Tabana kulak verilseydi yaşananlar yaşanmazdı
Eğitimin, okullarımızın ve çocuklarımızın geldiği son nokta ve yaşananlar günlerdir herkesin dilinde. Tıpkı deprem ve diğer felaketler sonrasında olduğu gibi ahkam kesen çok oluyor. Çözüm üreten yok gibi! Önceden alınması gereken önlemleri iş işten geçtikten sonra “almanın gururunu” yaşayanlar ise en garibi!
Ders alır mıyız? Olayın sadece kriminal bir olay olmadığını görüp pedagojik, psikolojik, sosyolojik, teknolojik daha pek çok farklı nedeni olduğunu kabullenip çok yönlü bir araştırmaya yönelir miyiz? Hep birlikte göreceğiz…
Evrensel değerlerle harmanlanıp milli ve manevi değerlerle beslenen, akıl ve bilimin referansı ile şekillenen eğitimdeki kurucu değerlerimiz, fabrika ayarları ile oynandıktan sonra artık dikiş tutmuyor.
Önce kesintisiz 8 yıllık eğitimle sonra da 4+4+4 ile farklı bir boyuta taşınan, öğretmeni değersizleştiren, öğrenciyi yalnızlaştıran, sınavlarda soru çıkmayan dersleri yok hükmünde sayan, eğitime pedagojik değil de ideolojik bakan şaşı bakış açımız maalesef pek çok sorunun müsebbibi oldu!
Öğrenci odaklı eğitim dedik tam tersini yaptık, çocuklarımızı sınav belasından kurtaracağız dedik sınav köleleri haline getirdik, okumuşları taçlandıracağız dedik sıradanlaştırdık, diploma her kapıyı açan anahtar dedik işsiz bıraktık.
Okullara ısrarla güvenlik görevlisi isteme yerine keşke yeterli sayıda rehberlik öğretmeni isteseydik, eğitim sistemimizin zaaflarını yeniden gözden geçirseydik, istihdam odaklı insan gücü planlamasına ve eğitimine önem verseydik ama en önemlisi de okuldaki huzuru nasıl sağlayabiliriz noktasına odaklanıp öğretmenlerimizin, öğrencilerimizin, velilerimizin sesine kulak verseydik!..
Üst makamlara ulaşamıyoruz!
■ “YÖK’ün baraj puanlarını kaldırması nedeni ile özellikle ön lisans ve pek çok lisans programına, 12 yıllık akademik altyapısı neredeyse sıfır düzeyde öğrenciler geliyor. Bu öğrenciler dersleri anlayamadıkları için başarısız oluyor ve okula gelmek istemiyor. Aileler ise okula gitmesi için onları zorluyor. Aile, okul, ders üçgeni arasında sıkışıp kalan öğrenciler, bir anda kendilerini değişik türde fiili ya da sözlü şiddet olaylarının içinde buluyor. Bu örnek buzdağının sadece görünen kısmı. Bu nedenle YÖK eskiden olduğu gibi tüm üniversite programlarına yeniden baraj getirmelidir. Akademisyenler olarak görüş ve düşüncelerimizi ne rektörlere ne de YÖK başkanına iletemiyoruz.”
■ “Son günlerde okullarımızdan yükselen silah sesleri ve kaybedilen gencecik hayatlar, sadece birer asayiş olayı değil; topyekûn bir sistemin, bir felsefenin ve en acısı da insanlığımızın iflas bayrağıdır.
■ Eğitim fakültelerinin ve MEB’in fildişi kulelerinde, okul koridorlarındaki çocuk sesinden ve disiplin sorunlarından bihaber üretilen teoriler, bugün sahanın gerçeklerine çarparak parçalanıyor.
■ Müfredatın ağırlığı altında ezilen ancak ruhsal dünyasına dokunulmayan bir gençlik yetişiyor.
■ Okullarımız bugün çocukların kendilerini gerçekleştirebildiği alanlar olmaktan çıkmış durumda. Akşama kadar okulda hiç eğlenmeyen, akademik konular dışında spor, sanat ve aktivite yapmasının önü yeterince açılmayan çocuklarımız, her geçen gün daha derin bir boşluğa yuvarlanıyor.
■ Sadece test çözmeye odaklı, sosyal ve duygusal becerilerden yoksun bırakılan bu nesil, aidiyet duygusunu yanlış yerlerde arıyor. Ailesinden ilgi görmeyen, okulda ise sadece bir “numara” olarak görülen çocuk, dikkat çekmek için adeta alarm veriyor.
■ Her ülkede münferit olaylar yaşanabilir ancak bu trajedilerin bir “salgına” dönüşmesini engelleyecek olan ilgili bakanlıkların refleksleridir.
■ Haber mecraları, çocuğun eylemine dair her türlü ayrıntıyı verme yarışını bırakmalı. İzlenme oranları ile toplumsal sorumluluk arasında sıkışan insanlığımız, ne yazık ki yine kısa vadeli çıkarlarını seçti.
■ Bu tablodan bir suçlu çıkarmak istersek, aynaya bakmamız yeterli olacaktır. Suçsuz birini arıyorsak, o sadece çocuklardır. Onları iyi yetiştirmek bir ülkenin büyüklerinin görevidir.
■ Artık sadece yas tutmayı ve suçlu aramayı bırakıp, bir seferberlik ruhuyla harekete geçmeliyiz ki onları koruyan ve yaşama sevinci veren bir dünyayı hep birlikte inşa edelim.
Özetin özeti: Okullar katliam ocağı değil ana kucağıydı. Öğrenciler eli kanlı katiller değil geleceğimizdi. Öğretmenler gözü dönmüşlerin hedef tahtası değil başımızın tacıydı. Arkadaşlar rastgele ateş edilen değil can yoldaşıydı. Biz bu noktaya nasıl geldik?
Categories: Tabana kulak verilseydi yaşananlar yaşanmazdı
Sende Yorum yap