s

Sorun yaratan değil, çözüm üreten eğitim

Hemen her alanda müthiş bir değişim söz konusu ve bu değişimi yönetecek, ayakta tutacak, geleceğe taşıyacak meslek insanları kadar, bu değişime uyum sağlayacak bireyler yetiştirmek de çok önemli.

Peki tüm gelişmeleri ne kadar ciddiye alıyoruz?

Kolayı mı seviyoruz, zor olanı mı?

İlk çağlarda önce aç kalmama mücadelesi vardı, sonra güvenlik öne çıktı. Yerleşik yaşama geçildikten sonra hırsların esiri olundu. Konfor, güç, sömürgecilik ve en önemlisi de sanayi devrimleriyle birlikte bilek gücünün yerini akıl, bilim, teknoloji aldı. Demokrasi mücadelesi, laiklik, insan hakları, hukuk ve yurttaşlık haklarında çok yol alındı ama bir o kadar elde edilen kazanımlar yok sayıldı…

Dünyanın geldiği nokta ortada. Pandemiden sonra çok şey değişti. Savaşlarla altüst oldu. Görünen o ki yapay zekayı da gölgede bırakacak yeni gelişmelere gebeyiz. Başta deprem olmak üzere tüm doğal afetlere nasıl dur diyemiyorsak, pek çoğunun ne zaman nereden nasıl geleceğini öngöremiyorsak, onlarla yaşamayı öğrenmemiz gerekiyor. Felaket sonrası alınacak önlemleri felaket öncesine çekmeyi kafalarımıza kazımamızın ne kadar önemli olduğunu anlatmamız şart. Hemen her konuda olduğu gibi söz dönüp dolaşıp yine eğitime geliyor. Eğitim yaşayan bir varlıktır. Zamana ve hayatın akışına göre şekillenir. Hayatın ve zamanın gerisinde kaldığında ise önemini yitirir.

Peki o zaman nasıl bir eğitim?

Zor hem de çok zor soru ama cevapsız değil.

Ciddiye alınır, kafa yorulur, akıl, bilim ve pedagoji ekseninde yol alınırsa gerisi gelir.

Nasıl bir eğitim?

Görerek, dokunarak, yaşayarak ve en önemlisi de üreterek yaşama katkı sağlayacak bir eğitim modeli hepimizin en büyük dileği.

Peki bu o kadar zor mu?

Kolay olmadığı kesin ama çok daha önemlisi buna yediden yetmişe hepimizin inanması gerekiyor. Eğitim reformları ne kadar güçlü olursa olsun, öğrenci, öğretmen ve velilerin beğenisini kazanmadıysa, onların onayını almadıysa yani sürdürülebilir hale gelmediyse ayakta kalması mümkün değil. Bunun çok örneğini gördük, yaşadık, “yazık oldu” dedik...

“Nasıl bir eğitim?” sorusunun cevabı dün farklıydı, bugün çok daha farklı, yarın ise bugün için hiç öngörülmeyen boyutlarda olabilir. Eğitim bilimciler, sosyologlar, fütüristler, psikologlar ve diğer bilim insanları bunun için var. Bu noktada derslerini çok iyi çalışıp siyasileri bilgilendirmeleri gerekiyor ki onlar da doğru olanı yapsınlar...

Eğitimin dünden bugüne gelen “soran, sorgulayan, araştıran, üreten, iyi bir insan, iyi bir yurttaş yetiştirmek” gibi ulvi görevleri asla yok olmayacak ama yeni gelişmelere uyum sağlayacak donanım ve yetkinlikler kazandırmak da olmazsa olmaz hedefler arasında yer almalıdır. Sınav odaklı eğitimde 50, 100 bin kişi mutlu olsun diye milyonlarca öğrenciyi, anne babayı bilgi hamalı yapmakla kalmayıp stresle perişan ediyoruz. Oysa herkesin başarılı ve mutlu olacağı bir alan mutlaka var. Keşke biraz da buna kafa yorsak. Öğrencilerin bilmediklerini değil bildiklerini, başarılı oldukları alanları tespit edip o yönlerini geliştirsek. Herkesi doktor, mühendis, hukukçu, öğretmen, iktisatçı, ilahiyatçı, sosyal bilimci yapacağız derken ara insan gücü yetiştirmeyi ihmal ettik, ısrarla “okumayacağım” diyen öğrencileri zorunlu eğitim kapsamında zorla okulda tutarak diğer öğrencilerin huzurunu kaçırdık, uzunca bir süre sınıfta kalmayı kaldırarak çalışmayanları ödüllendirip çalışanları sıradanlaştırdık. Hormonlu notlara seyirci kalarak da ölçme değerlendirme sistemini felç ettik.

İstediğimiz bu muydu?

Kesinlikle hayır!

Peki bu noktaya nasıl geldik ve bu çıkmazdan nasıl kurtulabiliriz?

Cevabını öncelikle aramamız gereken soru bu olmalı. Çocuklarımız öz güvenlerini, heyecanlarını, geleceğe yönelik umutlarını ve en önemlisi de asla kaybetmemeleri gerekenlere olan güvenlerini kaybettiler. Onlara bir an önce bu değerleri artan bir şekilde yeniden kazandırmalıyız. Bunun yolu da eğitimden, kariyer planlamasından, istihdamdan ve mutlu ve keyifli yaşama olan beklentilerini karşılamaktan geçiyor. Ne olur bu konuya hep birlikte çok daha fazla kafa yoralım…

Özetin özeti: Zaman didişme zamanı değil, çocuklarımız ve ülkemizin geleceği için kucaklaşma zamanı...

Haber Yorumları

Henüz Yorum Yapılmamış.

Sende Yorum yap

Son dakika haberler

En güncel ve en doğru, tarafsız haberin merkezi.