s

ABD ve Trump’ın hamlelerini anlamak

ABD Başkanı Donald Trump’ın iç ve dış politikadaki manevraları, kariyerini bu konulara adamış uzmanlar için dahi şaşırtıcı olabilir. Bazı çevreler Trump’ı “dengesiz” veya “akıl hastası” olarak nitelendirirken, bazıları ise adımlarını şuursuzca atılmış hareketler olarak görüyor. Ancak Trump “deli” değildir. Trump’ın davranışlarını ve ABD’nin yönelmek istediği noktayı anlamak için ülkenin mevcut verilerine bakmak gerekir. ABD kağıt üzerinde dünyanın askeri ve ekonomik devi olsa da yapısal çatlaklar büyümektedir:

Sosyal Kırılganlık: 340 milyonluk ABD nüfusunun 44 milyonu gıda karnesiyle yaşıyor. Bu rakam, Çin’de (DIBAO sistemi) 42 milyon, tüm AB’de ise 16 milyondur.

Doların Kan Kaybı: 2001 yılında küresel döviz rezervlerinin %72’sini oluşturan ABD Doları, 2025 itibarıyla %58’e gerilemiş durumdadır. Gerileme devam edecektir.

Hammadde Bağımlılığı: Çin, nadir toprak elementlerinin %48’ine sahip olmanın ötesinde, bu kaynakların %70’ini kontrol etmekte ve %90’ını işlemektedir. ABD ise bu kaynakların sadece %5’ine sahip olup yalnızca %2’sini işleyebilmektedir. Bu durum, hem sivil hem de askeri teknolojide ABD’yi stratejik bir darboğaza sokmaktadır.

Teknolojik Yarış: Dünya Fikri Mülkiyet Örgütü verilerine göre Çin, yıllık ortalama 1,8 milyon patent başvurusuyla liderliğe otururken, ABD 501 bin başvuruyla geride kalmıştır. ABD’nin askeri üstünlüğünü koruyabilmesi için sanayileşme oranını artırması ve nadir element işleme kapasitesini mutlaka yükseltmesi şarttır. Trump’ın seçim programının mimarı Heritage Foundation’ın “Make America Great Again” söyleminin temelinde de bu veriler yatmaktadır. “Yeniden Büyük” olma arzusu, aslında işlerin yolunda gitmediğinin zımnen kabulüdür.

Trump yönetiminin Avrupalı NATO müttefiklerinden daha fazla sorumluluk almasını ve “külfet paylaşımı” talep etmesini bu çerçevede okumak gerekir. ABD artık Paul Wolfowitz veya Richard Perle dönemindeki gibi sınırsız cephede tek başına operasyon yapma gücüne sahip olmadığını bilmektedir. Bu nedenle dünyayı “kümeleştirme” stratejisine geçmiştir. Bu yeni jeopolitik haritada ABD, bölgesel hakimiyetini müttefikleri üzerinden konsolide etmeyi amaçlamaktadır:

Amerika kıtası: Tamamen ABD hakimiyetinde.

Avrupa: İngiltere, Almanya, Polonya, İtalya ve Türkiye gibi başat aktörler.

Ortadoğu: Türkiye, S.Arabistan ve Mısır.

Asya ve Pasifik: Güney Kore, Japonya, Avustralya ve Yeni Zelanda.

ABD’nin amacı, dünya birinciliğini sürdürüp, müttefiklerini sadece “özerkleştirmek” değil, onları ABD’nin savunmasına destek verebilecek kapasiteye ulaştırmaktır. Özetle; Trump’ın hamleleri bir delilik belirtisi değil, gerileyen bir imparatorluğun müttefikleri üzerinden kendini yeniden tahkim etme ve sanayi/maden savaşlarında hayatta kalma stratejisidir.

Kruvasan ve Türk kahvesiz diplomasi

Diplomasi bazen bir satranç oyunudur, bazen de Paris’teki o aşırı pahalı kafelerde içilen köpükten ibaret kahvedir. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un Hürmüz krizini çözmek için Paris’te topladığı 49 ülke, Cuma günü bu köpüğü karıştırmakla meşguldü. Toplantının adı heybetli: “Hürmüz Boğazı Güvenliği ve Deniz Seferberliği Zirvesi”. Katılan ülke sayısı 49. Sanki Nuh’un Gemisi’ne biniş listesi gibi. Ancak Türkiye yok. AB dışı bir çok ülkenin cirit attığı bu “Avrupave Dostları” buluşmasında, bölgenin en büyük donanmalarından birine sahip, Hürmüz’ün öte yakasındaki dengelerin kadim oyuncusu Türkiye’nin dışarıda bırakılması, Macron tarzı bir “stratejik unutkanlık” mı, yoksa bir nezaketsizlik mi? Macron, “Avrupa’nın lideriyim” mesajı vermek için bir davet verdi. Ankara davet edilmediği için muhtemelen çok şey kaybetmedi.Macron’un tiyatrosunda Türkiye’ye biçtiği rol, aslında AB’nin kendi yalnızlığının bir başka portresi olarak kaldı. Bu arada İran Hürmüz’ü yeniden kapattı.

Haber Yorumları

Henüz Yorum Yapılmamış.

Sende Yorum yap

Son dakika haberler

En güncel ve en doğru, tarafsız haberin merkezi.