s

Amerikalı Haçlılar


“En başarılı savaşlar nadiren kayıplarını telafi eder”

-Thomas Jefferson

Bu yazıyı yazdığım esnada ABD Başkan Yardımcısı JD Vance İran’la müzakereler için Pakistan’a yeni inmişti. Başkan Trump’ın İran’ı kastederek “bir uygarlığı tamamen yok etme” tehdidi sonuç getirmeyince tarihin en büyük “R” lerinden biri gelmiş ve ABD haritadan silmekle korkutmaya çalıştığı ülkeyle masaya oturmayı kabul etmişti. Bu geri vitesi ben biraz bir ilkokul çocuğunun “seni şöyle döveceğim, böyle mahvedeceğim” diye zorbalık yaptıktan sonra yüzüne yediği ilk yumrukla beraber ağlayarak kaçmasına benzetiyorum. Hür dünyanın lideri olma iddiasındaki bir ülkenin devlet başkanının diplomasiden uzak, 7 yaşında bir çocuk gibi davranıyor olması inanılması zor bir durum, Trump yönetiminin rasyonel kararlar almasını beklememek gerekiyor. Bu da dünya için bir hayli endişe vericidir zira akılcı, hesap kitap yaparak değil, sezgisel ve tamamen duygusal dürtülerle dünya şekillendiriliyor.

ABD giderek kuruluş ilkelerinden biri olan sekülerizmden uzaklaşmakta, histerik bir Haçlı devletine doğru yol almaktadır. Savunma (Savaş) Bakanı Pete Hegseth geçenlerde yaptığı bir açıklamada “aptal angajman kurallarıyla savaşmıyoruz” demişti. Bir süper gücün ordusunu yöneten birinin ağzından kesinlikle çıkmaması gereken bu cümleyi duyunca nutkum tutuldu. Bu açıkça savaş suçu işliyoruz demekti. Hegseth evanjelist kalvinist bir Hristiyan, konuşmalarından “Tanrı”, “İsa” sözcüklerini eksik etmiyor. Savaşın başlarında Pentagon’da ettiği bir duada “merhamet hak etmeyenler için ezici şiddet” dilemişti. Hegseth’in kolundaki dövmede “Deus Vult” (Latince “Tanrı böyle istiyor”) yazıyor; Papa II. Urban’ın 1095’teki Haçlı çağrısına uyan Hristiyan savaşçılar da bu şekilde slogan atıyorlardı. Bu savaşın Hegseth için yeni bir haçlı seferi niteliği taşıyor.

2003 yılında ABD’nin Irak’ı işgal etmesinin üzerinden 4 ay sonra Başkan George W. Bush Mısır’da İsrail-Filistin zirvesine katılmış ve oradaki Filistinli delegelere “Ben Tanrı tarafından görevlendiriliyorum, Tanrı bana Irak’taki tiranlığı bitirmemi söyledi” demişti. Şimdi Bush bile şu anki ABD yönetimine nazaran daha seküler kalıyor. Huntington’ın meşhur “Medeniyetler Çatışması” çok eleştiriye maruz kalmış, devletlerin en nihayetinde duygusal kimlik siyaseti değil, çıkarlarına uygun realist politikalar izleyeceği tezleri öne sürülmüştü. ABD’nin İran’a saldırısını ülke çıkarlarıyla bağdaştırmak pek mümkün değildir. Örneğin savaştan önce Hürmüz Boğazı tamamen açıkken şimdi bir müzakere maddesi konumuna gelmiştir. Oval Ofis’te sanki Borat filminden bir sahneymiş gibi Trump’ın etrafında toplanıp ayin yapan evanjelistler, büyük İsrail’in kurulmasını mesihin tekrar dünyaya dönmesindeki süreçte olması gereken bir olay olarak görüyorlar. Korkarım ki Huntington giderek haklı çıkmaya başlıyor.

Taş devrinden Ay’a yolculuk

Amerika dünyayı evanjelist fanatizmin ateşinde kasıp kavururken bir yandan da bilimin zaferini kutluyor. Orion kapsülü 10 günlük Ay seyahatini tamamlayarak dünyaya döndü; Artemis II misyonu başarıyla tamamlanmış oldu. Bu görev süresince Ay’ın karanlık yüzü hakkında önemli veriler elde edildi. Dünya’dan en uzak mesafeye giden uzay aracı ünvanını kazanan Orion, NASA’yı tekrar Ay’a insan gönderme hedefine bir adım daha yaklaştırdı. Trump taş devrine döndürme tehditleri yağdırırken NASA uzay çağında yeni bir dönemi başlatıyor, ne muazzam tezat değil mi...

Y Raporu

Hegseth’in angajman kuralları hakkındaki kan dondurucu sözleri bana çocukluğumda izlediğim bir filmi hatırlattı. 2000 yapımlı Rules of Engagement (Vur Emri) filmi Yemen’de ABD Büyükelçiliği önünde toplanan kalabalığa ateş açtıran bir Albay’ın yargılanma hikayesini anlatan br mahkeme dramasıdır. Düşünün angajman kuralları adında bir film yapan Amerika’dan bu kuralları hiçe sayan bir Savunma Bakanı olan Amerika’ya nasıl geldik.

Categories: Amerikalı Haçlılar

Haber Yorumları

Henüz Yorum Yapılmamış.

Sende Yorum yap

Son dakika haberler

En güncel ve en doğru, tarafsız haberin merkezi.