Gerçeklikten kopuş
“Mükemmel değil, merhametli çocuklar yetiştirin. Karıncaları ezmeyen, ağaç dallarını kırmayan, çiçekleri ezip geçmeyen, sevgiyi hissetmeyi ve hissettirmeyi bilen çocuklar.” -Doğan Cüceloğlu
İlkokuldayken ödev için bir kartonun üzerine farklı dergilerden, gazetelerden kestiğimiz resimleri yapıştırıp kolajlar yapardık. Şimdi birkaç kelime ile yapay zekaya saniyeler içinde bunu yaptırabiliyorsunuz. Eskiden ansiklopedi karıştırıp ‘projeler’ hazırlardık, saatlerce uğraşıp Powerpoint sunumları oluştururduk. Artık ona söylememize bile gerek kalmadan “istersen bunu dilediğin formatta bir sunuma dönüştürebilirim” diyen bir şey var hayatımızda. Photoshop’u ilk lisedeyken öğrenmeye başlamıştım; hiç unutmam, bir el fenerinden ışık çıkıyormuş gibi yapmak için sabahlamıştım. Şimdi bir bakıyorsunuz Trump’ın elinden ışıklar saçılan bir fotoğrafı şak diye yaratıyor bilgisayar. Trump’ın “meme” denilen bu tarz “deepfake” resimleri internette dolaşıyor. Artık yapay zekaya yaptırılan görseller halkla ilişkiler kampanyalarının merkezindeler. İşte korkunç olan da bu, gerçek ile sahte birbirinden ayrılamaz hale gelmek üzeredir.
Netanyahu’nun yayınladığı videoların gerçek olup olmadığı çok tartışıldı. İlk zamanlarda yapay zeka videolarının gerçek olmadıkları bariz olarak anlaşılıyordu. Çok kısa süre içinde neredeyse gerçekten ayırt edilemez hale geldiler. Uzmanların bile gerçek mi yapay zeka ürünü mü diye ayrıştıramayacağı noktaya varmamız an meselesidir. Bu olduğunda nasıl bir dünyada yaşayacağız? Seçim kampanyalarında vatandaş neye inanacak? Daha da derine inersek, gerçek dediğimiz nedir? Teknoloji geliştikçe binlerce, yüzlerce yıl önce Platon’un, Descartes’ın cevaplamaya çalıştıkları soyut kavramları somutlaşmış çıkmazlar olarak tekrar önümüzde buluyoruz. Bu iki filozofu haklı çıkaracak şekilde, artık bir beyin egzersizi olarak değil, gündelik yaşamın pragmatik bir gereksinimi olarak gözümüzle gördüğümüz, kulağımızla duyduğumuz hiçbir şeyi gerçek olarak kabul etmememiz gerekecek.
“Incel” tehlikesi
Ülkemizde son günlerde gerçekleşen vahim olaylarda da bu gerçeklikten kopuşun ciddi bir etkisi vardır. Kahramanmaraş’taki okul katliamını yapan saldırganın Whatsapp profilinde 2014’te California’da altı kişiyi öldüren Elliot Rodger’ın resmi olduğu tespit edildi. Rodger saldırıdan önce 141 sayfalık bir manifesto yayınlamıştı. Sözde manifestoya kısaca bir göz attığımda çektiği yalnızlık sonucunda gerçeklikten iyice kopmuş, kendini Tanrı gibi gören bir ruh hastası profiliyle karşılaşmıştım. Rodger’ın bir hayran kitlesi oluşmuş, bir “incel” kahramanı haline gelmişti. “İstemsiz bekar” diye çevirebileceğimiz “incel” mevzusu çok ciddi bir tehlike olarak artık maalesef ülkemizde de yer edinmiştir.
“Go touch grass”
ABD’de geçirdiğim dört sene boyunca toplumdaki konformizm beni şaşırtmıştı. Bireysel özgürlüğe vurgu yapan bir ülkede nasıl böyle bir sosyal baskı olabilirdi? Akranları tarafından dışlanan, zorbalığa uğrayan çocuklar Türkiye’ye oranla çok fazlaydı. Sosyal bilimleri “bilim” yapan insan davranışının da bir atom, molekül gibi belirli şartlarda belirli şekilde olacağı düşüncesidir. Korkunç okul katliamlarının sebebini anlamak için toplumu incelemek gerekir. Gerçeklikten kopuş 2014’den bu yana daha da kaçınılmaz hale geldi. Z kuşağının sık kullandığı bir deyim vardır: “go touch grass” (çık çime dokun). Yapay dünyadan gerçek dünyaya dönmemiz gerektiğini çok güzel anlatıyor. Ergenlik enerjisini mahallede top oynayarak atan bir çocuğun katliam yapmasını beklemezsiniz.
Y Raporu
Y kuşağı internette neredeyse tam serbestiyet olduğu “vahşi batı” döneminde ergenliğini geçirdi. Yasaklar yoktu ama bir yandan Hababam Sınıfı, Bizimkiler, Mahallenin Muhtarları gibi filmler, diziler karşımıza çıkıyordu. Yasaklı Discord hâlâ yaygın kullanılıyor. Olumlu içerikleri daha erişilebilir kılarak da toplum şekillendirilebilir. Devlet bireyi doğruyu seçmeye teşvik etme yöntemini kullanırsa temelleri daha sağlam bir toplum oluşur.
Categories: Gerçeklikten kopuş
Sende Yorum yap