s

Tokyo’dan dünyaya bakış

ABD, İsrail ve İran hattındaki savaş rüzgârları ile NATO Genel Sekreteri’nin, Başkan Donald Trump’ın gönlünü alabilmek için gerçekleştirdiği kritik Washington ziyaretinin gölgesinden çıkıp, Japonya’nın başkenti Tokyo’da soluklanma fırsatı buldum.

Brüksel gibi kurumların merkezinde yaşamak, bazen dünyanın sadece Avrupa ekseninde döndüğü yanılgısına yol açabiliyor. Oysa eksenin dışına çıkıp dünyayı başka bir perspektiften izlemek, zihinsel bir zenginlik sağladığı gibi gerçekleri de daha net görmeye yardımcı oluyor.

Nitekim Japonya’da devrim niteliğinde değişimler yaşanıyor. Şubat 2026’daki erken seçimlerde Başbakan Sanae Takaichi, 465 koltuklu mecliste 352 sandalye kazanarak tarihi bir zafer elde etti. Bu temsil gücü, anayasayı değiştirmek için gereken çoğunluğun çok üzerinde. Japonya’nın 2024’te dünya ekonomi sıralamasında Almanya’nın gerisine düşerek 4. sıraya gerilemesini ulusal bir mesele haline getiren Takaichi, “Takaichinomics 2.0” olarak adlandırılan yeni bir strateji izliyor. Bu planın kalbinde, agresif yatırımlar ve savunma sanayiini büyümenin ana motoru yapmak yatıyor.

Japonya, Almanya’yı hem geçilmesi gereken bir ölçüt hem de stratejik bir kader ortağı olarak görüyor. Benzer şekilde Türkiye ve ABD de Tokyo’nun stratejik ortaklık listesinde. Ancak asıl rakipler, hızla yükselen Hindistan ve bölgesel hegemonyasını artıran Çin.

Savunma politikalarında ‘pasifizmden caydırıcılığa’

Takaichi, ülkesini İkinci Dünya Savaşı sonrası “prangalarından” kurtaracak tarihi bir eşiğe taşıyor. Başbakan’ın vizyonu net: Güçlü bir Japonya, caydırıcı bir savunma gücü ve teknoloji odaklı bir savunma sanayii. Dünyanın kalbinin Asya’da attığı bu yeni dönemde, Japonya kuzey yarı küre için kilit bir denge unsuru konumunda.

Ekonomik güçten askeri teknolojiye

Takaichi yönetimi, Japonya’nın teknolojik üstünlüğünü savunma sanayii ile birleştirerek yeni bir ihracat dönemi başlatmayı hedefliyor. Savunma bütçesini GSYİH’nin yüzde 2’sine çıkaran Takaichi, Japonya’yı sadece bir “alıcı” olmaktan çıkarıp “teknoloji ortağı” konumuna yükseltiyor. Bu vizyon, Japon savunma sanayiini küresel pazarda rekabetçi bir aktör haline getirmeyi amaçlıyor.

Anayasa revizyonu ve aktif savunma

Ajandasının en kritik maddesi, Anayasa’nın 9. maddesinin revizyonu. Başbakan, SDF olarak bilinen Savunma Kuvvetleri’nin yasal sınırlamalarını esnetip “karşı saldırı kapasitesini” anayasal güvenceye kavuşturmakta kararlı. Bu hamle, Japonya’nın artık sadece pasif bir kalkan değil, bölge istikrarı için aktif bir dengeleyici güç olacağının ilanıdır.

Devler arasındaki denge: ABD, Çin ve Rusya

Tokyo’nun dış politikası “Serbest ve Açık Hint-Pasifik” vizyonuyla şekilleniyor. Trump’ın Avrupa’daki üsleri kapatma tehditleri sürerken, ABD’nin dünyadaki 750 üssünden 120’sinin Japonya’da, sadece 42’sinin Avrupa’da olması dikkat çekici. Bu durum, Washington’un lojistik gücünün merkezinin neresi olduğunu da kanıtlıyor. Kaldı ki Avrupa’ki üsleri olmasa, ABD, Orta Doğu’ya bu kadar hızlı bir askeri yığınak gerçekleştirebilir miydi acaba?

Takaichi, Çin’in bölgesel yayılmacılığına karşı en sert duruşu sergileyen liderlerden biri. Tayvan Boğazı’ndaki statükoyu Japonya’nın bekasıyla eşdeğer görüyor. ABD ile ittifak hala temel direk olsa da, Takaichi bu ilişkiyi daha “eşit” ve “proaktif” bir zemine oturtmak istiyor. Washington’un Avrupalı müttefiklerine karşı sergilediği tutumdan duyulan rahatsızlık ise hissedilir düzeyde. Rusya konusunda ise Tokyo, Ukrayna’ya destek vererek tavizsiz bir duruş sergiliyor.

Dünyanın ekseni Asya’ya kayıyor

Küresel siyasetin ağırlık merkezi artık Doğu’ya kayıyor. Batı merkezli okumalar bugün dünyayı anlamaya yetmiyor. Türkiye’den Hindistan’a, Endonezya’dan Japonya’ya uzanan bu devasa coğrafya, yeni dünya düzeninin asıl mimarı olacak. Takaichi’nin Japonya’sı, bu yeni Asya çağında sadece bir izleyici değil, kuralları çerçevesini çizen ve güvenliği inşa eden ana aktör olma yolunda emin adımlarla ilerliyor.

Haber Yorumları

Henüz Yorum Yapılmamış.

Sende Yorum yap

Son dakika haberler

En güncel ve en doğru, tarafsız haberin merkezi.