s

Umberto Eco ile Watches ve Wonders

Umberto Eco, keskin zekâsı ve edebi görüşleriyle beni her zaman derinden etkileyen bir yazar ve düşünür. Okumak, düşünmek ve sorgulamak için geriye müthiş bir miras bırakan Eco’nun Türkçede Çirkinliğin Tarihi adıyla yayımlanan kitabı ise bir başyapıt ve çok önemli bir referans kaynağı.

Dünyanın en önemli saat buluşması sayılan Watches & Wonders 2026 fuarını Eco’yla birlikte gezmek nasıl olurdu acaba? Çünkü fuarda bu yıl çirkinlikte sınır tanımayan saatler çoğunlukta. Gerçi bu çok doğal, saat endüstrisi uzun zamandır estetik açıdan “güzel” saatler konusunda bir tıkanıklığa girmiş durumda. Eco’nun da işaret ettiği gibi, güzellik kurallara bağlıdır; sınırlıdır, öngörülebilir ve kolayca sıkıcı hale gelebilir. Oysa çirkinlik sınırsızdır, yaratıcıdır, hayal gücünü tetikler ve yeni biçimler üretir. Saat endüstrisi de işte bu sınırsız dünyada at koşturuyor.

Gerilimler

Fuarda sergilenen bazı modeller çok tuhaf ama herkes halinden çok hoşnut ve kadranın ortasında bir fil gibi oturan ikiz tourbillon’ları ve aşırı teknik karmaşıklığı alkışlıyor. Eco’nun Çirkinliğin Tarihi’nde tarif ettiği şey tam olarak bu: abartının, tekniğin ve gösterişin yarattığı o rahatsız edici ama bir o kadar da büyüleyici gerilim.

Benzeri birçok saat var ama fuardaki abartının doruk noktası sadece zamanı gösteren dünyanın en karmaşık saati olabilir. Tam 511 parçadan oluşan Ulysse Nardin Super Freak görenleri şaşırtan inanılmaz bir mühendislik harikası. Saatin 511 parçasından sadece 13’ü sabit kalırken, geri kalan 498 parçası sürekli hareket ediyor! Akrep ve yelkovandan oluşan bütün mekanizma kendi etrafında saatte bir tur atıyor; iki adet eğimli tourbillon zıt yönlerde dakikada bir tam tur tamamlıyor. Yıllar süren araştırma sonucunda birçok patent alınan saatin titanyum köprüleri, silisyum denge yayları ve daha birçok özelliği var. Her şey açıkta, her şey aşırı, her şey grotesk. Bu saat yüzlerce yıllık saatçilik mirasının çağdaş bir görünümü ve tam da Eco’nun Çirkinliğin Tarihi’nin modern bir yansıması.

Öte yandan, “çirkin” görünen şeylerin içinde beklenmedik bir güzellik de doğabiliyor. Hermès H08 Skeleton buna iyi bir örnek. İskelet saatlerde “iç güzelliği var” diyemiyorum, galiba bu tarz saatleri çirkin bulan tek saat yazarı ben olabilirim. Ancak yuvarlak-kare formundaki kasasının geometrisi, Art Deco esintili rakamların tipografisi ve rotorun kasayla yarattığı mükemmel uyum şaşırtıcı: Bir moda evinin saat dünyasına hediye edeceği türden bir zarafet ve dengeyi yakalıyor.

Trendler

Son yıllarda 36 mm ile 39 mm arasındaki çapların “altın oran” olarak kabul görmesiyle küçülen kasa çapları bu yılın da en belirgin değişimi oldu. Patek Philippe’in 38 mm çapındaki platin Ref. 5610/1P modeli bu estetiğin en taze kanıtı. Çelik spor saatlerin yerini alan sarı altın ve platin gibi değerli metaller ise yüksek saatçiliğin yeni standardı olarak kabul ediliyor. Vacheron Constantin’in 2.4 mm’lik ultra-incelikte bir otomatik mekanizma geliştirmek için 7 yıllık bir hazırlık sürecinin ardından ortaya çıkardığı Overseas Self-Winding Ultra-Thin fuarın nadir güzel saatlerinden biriydi.

Diğer haberler ise şöyle: Patek Philippe Nautilus modeli 50. yaşını uzun yıllardır beklenen tarih penceresi olmayan bir koleksiyonla kutladı. Jaeger-LeCoultre (JLC), 1970’lerde Audemars Piguet Royal Oak ve Patek Philippe Nautilus gibi efsanevi modellere ultra ince mekanizma tedarik ederek entegre bilezikli çelik spor saat türünün oluşmasında kritik rol oynamıştı. Ancak JLC bugüne kadar bu kategoride ikonik bir örnek sunamadı. Şimdi ise fuarda çarpıcı bir bilezikle duyurulan Master Control Chronomètre koleksiyonuyla hak ettiği yeri alacak gibi görünüyor, tabii kimse bu saatlere “çirkin” damgası vurmazsa.

Haber Yorumları

Henüz Yorum Yapılmamış.

Sende Yorum yap

Son dakika haberler

En güncel ve en doğru, tarafsız haberin merkezi.