almaktadır.

2020 yılında kabul edilen DDA, Rusya ve terörizm tehditlerine karşı Avrupa-Atlantik alanının nasıl savunulacağını belirledi. Bugün geldiğimiz noktada, eski “kademeli mukabele planları”, yerini DDA içindeki Bölgesel Planlara (RP) bıraktı. Bu planlar, NATO müttefiklerinin bölge bölge nasıl savunulacağını belirleyen hayati yol haritalarıdır.

Günümüzde NATO, “360 derece savunma” anlayışıyla kara, hava ve denizin yanı sıra siber ve uzay alanlarını da kapsayan “çok alanlı” (multi-domain) bir yapıya geçti. Bu yeni savunma duruşu (posture) kapsamında üç adet çok uluslu kolordu kurulması kararlaştırıldı. Bunlardan biri Polonya’da, biri Romanya’da, üçüncüsü ise Türkiye’nin önerisiyle ülkemizde kuruluyor.

Geçmişte (1970-1998) NATO nezdinde daha çok “güvenlik tüketen” konumda olan Türkiye, 2000’li yıllardan itibaren “net güvenlik üreten” bir aktöre dönüştü. Adana’daki 6. Kolordu bünyesinde kurulacak olan MNC-TUR projesini bu gözle okumak gerekir. Ankara’nın liderliğindeki bu kuvvete bir Türk komutan başkanlık edecek, komuta kademesinde müttefik subaylar ve astsubaylar yer alacak. Bu karargahın işlevsellik kazanması için gereken sertifikasyon süreçleri göz önüne alındığında, MNC-TUR’un 2028’den önce tam operasyonel hale gelmesi beklenmiyor. Dolayısıyla NATO ‘ordusu’ Türkiye’yi asla işgal etmiyor. Böyle bir hamle mümkün de değil. Her safhasını Ankara’nın da onayladığı ve Türkiye’nin önderliğinde gerçekleştirilen bir yapılanma. Keza barış döneminde MNC-TURkarargahında 450-700 arasında askerin yer alması öngörülebilir. Harekat esnasında ise 6 tümen ile 24 destek birimiplanlanıyor olması pek muhtemel. Bu son husus, FGC, yani güç oluşturma konferansında NATO üyelerinin kaçar asker göndermeye hazır olduklarını ilan ettikten sonra açıklık kazanacaktır. Ev sahibi ülke konumundaki Türkiye de tabii ki bu kuvvete en çok asker veren, komuta kademesinin başat aktörlerini sağlayanlar arasında yer alacaktır.

Adana stratejik bir tercihtir. Müsellesle Polonya’dan Adana’ya, oradan İspanya’ya çizilecek hatlar, ittifakın Rusya’dan veya güney kanadından gelebilecek tehditlere karşı yaklaşık 300.000 askerle mukabele edebileceğinin göstergesidir. Türkiye’nin bu konvansiyonel kuvvetlerdeki liderliğinden ve bölgesel planlardaki ağırlığından rahatsız olanların niyetini anlamak zordur. Unutulmamalıdır ki NATO’da Ankara’nın onayı olmadan hiçbir karar alınamaz.

Türkiye’nin NATO üyeliğini sorgulayanların, ayrılığın maliyetini iyi hesaplaması gerekir. İttifaktan çıkmak; Rum kesiminin NATO üyeliğine yol açmak, Ege’de gerilimin iyice artması, Atina’nın Türkiye aleyhinde bölgesel plan talep etmesi, Ankara’nın NATO’nun partner ülkelerini bir araya getiren Barış İçin Ortaklık programına bile üye olması için Yunanistan vetosunu aşamaması anlamına gelir. Keza NATO standartlarında (STANAG) silah üretememek ve füze savunma sistemi ile NATO petrol boru hattından mahrum kalmak demektir. Türkiye, yıllık yaklaşık 100 milyon dolar katkı payı ödeyerek dahil olduğu bu güvenlik şemsiyesini kendi başına kurmaya kalksa, bunun maliyeti 2 trilyon doları bulacaktır. Belgeleri okumayı bilmeyenlerin bile bu hesabı yapabilmesi gerekir.

Haber Yorumları

Henüz Yorum Yapılmamış.

Sende Yorum yap

Son dakika haberler

En güncel ve en doğru, tarafsız haberin merkezi.