s

Hak savunurken haddini aşmak

Bazen senden bunu hiç talep etmemiş birinin ‘haklarının’ savunulmaya ihtiyacı olduğunu düşünmek, iyi niyetli de olsan çok tatsız bir tablo yaratıyor. Bunu X’te gördüğüm bir konu üzerine düşündüm geçen gün. Berlin’den Altın Ayı alıp ayağının tozuyla sinemalarımıza gelen “Sarı Zarflar” filminin yönetmeni İlker Çatak ile birlikte iki ortak yazarı daha var: Çatak’ın ressam olan eşi Ayda Meryem Çatak ve yapımcı Enis Köstepen.

Birlikte heykelciği kucaklarken çok güzel kareleri olan İlker – Ayda Meryem Çatak çifti T24’ten Binnaz Saktanber’e verdikleri röportajda 20 seneyi bulan beraberliklerini, birlikte üretme süreçlerini anlatıyorlar. İlker Çatak, 28 yaşında Hamburg’a sinema okumaya gittiğinde çalışıp para kazanan karısına teşekkür ediyor; “O sırada kendi sanatını yapmadı, çalıştı, onun hakkını ödeyemem” diyor. Ve bu cümle alıntılanarak şuna dönüşüyor: “Kadın adam için kendinden vazgeçmiş, sanatını bırakmış, ezilmiş, adam kendini aşırı önemsiyor,” vesaire… Yani ortada birlikte yazdıkları bir işle büyük ödül almış, mutlu iki insan var. Eve kapanıp kalmış mutsuz bir kadın yok, ortaya çıkan filmin en önemli parçası olan senaryoda imzası var. Bu öncelikle ona ayıp.

Derken ikili Mirgün Cabas’ın YouTube programına da beraber katıldılar ve orada bu konu gündeme geldi. Ayda Çatak’ın verdiği cevap çok güzeldi: “Hayatta geldiğim yerde ben mutluluğumu da mutsuzluğumu da kimseye yükleyemem. Biz çift olarak bir karar vermiş olabiliriz ama bu kararı sonuçta ben verdim. Orada bir hayat paylaşılırken sanki ben saçımı süpürge etmiş, kendimi unutmuş bir kadın rolüne indirgenmeyi kabul edemiyorum, çünkü durum o değildi”.

Evet, kadınların sıklıkla ezildiği, kendilerinden vazgeçmek zorunda kaldığı bir coğrafyada yaşıyoruz. Erkeğin kadını sömürdüğü hayatlar çok. Ama bir koca karısını kendisine verdiği emekten ötürü övmeye çalışırken, orada son derece güçlü duran kadına “vah vah” demeye kalkmak kimsenin haddi olmamalı. Asıl bu oradaki kadını küçümsemeye kalkışmak oluyor.

Bambaşka bir“Seni Yazdım”

Ne kadar sektör olduğu tartışılabilir dizi sektörümüzün pek çok sorunundan biri vakitsiz veda eden diziler. Vakitsizden kastım daha 10 sezon giderdi, suyunun suyunu izlerdik değil, girişi – gelişmesi – sonucu olmak üzere tasarlanan bir hikâyenin gelişemeden birdenbire toparlanıp hızlıca finale koşturulmasından söz ediyorum. Artık ne tanıdığımız karakterler kalıyor ortada, ne daha önce bir yere bağlanmak üzere atılmış ilmekler, apar topar ‘bağlanıyor’ bir yerlere.

Beş altı bölümde hiç var olmamış gibi yayından kalkanlardan olmasa da “Veliaht” da jet hızıyla finale ulaştı, bize gelecekten haberler vererek. Benim aklımda o kadar severek izlediğim dizinin final bölümünden bir tek açılışta ve kapanışta çalan şarkı kaldı: “Seni Yazdım”. Müslüm Gürses’ten tanıdığımız bir Burhan Bayar bestesi, damardan bir arabesk klasiği. Gürses şarkılarına damgasını vuran bir yorumcu, onun şarkılarını sonradan seslendirmeyi denemek genellikle dinleyiciyi üzer. Fakat bu sefer bu yumuşacık ses, hiç bağırmadan şarkının isyanını taşıyan yorum (Düzenleme: Özgür Özkan Mete) beni anında yakaladı.

Tanıdık da bir ses; “Serra Arıtürk. Dizinin Reyhan’ı. Sezon başında Cem Yıldız’ın “İmkansız”ını da söylemiş dizi için. O an hatırladım, yine başkasından dinlemenin ancak hayal kırıklığı yarattığı Hümeyra’nın şarkılarının yer aldığı albümde bir kenara yazdığım bir isimdi, Serra Arıtürk. “Güzelliğin On Para Etmez”i söylüyordu, gayet kendine özgü bir şekilde.

Ben Serra Arıtürk’ün daha önce söylediği şarkıları tek tek keşfetmekle meşgulken, yine “Seni Yazdım”ı yayınlayan Pasaj & Garaj Müzik etiketi ve Özgür Özkan Mete düzenlemesiyle “Fem” çıktı. Sibel Alaş’ın şarkısı. Çok doğru bir seçim olduğunu düşünmüyorum, diğerleri kadar farklı ve şaşırtıcı bir etki yaratmıyor ama Arıtürk’ün ses rengi her şarkıda insanı etkileyen türden. “Seni Yazdım”ı dinleyin lütfen.

Haber Yorumları

Henüz Yorum Yapılmamış.

Sende Yorum yap

Son Dakika

>
>
>
>

Tüm Haberler

Son dakika haberler

En güncel ve en doğru, tarafsız haberin merkezi.