Sorun yaşanmadan çözüm üretmiyoruz!
Aradan yüzyıllar geçse de “Kervan yolda düzelir” mantığından asla vazgeçmedik. Akıldan, bilimden, öngörüden, tecrübeden ve en önemlisi de yaşananlardan hiç ders almadık. Önleyici tedbirler ise hiçbir zaman umurumuzda olmadı!
Felaketler her seferinde geliyorum dedi ama yaşanmadan kafa yormadık. Felaketler sonrasında harcadığımız enerjiyi, kaynakları, zamanı öncesinde harcasak, gerekli tedbirleri önceden alsak yaşanan onca acı ya hiç yaşanmayacak ya da çok hafif hasarlarla atlatılacaktı ama gel de anlat!..
Bakan Tekin, son yaşanan okuldaki şiddet olaylarından sonra “Erken uyarı mekanizmalarını güçlendirecek ve şiddet olayı henüz gerçekleşmeden önce müdahale edilmesini sağlayacak sistematik bir yapı kuracağız” demiş. Keşke çok daha önce bu noktaya gelinseydi. Umarız günü kurtarmanın, tansiyonu düşürmenin ötesine geçilir…
Yapı Kredi’nin bu yöndeki programlara, dizilere reklam vermeme duyarlılığını umarız diğer kurumlar da gösterir!..
İşsizlik!
İşsizlik de tıpkı diğer sosyoekonomik konular gibi riskli ve bir o kadar da derin yaralar açabilecek sosyolojik bir süreç. Çok yönlü olarak ciddiye alınmalı. Özellikle de okumuşların işsizliği, hayal kırıklıkları ve geleceğe yönelik beklentilerinin dibe vurması!..
Eskiden diplomasızlar işsiz kalırdı, şimdi diplomalılar işsiz!
Eskiden okumuşlar daha çok kazanırdı, şimdi ise işçiler. Dünden bugüne değişen tek şey işsizlerimizin niteliğinin sürekli yükselmesi, doktoralı işsizlik noktasına kadar gelmesi ve alım güçlerinin her geçen yıl daha da azalması!
Bir ülke için en büyük zenginlik okumuş insan gücüdür. Ülkelerin kalkınmışlığı ile okuma oranları arasında derin bir korelasyon var. Hele bir de kabına sığmayan bir gençlik söz konusu ise parlak bir gelecek sizi bekliyor demektir. Peki, bu her ülke için geçerli mi?
Örneğin bizim için?
Gençleri en iyi şekilde eğitir, doğru bir şekilde yönlendirirseniz geleceği garanti altına almış olursunuz. Yok eğer onları küstürürseniz israfın, tükenmişliğin, huzursuzluğun kaynağı hâline gelirsiniz, işte o zaman hayal bile kuramaz noktaya gelirler!
İstediğimiz bu mu?
Elbette hayır!
Peki o zaman niye bu noktadayız?
Her şeye rağmen ille de eğitim, daha iyi eğitim, doğru insan gücü planlaması demeye devam.
Doğru yanlışın önüne geçecek, iyi kötüyü kovacaktır.
Bu yüzden asla umudumuzu yitirmeyelim.
Mirasyedi mantığıyla harcanan paralar, umutlar bir şekilde yerine gelir; gelmese de olmazsa olmazların en başında değildir. Peki ama boşa geçen yıllar geri gelir mi? Kayıp kuşaklar yeniden kazanılır mı?
Bu soruları daha önce de defalarca sorduk. Israrla sormaya da devam edeceğiz.
Ne olur biraz özen ve empati! Her çocuğa kendi çocuklarımız gibi bakalım. Tek istediğimiz o…
Her meslek ve alın teri kutsaldır. Diplomalı bir işsiz ya da mutsuz bir çalışan mı olmak istersiniz yoksa tercihinizi başkalarına göre sıradan da olsa keyifle yapacağınız bir meslek yönünde mi kullanmak istersiniz?
Önemli olan başkalarının ne düşündüğü değil, sizi mutlu edecek meslektir.
Doğum oranları?
Doğurganlık oranlarına yönelik istatistikler açıklandıkça Ankara hop oturuyor, hop kalkıyor. Tedirgin olmakta sonuna kadar haklılar. Sadece bizim değil dünyanın en gelişmiş ülkelerinin en büyük sorunlarından biri de bu. Daha düne kadar ikinci çocuğa izin vermeyen Çin bile bu gidişattan rahatsız ki sadece doğurganlığı teşvik etmekle kalmıyor, destek de sağlıyor. Bu arada yaşlı nüfusun giderek artması da daha pek çok sosyolojik, ekonomik ve psikolojik sorunları beraberinde getiriyor, iç ve dış göçlerle değişen demografik yapı da tuzu biberi oluyor…
Özetin özeti: Sorunlar giderek öylesine karmaşıklaşıyor ki bu da sadece yaşayanlara değil yönetenlere de altında kalkamayacakları yükler getiriyor. Çare? Bir sonraki yazıda.
Categories: Sorun yaşanmadan çözüm üretmiyoruz!
Sende Yorum yap