Çin ve Rusya hâlâ hayatta mı?
Biliyoruz, 1991’de Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra kurulan Rusya Federasyonu, 85 federal bölümleriyle, 150 milyon nüfusuyla orada duruyor. Mao Zedong’nun Çin Komünist Partisi ile 1 Ekim 1949’da ilan ettiği Çin Halk Cumhuriyeti de bir buçuk milyar insanla hala dünyanın en kalabalık ikinci ülkesi!
Sorun da orada zaten! Dünya, dün sabaha kadar, Trump’ın “İran’da uygarlığın izi bile kalmayacak şekilde bombalanacağı” tehdidi ile adeta kalkıp oturduğu halde, bu iki sözüm-ona süper güç hala var olmaya devam ediyorlar mı, etmiyorlar mı, anlamak mümkün değildi. Rusya’nın resmi yayın organlarından Russia Today’in “Orta Doğu nükleer bir felakete ne kadar yakın?” diye soran başlığından anlıyoruz ki, Rusya “ABD ve İsrail’in İran’a karşı sürdürdüğü savaş” olgusunun ve “Bu savaşın bölgenin büyük bir bölümünü yaşanmaz hale getirebilir” olduğunun farkında. Bahreyn’in ABD-İsrail saldırganlığını meşrulaştıran, İran’ı savaşın tek sorumlusu olarak gösteren karar tasarısını “Utanç verici bir girişim” diye niteleyerek Güvenlik Konseyi’nde Rusya ile birlikte ret oyu vermesinden anlıyoruz ki Çin de hala olup biteni takip ediyor!
Bu iki süper gücün bu karar tasarısına olumlu oy veren İngiltere, Fransa, Yunanistan ve Sierra Leone’den tek farkı, bu ret oyu mu olmalıydı? Rusya’nın, Amerikan ve İsrail uçaklarını düşürecek silahı ve bu uçakların radar bilgisini İran’a verdiğine ilişkin sosyal medya dedikodusundan daha fazla bir girişim; mesela, Trump’ın tehdidinin en azından askıya alınması için çaba gösteren Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif ve Mareşal Asim Münir kadar bir varlık beklenemez miydi? Trump Pakistanlı bu iki yetkilinin girişimleri ile, İran’ın yeni on maddelik anlaşma teklifini kabul ettiğini ve İran’da uygarlığı yok etme kararını ertelediğini söyledi.
Son seyahatimde, İran’da zaten fazla bir uygarlık eseri kalmadığını, mollaların 5 bin yıllık Pers ve İslam uygarlığını 45 yılda hatırı sayılır şekilde eskiye çevirmeyi başardıklarını, ortaya umutsuz, cansız bir insan kitlesi çıkartmayı başardıklarını görmüştüm. Ancak, Trump’ın tehdidi üzerine, dün geceyi, vurulması muhtemel nükleer enerji ve petro-kimya sanayii tesislerini, belli başlı kavşaklar ve kamu binalarının çevresinde, el ele-kol kola insan kalkanı oluşturan İran halkı, Rus ve Çin devlet başkanlarına, AB denen kendi bitmiş-adı kalmış birliğin dünyaya uygarlık satan üyelerine, meselenin gerçekte ne olduğunu göstermiş olması gerekir.
İran halkı, İsrail’in soykırımcı Siyonistlerinin ve onların borazanı haline gelmiş olan Trump’ın iddia ettiği gibi, atom bombası imal edip bütün Orta Doğu’ya ve ABD müttefiki ülkeleri yok etmeye çalışan bir rejimin köleleri değildir. Trump efendi, ayaklansınlar diye İran halkına çok silah yollamış da oradaki ayrılıkçı Kürtler silahlara el koymuşlar ve protestoculara vermemişler! Bu akıllara ziyan açıklamaları, dün oluşturdukları insan kalkanları ile İran halkı tümüyle boşa çıkartmıştır.
İran Dışişleri Bakanı Abbas Aragçi de ortada yeni bir on madde olmadığını, ilk günden beri, İsrail ve Amerikan saldırısı durursa Hürmüz’ün de Basra Körfezi’nin de açık olacağını söylediklerini bildirdi. Arabulucuları olan damadı Kushner ile kripto para imalat ortağı Witkoff, ne anladılar ve kendisine ne kadar doğru aktardılar bilinmez; ama İran 28 Şubat’ta da dün de aynı şeyi söylüyor: Nükleer silah edinme planımız yok; Hamas, Hizbullah ve Husilere desteği kesebiliriz.
Yani başa dündük: İki ülke Trump’ın 12 Nisan 2025’te İran dini lideri Ali Hamaney’e yazdığı mektuptaki gibi, iki aylık görüşmeler yapılması ve bir anlaşmaya varılması noktasına geri geldiler. Ancak o zaman da İsrail sürenin dolmasını beklemeden, görüşmeler devam ederken İran’a saldırmış ve Trump’ı da savaşa sürüklemişti.
Bakalım bu kez Trump yine aynı Siyonist tuzağına düşecek mi? Yoksa Rusya ve Çin, bu kez devreye girerek en azından Trump’a Netanyahu’nun planları hakkında bilgi verecekler mi?
Sende Yorum yap