s

‘Odada fil var’

Çok severim “odadaki fil” metaforunu. Çözülemeyen sorunların cevabıdır genellikle. Fil odada duruyordur, herkes bilir ama konuşmaz. Nedeni çok. Çocukların gerçekleştirdiği okul saldırıları tartışılırken,

ben ve odadaki fil birbirimize bakıp duruyoruz. Zira katliamlarla, metaforu ortaya koyan akademik çalışma arasında yakın ilişki var.

1984 yılında araştırmacılar J. M. Hastings ve M.H. Typpo, bir klinik psikoloji deneyi yapıyorlar. Çalışma, “An Elephan in the Living Room” başlığıyla yayınlanıyor. Alt başlığı, “The Children’s Book/ Çocukların Kitabı.”

Araştırma, alkol/ madde bağımlılığı olan ailede büyüyen çocukların psikolojileri üzerine yoğunlaşıyor. “Alkol/ madde bağımlılığının sorunların kaynağı olduğu ama kimsenin bu konuyu konuşmadığını” söylüyor. Oturma odasında bir fil var, herkes biliyor, kimse konuşmuyor. Herkes fili yok sayıp, etrafında dolanıyor. “Sessizlik komplosu”, “inkâr mekanizmaları” gibi kavramlar ortaya konuyor.

Çocuk kaynaklı şiddet ve katliamlar sonrasında, sorunun çözümü üzerine devlet, hükümet, akademi, medya kafa yoruyor. Marangoz ormana bakınca kereste görür misali, herkes kendi durduğu yerden çözüm arıyor. Adalet Bakanlığı yasaların değişimi için çalışıyor, İçişleri Bakanlığı denetimleri artırıyor.

Sanal oyun piyasasının denetimsizliği, ölme ve öldürmenin oyunlaştırılması tehlikesi de tartışılıyor. Birkaç sene önce, arkadaşını öldüren 9 yaşındaki çocuğun “Yeniden canlanacak sanıyordum” demesini unuttuk mu?

Sosyal medya içerikleri ve suç şebekeleri de gündemde. Bu köşede ve sosyal medya hesabımda 16 yaş altına sınırlama getiren yasa hakkında çokça öneride bulundum. Denetim ve sorumluğu anne babaya bırakmanın aile içi çatışmaları artıracağını, sorumluluğun hizmet sağlayıcıda olması gerektiğinin altını çizdim.

Tam da burada “odadaki fil” çıkıyor karşımıza. Şiddete yönelimde çocuğu merkeze alan tüm nedenleri masaya yatırıyoruz, çocuğun anne babasının ise etrafından dolanıyoruz.

Anne baba meselesine odaklanmadan sorunu çözemeyiz. Zira, 21.Yüzyılda anne baba, çocuk üzerindeki iktidarını yitirmiştir. Bunun zamanın ruhuyla, “değerler sistemi”nin yerle bir olmasıyla ilgisi var. Çok ama çok daha önemlisi, anne babanın sosyal medya kullanım alışkanlıklarının, telefonu bir çocuk oyalama konforu olarak görmesinin rolü yok mu? Var.

Odanın ortasında kocaman bir fil duruyor, etrafında dolanmaktan vazgeçelim.

“Barış” bize yakışır

İki hafta önce bu köşede, İletişim Başkanlığı’nın Stratcom toplantısını değerlendirdiğim yazımı şöyle bitirmiştim:

“Türkiye, küresel barış iklimini oluşturmak için çalışmaya kararlı. Sonraki adımın din, dil, ülke ayırt etmeden ‘barış için koalisyon güçleri’ oluşturulmasına öncülük etmek olması gerekiyor. Üstelik bu amaç için öncülük, ülkemizin karakterine çok uygun.”

Geçen hafta MHP lideri Bahçeli tam bu çerçevede bir öneride bulundu: “BM öncülüğünde; ABD, Rusya, Çin, Türkiye ve AB’nin katılımıyla bir ‘Dünya Barış Konseyi’ mekanizmasının derhal hayata geçirilmesi insanlık nam ve hesabına tarihi bir mecburiyettir.”

“Yurtta barış, dünyada barış” ilkesine sahip olmak ülkemize tarihi, küresel bir misyon yüklüyor.

İletişim notları

Bir, Antalya Diplomasi Forumu vizyonunu ortaya koyan önceki Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nu ve düzenli sürdürülmesini sağlayan Bakan Fidan’ı kutlamak gerekiyor. İletişim ve uzlaşma ortamlarının önemi gittikçe artıyor.

İki, Kerkük’e 102 yıl sonra Türkmen bir valinin seçilmesi, çok sevdiğim o Kerkük deyişini dilime pelesenk yaptı: “Söylesem el incinir, söylemezsem ben.”

AKLIMDA KALAN

Ziya Gökalp yılı: 2026’nın Ziya Gökalp yılı ilan edildiğini öğrenince aklıma Mustafa Kemal Atatürk’ün, “Bedenimin babası Ali Rıza Efendi, duygularımın babası Namık Kemal, fikirlerimin babası ise Ziya Gökalp’tir” sözleri geldi.

Categories: ‘Odada fil var’

Haber Yorumları

Henüz Yorum Yapılmamış.

Sende Yorum yap

Son dakika haberler

En güncel ve en doğru, tarafsız haberin merkezi.